وَٱضْمُمْ يَدَكَ إِلَىٰ جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَآءَ مِنْ غَيْرِ سُوٓءٍ ءَايَةً أُخْرَىٰ

“"Bir de diğer bir mucize olmak üzere elini koynuna koy ki, kusursuz olarak bembeyaz çıksın."” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre bu ayet, Musa'nın (a.s.) elini koynuna sokup çıkarınca elinin herhangi bir hastalık (baras/alaca) olmaksızın kar gibi beyaz bir şekilde görülmesini, asadan sonra kendisine verilen ikinci bir mucize/alamet olarak açıklar; el eski rengine geri dönmüştür. Bu, Musa'nın peygamberliğinin doğruluğuna dair gönderildiği kimseler için bir kanıttır.

ذكر أن موسى عليه السلام كان رجلا آدم، فأدخل يده في جيبه، ثم أخرجها بيضاء من غير سوء، من غير برص، مثل الثلج، ثم ردها، فخرجت كما كانت على لونه
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî, 'min ġayri sû'' ifadesindeki 'min' harfinin sıla (bağlantı) edatı olduğunu, yani 'baraş olmaksızın bembeyaz olmuş' anlamına geldiğini açıklar. Ayrıca 'ءاية' kelimesinin nasb ile mansub okunuşunda 'huz' (al) veya 'dûneke' gibi hazfedilmiş bir fiile bağlı olabileceğini belirtir. 'Cenâh' kelimesinin sağ ve sol el olduğunu, 'reheb'in Himyer lehçesinde 'kol/yen' anlamına geldiği yorumunu ise reddeder ve bu görüşün dilbilimsel dayanağının zayıf olduğunu vurgular. Son olarak 'burhân' kelimesinin beyazlık ve aydınlıktan geldiğini, delilin de aydınlatıcı olması sebebiyle bu adı aldığını ifade eder.

ومن بدع التفاسير : أن الرهب : الكم ، بلغة حمير وأنهم يقولون : أعطني مما في رهبك ، وليت شعري كيف صحته في اللغة ؟ وهل سمع من الأثبات الثقات الذين ترتضي عربيتهم ؟
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu metinde Râzî, 'cenâh' (kanat) kelimesinin Tâhâ 22'de neden yed (el) ile ilişkilendirildiğini, Zemahşerî'nin (Keşşâf sahibinin) görüşüne dayanarak açıklar: 'Cenâh'tan maksat sağ el, 'ona eklenen' ise sol eldir; her iki elin de birer 'cenâh' (kanat/kol) sayılabileceğini belirtir. Ayrıca 'fe-zânike' kelimesinin hem şeddeli hem şeddesiz okunuşlarının farklı ikil (tesniye) formlarına dayandığını açıklar. Cenâh'ın 'sadr' (göğüs) olarak yorumlanmasının, ayetteki 'tahruc' (çıkar) fiiliyle uyumsuz olacağını vurgular.

قلنا المراد بالجناح المضموم هو اليد اليمنى ، وبالمضموم إليه اليد اليسرى ، وكل واحدة من يمنى اليدين ويسراهما جناح ، هذا كله كلام صاحب ( الكشاف ) وهو في نهاية الحسن
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî bu ayette 'yed' kelimesinin aslının 'yedy' olduğunu, 'cenah' kelimesinin Mücahid'e göre 'pazu/kol' anlamına geldiğini açıklar. 'Beyzâ' (bembeyaz) kelimesinin alaca/hastalık kaynaklı olmayan, güneş ve ay ışığı gibi gece gündüz parlayan bir nur olduğunu belirtir; bu durum İbn Abbas'tan nakledilir. Ayrıca 'âyeten' kelimesinin 'beyzâ'dan bedel olarak mansub olduğunu, Ahfeş ve Zeccâc'ın bu konudaki farklı görüşlerini ve 'ilâ cenâhike' ifadesinin 'koynuna', 'yanına' veya 'beraberinde' anlamlarına gelebileceğini aktarır.

من غير برص نورا ساطعا يضيء بالليل والنهار كضوء الشمس والقمر وأشد ضوءا عن بن عباس وغيره : فخرجت نورا مخالفة للونه
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr, Musa'nın (a.s.) elini koynundan çıkardığında ay parçası gibi parıldadığını, bu parlaklığın alaca (baras) veya herhangi bir kusurdan/hastalıktan kaynaklanmayan mucizevi bir nur olduğunu belirtir. Hasan el-Basrî'nin naklettiği üzere elin bir kandil gibi çıktığı ve bu sayede Musa'nın Rabbine kavuştuğunu (O'nun kelamını işittiğini) anladığı ifade edilir.

وقال الحسن البصري أخرجها والله كأنها مصباح فعلم موسى أنه قد لقى ربه عز وجل ولهذا قال تعالى أي من غير برص
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre 'elini koynuna sok' ifadesi, elin koltuk altına, kolun altına sokulmasını anlatır ve 'cenah' kelimesi kuşun kanadına benzetilerek kullanılmıştır. Elin 'ayıpsız beyaz' çıkması ise alaca hastalığı (baraş) gibi bir kusurdan arınmış, ışık saçan bir beyazlığı ifade eder; 'sû' kelimesi burada çirkinlikten kinaye olarak kullanılmıştır. Bu mucize, Firavun'a gönderilirken asa mucizesiyle birlikte ikinci bir delil olarak sunulmuştur ve Firavun'un azgınlığı, isyanı ve kibri nedeniyle bu iki mucizeyle kendisine gidilmesi istenmiştir.

تخرج بيضاء كأنها مشعة. من غير سوء من غير عاهة وقبح، كني به عن البرص كما كنى بالسوأة عن العورة لأن الطباع تعافه وتنفر عنه.

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler elin çıkışındaki beyazlığın baras/alaca gibi bir hastalıktan kaynaklanmadığını, aksine nur saçan mucizevi bir parlaklık olduğunu ve bunun asadan sonra Musa'ya (a.s.) verilen ikinci bir mucize/delil olduğunu kabul eder.

Farklar

Taberî ve İbn Kesîr rivayet temelli açıklama yaparak mucizenin anlamına ve etkisine odaklanırken (İbn Kesîr ayrıca Hasan el-Basrî'den bir ekleme sunar), Zemahşerî, Râzî, Kurtubî ve Beydâvî dil/belağat ağırlıklı bir yöntem izleyerek 'cenah', 'min', 'burhân' gibi kelimelerin i'rab, lügat ve kıraat farklarını tartışırlar; örneğin 'cenah' kelimesinin kol mu göğüs mü olduğu, 'reheb' kelimesinin lehçe kökeni gibi konularda dilciler arasında görüş ayrılıkları aktarılır.

Dönemsel bağlam

Daha erken dönem müfessir olan Taberî'nin rivayet ağırlıklı sade açıklamasından, sonraki dönemlerde Zemahşerî ile başlayıp Râzî, Kurtubî ve Beydâvî ile devam eden dilbilimsel/belâgat temelli daha ayrıntılı ve teknik bir inceleme yöntemine doğru bir genişleme görülür; İbn Kesîr ise yine rivayet yöntemine dönerek bu iki çizginin bir arada var olabildiğini gösterir. Temel anlamda mucizenin mahiyeti konusunda görüş sabit kalmış, sadece izah derinliği ve yöntemi zenginleşmiştir.

Günümüz bağlantısı

Bu karşılaştırmalı okuma, hem rivayete dayalı hem dil temelli yaklaşımların aynı hakikate farklı kapılardan ulaşabileceğini, ilim ile iman arasındaki uyumun bir örneğini hatırlatabilir. Musa'nın (a.s.) mucizesinin özünde bir 'kusursuzluk' ve 'aydınlanma' vurgusu bulunması, günümüzde de sabır ve ihlasla hakikate yönelmenin, bilgiyi arayışın kıymetine dair yapıcı bir düşünceye zemin sunabilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir