مَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّن رَّبِّهِم مُّحْدَثٍ إِلَّا ٱسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَ

“Rablerinden kendilerine gelen her yeni hatırlatmayı hep eğlenerek dinliyorlar.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre ayet, Allah'ın insanlara Kur'an'dan yeni bir şey indirip onları öğütlediğinde, onların bunu dinlerken kalpleri gafil ve oyun oynar halde dinlediklerini anlatmaktadır. Yani kendilerine gelen her yeni vahiy karşısında ciddiyetle değil, alaycı ve gafil bir tutumla karşılık verdikleri belirtilmektedir.

ما يحدث الله من تنزيل شيء من هذا القرآن للناس ويذكرهم به، ويعظهم، إلا استمعوه وهم يلعبون، لاهية قلوبهم
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî, ayetteki 'muhdes' kelimesinin i'rab yönlerini (nasb veya ref ile hal/naat olması) açıklar; 'zikr'in Kur'an olduğunu, onun peyderpey inmesi bakımından 'muhdes' (yeni gelen) diye nitelendiğini, bunun Kur'an'ın mahluk olduğu anlamına gelmediğini belirtir. Ayrıca 'zikr'in Peygamber'in kendilerine hatırlattığı öğüt olabileceği, ya da bizzat Peygamber'in kendisi olabileceği yönünde başka görüşleri de nakleder.

يريد في النزول وتلاوة جبريل على النبي صلى الله عليه وسلم فإنه كان ينزل سورة بعد سورة وآية بعد آية كما كان ينزله الله تعالى عليه في وقت بعد وقت لا أن القرآن مخلوق
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr, İbn Abbas'ın rivayetine dayanarak Ehl-i Kitab'a onların ellerindeki kitaplarla ilgili soru sormanın gereksiz olduğunu aktarır; çünkü onlar kitaplarını yakmış, değiştirmiş, üzerine eklemeler yapmış ve ondan eksiltmişlerdir. Buna karşılık Müslümanların kitabı Allah'tan gelen en yeni kitap olup, saf ve karışmamış (tahrif edilmemiş) halde okunmaktadır.

مالكم تسألون أهل الكتاب عما بأيديهم وقد حرقوه وبدلوه وزادوا فيه ونقصوا منه وكتابكم أحدث الكتب بالله تقرؤنه محضا لم يشب
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre metin, Mu'tezile'nin 'zikir hâdistir, Kur'an da zikirdir, öyleyse Kur'an hâdistir' şeklindeki kelamın hudûsuna dair delilini ele alır ve bu delili çürütür. Râzî'ye göre âyetteki 'zikr' ifadesi harf ve seslerden müteşekkil olan lafzî terkibin hudûsuna delalet eder, Allah kelamının başka bir anlamdaki kadîmliği tartışma konusu değildir; ayrıca ifadenin her zikrin hâdis olduğuna değil sadece bir kısım zikrin hâdis olduğuna delalet ettiği, bunun da bir netice vermediği belirtilir.

وإنما النزاع في قدم كلام الله تعالى بمعنى آخر
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre 'insanların hesabı yaklaştı' ifadesi, geçmişe göre yakınlığı ya da Allah katındaki yakınlığı anlatır; çünkü gelecek olan her şey yakındır, uzak olan sadece geçip gitmiş olandır. Ayette 'insanlar' ifadesi özellikle kâfirleri kastetmektedir, zira devamındaki 'gaflet içinde ve yüz çeviren' ifadesiyle onlar tahsis edilmiştir. Onlara gelen her yeni uyarı zikri, alay ederek ve oyun sayarak karşılanmaktadır çünkü gafletleri ve yüz çevirmeleri son derece ileri gitmiştir.

وخص الناس بالكفار لتقييدهم بقوله: وهم في غفلة

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Müfessirlerin çoğu ayetteki 'zikr' kelimesinin Kur'an'a işaret ettiği ve muhataplarının (özellikle inkârcıların) kendilerine gelen bu uyarıyı ciddiye almayıp gaflet ve alayla karşıladıkları noktasında birleşir. Taberî ve Beydâvî bu gaflet/alay tutumunu vurgularken, İbn Kesîr de vahyin özgünlüğüne/bozulmamışlığına dikkat çeker.

Farklar

Taberî rivayet temelli bir okuma yaparak muhatapların tutumuna odaklanırken, Kurtubî ve Râzî 'muhdes' (yeni/hâdis) kelimesinin dilbilimsel ve kelamî boyutuna eğilip Kur'an'ın mahluk olup olmadığı tartışmasına (özellikle Mu'tezile'ye karşı) cevap üretir. İbn Kesîr ise mukayeseli bir yaklaşımla önceki kitaplarla Kur'an arasındaki farka değinir. Beydâvî ise ayetin bağlamını diğer ayetlerle ilişkilendirerek kimlerin kastedildiğini netleştirmeye çalışır. Bu farklar, müfessirlerin rivayet, dil/belağat ve kelam ekolleri arasındaki yöntem farklılıklarından kaynaklanır.

Dönemsel bağlam

Erken dönem müfessiri Taberî daha çok rivayete dayalı sade bir açıklama sunarken, sonraki dönemlerde Kurtubî ve özellikle Râzî, kelam tartışmalarının (Kur'an'ın hâdis/kadîm olması) etkisiyle ayeti dilbilimsel ve teolojik derinlikle ele almışlardır. Beydâvî ise daha sistematik bir belâgat ve bağlam okuması sunarak bu birikimi özetler niteliktedir. Temel anlam (gaflet ve yüz çevirme teması) dönemler boyunca sabit kalmış, ancak tartışmanın odağı zamanla ahlaki-rivayet düzeyinden dilsel-kelamî düzeye kaymıştır.

Günümüz bağlantısı

Bu karşılaştırmalı okuma, insanın kendisine ulaşan hakikat veya öğüt karşısında ilgisiz ya da alaycı bir tavır takınmasının, çağlar boyunca tekrar eden evrensel bir zaafa işaret ettiğini düşündürebilir. Bu bağlamda ayet, bireyin gündelik hayatta karşılaştığı uyarı ve öğütlere karşı gaflet yerine bilinçli bir dikkat ve içtenlik geliştirmesi gerektiğine dair genel bir hatırlatma olarak düşünülebilir. Ayrıca ilim ile iman arasındaki uyum arayışı, müfessirlerin dil ve akıl yürütmeyi bir arada kullanma çabasında da örnek bulabilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir