كُلُوا۟ وَٱرْعَوْا۟ أَنْعَٰمَكُمْ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَٰتٍ لِّأُو۟لِى ٱلنُّهَىٰ

“Hem siz yiyin, hem de hayvanlarınızı otlatın. Akıl sahibleri için bunda nice ibretler vardır!” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî'ye göre 'fe ahracnâ' fiiline bağlı ifade, çıkarılan nebat çeşitlerinin insan ve hayvanların yararlanmasına izin verilmiş bir hal içinde bulunduğunu belirtir; yani bu bitkilerden bazısının yenmesi bazısının da hayvanlara yem yapılması mübah kılınmıştır.

أخرجنا أصناف النبات آذنين في الانتفاع بها ، مبيحين أن تأكلوا بعضها وتعلفوا بعضها
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre ayetteki bitki sıralaması (hab, nebât, cennât) tesadüfi değildir; Allah önce insan gıdasının aslı olan hububatı, sonra diğer hayvanların da ihtiyaç duyduğu nebatı, en son ise zaruri olmayan meyveleri zikretmiştir. Ayrıca 'küllû' emri hem yeme hem otlatma gibi tüm faydalanma biçimlerini kapsayacak şekilde geniş anlamlıdır ve bitkilerin arzda üç ana kısma (tane, ot, ağaç) münhasır olduğu akli delille sabittir.

فثبت بالدليل العقلي انحصار ما ينبت في الأرض في هذه الأقسام الثلاثة ، وإنما قدم الله تعالى الحب لأنه هو الأصل في الغذاء ، وإنما ثنى بالنبات لاحتياج سائر الحيوانات إليه ، وإنما أخر الجنات في الذكر لأن الحاجة إلى الفواكه ليست ضرورية
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî bu ifadeyi bir mübahlık/serbestlik emri olarak yorumlar; 'ir'av' fiilini hayvanların otlaması ve sahibinin onları otlatması anlamındaki 'ri'aye' kökünden açıklar, hem lazım hem müteaddi kullanımına işaret eder. 'Nühâ' kelimesini akıllar (ukûl) olarak açıklar ve bu hitabın akıl sahiplerine yöneltilmesini, onların görüşüne başvurulması veya nefsi kötülüklerden alıkoymaları sebebine bağlar. Bu ayet Musa'nın Firavun'a karşı Yaratıcı'nın varlığını ispat etmek için yaptığı istidlalin bir parçası olarak zikredilir.

أمر إباحة ( وارعوا ) من رعت الماشية الكلأ ورعاها صاحبها رعاية أي أسامها وسرحها لأزم ومتعد أي العقول الواحدة نهية
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr'e göre bu ifade, yeryüzünün insanlar için gıda ve meyveler, hayvanlar için de yaş ve kuru olarak besinler yetiştirmesini konu edinmektedir. Bu nimetler, sağlıklı ve dosdoğru akıllar için Allah'tan başka ilah ve rab olmadığına delil teşkil etmektedir.

أي شيء لطعامكم وفاكهتكم ولأنعامكم لأقواتها خضرا ويبسا أي لذوي العقول السليمة المستقيمة على أنه لا إله إلا الله ولا رب سواه
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre 'küllû ve'rav en'âmeküm' ifadesi, Allah'ın bitkileri çıkardığını belirten önceki fiilden hal konumundadır ve bitkilerin insanların yiyip hayvanların otlaması için sunulduğunu, bunun için izin verildiğini anlatır. Bu nimetlerde 'ulü'n-nühâ' (akıl sahipleri) için deliller vardır; çünkü toprak insanın aslı, ölümle geri döneceği yer ve yeniden diriltileceği kaynaktır.

كلوا وارعوا أنعامكم وهو حال من ضمير فأخرجنا على إرادة القول أي أخرجنا أصناف النبات قائلين كلوا وارعوا، والمعنى معديها لانتفاعكم بالأكل والعلف آذنين فيه. إن في ذلك لآيات لأولي النهى لذوي العقول الناهية عن اتباع الباطل وارتكاب القبائح جمع نهية.
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre ayette insanlara yeryüzünden çıkarılan güzel rızıklardan yemeleri ve hayvanlarını otlatmaları emredilmektedir. Bu nimetlerde 'ulu'n-nühâ' yani akıl ve idrak sahipleri için ibretler vardır; çünkü bunlar geçmiş ümmetlerin başına gelen felaketlerden ders çıkaran, düşünüp öğüt alan kimselerdir. Nühâ kelimesi akıl ve dinin kişiyi zararlı şeylerden alıkoyması anlamına gelir.

والنهى: جمع نهية، كما الكشى: جمع كشية

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler ayetin, yeryüzünden çıkan bitkilerin hem insan hem hayvan faydasına sunulduğunu ve bunun 'ulü'n-nühâ' (akıl sahipleri) için bir ibret/delil olduğunu vurguladığında birleşir. Ayrıca çoğu, dil/gramer tahlili (hal unsuru, kelime kökü) üzerinden bu anlamı temellendirir ve nimetlerin akla ve tevhide işaret ettiği ortak temadır.

Farklar

Zemahşerî ve Beydâvî daha çok gramer/belağat odaklı olup 'hal' yapısına dikkat çekerken, Fahreddin er-Râzî bitki sıralamasının hikmetini akli istidlalle temellendirir ve tasnif yapar. Kurtubî, ayeti Musa-Firavun kıssası bağlamına yerleştirip kelime kökenine (ri'aye) eğilirken, Taberî rivayet malzemesine (İbn Abbas, Katade) dayanarak geçmiş ümmetlerin ibretine atıfta bulunur. İbn Kesîr ise daha sade bağlamsal bir okuma sunar. Bu farklar, kimisinin dilci/belagatçi (Zemahşerî, Beydâvî), kimisinin kelamcı/akılcı (Râzî), kimisinin rivayet ağırlıklı (Taberî, İbn Kesîr) yöntemi tercih etmesinden kaynaklanır.

Dönemsel bağlam

Taberî'den (erken dönem, rivayet ağırlıklı tefsir) Zemahşerî ve Râzî'ye (dil ve akıl temelli tefsir gelenekleri) doğru bir yöntem çeşitlenmesi görülür; ancak temel mesaj -nimetlerin akıl sahipleri için delil olması- sabit kalmıştır. Sonraki müfessirler (Kurtubî, Beydâvî, İbn Kesîr) önceki birikimi sentezleyerek hem dil hem akli hem rivayet unsurlarını bir arada kullanmayı tercih etmiştir.

Günümüz bağlantısı

Bu ayet, tabiattaki düzenin akıl ve düşünce yoluyla kavranabileceğine, dolayısıyla ilim ile iman arasında bir çekişme değil bir uyum olduğuna dair bir hatırlatma olarak okunabilir. Yeryüzü nimetlerinin insan ve diğer canlılar için ortak bir paylaşım alanı olarak sunulması, günümüzde doğayı koruma ve kaynakları adil kullanma bilincine dair düşünmeye vesile olabilir. Ayrıca 'akıl sahipleri için ibret' vurgusu, sabırla düşünüp ders çıkarmanın kıymetine işaret eder.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir