إِنَّمَآ إِلَٰهُكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِى لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ وَسِعَ كُلَّ شَىْءٍ عِلْمًا
“Sizin ilâhınız, ancak kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah'dır. Onun ilmi her şeyi kuşatmıştır.” — Elmalılı Hamdi Yazır
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı
Zemahşerî'ye göre 'وسع كل شيء علما' ifadesinde 'وسع' fiili aslında bir tek nesneye geçişli bir fiildir ve nesnesi 'كل شيء'dir. 'علما' kelimesi ise anlam itibariyle failin durumunda olup temyiz olarak mansub gelmiştir; ancak fiil ağırlaştığında iki nesneye geçişli hale getirilerek ikisi de mefûl konumunda mansub kılınmıştır.
ووجهه أن وسع متعد إلى مفعول واحد ، وهو كل شيء . وأما { علما } فانتصابه على التمييز . وهو في المعنى فاعل ، فلما ثقل نقل إلى التعدية إلى مفعولين ، فنصبهما معا على المفعولية لأن المميز فاعل في المعنى
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu müfessir 'ilim ile her şeyi kuşatma' ifadesini önce Allah'ın ilmi, tedbiri ve hükümranlığıyla her şeyi çevrelemesi olarak açıklamış, ardından Katâde'den nakledilen bir rivayete yer vermiştir. Bu rivayete göre Hz. Peygamber Necâşî'nin öldüğünü bildirip ashabına onun için namaz kılmalarını istemiş, ashab 'Müslüman olmayan bir adam için mi namaz kılacağız?' deyince bu ayet inmiştir.
قال قتادة : إن النبي عليه السلام قال : ( إن أخاكم النجاشي قد مات فصلوا عليه ، قالوا : نصلي على رجل ليس بمسلم ) فنزل قوله تعالى
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu metin parçasında Kurtubî'nin, Allah'ın her şeyi ilmiyle kuşattığını ve fiillerini ilim üzere yaptığını belirttiği, kelimenin nasb ile 'tefsir' (açıklayıcı temyiz/beyan) olarak okunduğunu aktardığı görülmektedir. Ayrıca Mücahid ve Katade'nin bu konudaki bir kıraatine atıf yapılmış, ardından Tâhâ 99. ayete geçiş yapılmıştır. Metin parçası eksik/kopuk göründüğünden görüşün tam bağlamı net değildir.
وسع كل شيء علمه يفعل الفعل عن العلم ونصب على التفسير وقرأ مجاهد وقتادة
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı
İbn Kesîr'e göre Hz. Musa kavmine, buzağının ilah olmadığını, gerçek ilahın yalnızca Allah olduğunu bildirmiştir; zira kulluğu hak eden ve ibadete layık olan tek varlık O'dur, çünkü her şey O'na muhtaç ve O'nun kuludur. Ayrıca metinde geçen bir kelimenin temyiz olarak nasb halinde geldiği, bunun Allah'ın her şeyi ilmiyle kuşattığı ve her şeyi sayıca ihsa ettiği anlamına geldiği belirtilmiştir.
ليس هذا إلهكم إنما إلهكم الله الذي لا إله إلا هو أي لا يستحق ذلك على العباد إلا هو ولا تنبغي العبادة إلا له فإن كل شيء فقير إليه عبد له
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu metne göre gerçek ilah, kulluğa layık olan, ilim ve kudret kemalinde eşi ve benzeri bulunmayan Allah'tır. O'nun ilmi bilinmesi mümkün olan her şeyi kuşatmıştır; buna karşılık dökülüp yakılan buzağı, canlı bile olsa aptallığın timsalidir. Ayrıca 'وسع' kelimesinin farklı bir kıraatinde 'علما' kelimesinin i'rab konumu açıklanmaktadır.
وسع كل شيء علما وسع علمه كل ما يصح أن يعلم لا العجل الذي يصاغ ويحرق وإن كان حيا في نفسه كان مثلا في الغباوة
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı
Taberî'ye göre bu ifade, ilahtan başka hiçbir varlığın kendisine kulluk edilmeye layık olmadığını, çünkü tüm yaratılmışların ibadetinin ancak O'na ait olması gerektiğini bildirmektedir. Ayrıca O'nun ilminin her şeyi kuşattığını, hiçbir şeyin kendisinden gizli kalmadığını ve bu geniş ilmin kendisine güç yetmeyecek bir yük olmadığını ifade etmektedir.
يقال منه: فلان يسع لهذا الأمر: إذا أطاقه وقوي عليه، ولا يسع له: إذا عجز عنه فلم يطقه ولم يقو عليه.
Karşılaştırma
Ortak noktalar
Tüm müfessirler 'وسع كل شيء علما' ifadesinin Allah'ın ilminin her şeyi kapsadığı anlamına geldiğinde birleşir; ayrıca çoğu (Zemahşerî, Kurtubî, İbn Kesîr, Beydâvî) 'علما' kelimesinin nasb ile gelen temyiz/beyan olduğunu dilbilimsel olarak vurgular. Taberî, Râzî ve Beydâvî bu ilmin tevhid vurgusuyla bağlantılı olduğunu, yani gerçek kulluğun ancak sınırsız ilim sahibi olana yapılabileceğini belirtir.
Farklar
Zemahşerî ve Kurtubî konuyu ağırlıklı nahiv/i'rab ve kıraat farklılıkları üzerinden ele alırken, Râzî ve Taberî rivayet malzemesine (Katâde nakli, Necâşî kıssası) başvurarak ayeti tarihsel bir olaya bağlar. İbn Kesîr ve Beydâvî ise ayeti Hz. Musa-buzağı bağlamına yerleştirip tevhid temasını ön plana çıkarır; Beydâvî ayrıca ilim-kudret kemalini buzağının aczi ile tezat kurarak işler. Bu farklar, müfessirlerin yöntem tercihlerinden (dilbilimci/belağatçı yaklaşım vs. rivayet ve tefsir-i tarihî yaklaşım) kaynaklanır.
Dönemsel bağlam
Taberî gibi erken dönem müfessirler rivayet ve dil tahliline birlikte yer verirken, sonraki dönemde Zemahşerî ve Beydâvî'de dilbilimsel/i'rab odaklı analiz daha sistematik hale gelmiştir. Râzî ve Kurtubî ise rivayet ile dilbilimi birleştiren bir ara konum sergiler. Temel anlam (Allah'ın ilminin kuşatıcılığı) dönemler boyunca sabit kalmış, ancak izah yöntemleri (gramer detayı, rivayet, tevhid vurgusu) müfessirin ilgi alanına göre çeşitlenmiştir.
Günümüz bağlantısı
Bu ayet, ilim ile iman arasındaki uyumu hatırlatan bir çağrışım taşır; sınırsız bir ilmin varlığını kabul etmek, insanı hem araştırmaya hem de kendi bilgisinin sınırlılığını fark ederek tevazuya yöneltebilir. Ayrıca ibadetin, gerçek anlamda bilen ve güç yetiren bir varlığa yönelmesi gerektiği fikri, günümüzde ibadetin içtenlik (ihlas) boyutunu düşünmeye vesile olabilir.
Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir