يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُتِبَ عَلَيْكُمُ ٱلْقِصَاصُ فِى ٱلْقَتْلَى ٱلْحُرُّ بِٱلْحُرِّ وَٱلْعَبْدُ بِٱلْعَبْدِ وَٱلْأُنثَىٰ بِٱلْأُنثَىٰ فَمَنْ عُفِىَ لَهُۥ مِنْ أَخِيهِ شَىْءٌ فَٱتِّبَاعٌۢ بِٱلْمَعْرُوفِ وَأَدَآءٌ إِلَيْهِ بِإِحْسَٰنٍ ذَٰلِكَ تَخْفِيفٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَرَحْمَةٌ فَمَنِ ٱعْتَدَىٰ بَعْدَ ذَٰلِكَ فَلَهُۥ عَذَابٌ أَلِيمٌ

“Ey iman edenler! Öldürmede kısas size farz kılındı. Hüre hür, köleye köle, kadına kadın. Ama her kim, ölenin kardeşi tarafından bir şey karşılığı bağışlanırsa, o zaman örfe uyması, ona diyeti güzellikle ödemesi gerekir. Bu, Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve bir rahmettir. Her kim bunun arkasından yine saldırırsa, artık ona acı veren bir azab vardır.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu metinde Taberî, kısas ayetinin farklı yorumlarını bir arada aktarır: Bazı görüşlere göre ayetteki 'kısas' ifadesi, kısasta haddi aşmama (katili öldürmekle yetinip başkasına saldırmama) anlamındadır; bazılarına göre ise cahiliye dönemindeki adaletsiz kısas uygulamalarını (köle yerine hür, kadın yerine erkek öldürme) düzeltmek için inmiştir. Ayrıca bir rivayete göre ayet, Hz. Peygamber döneminde birbirleriyle savaşan iki kabile arasında diyetlerin karşılıklı düşürülmesi (mukassa) olayına dayanır. Taberî bu görüşleri sıralayarak kısasın 'namaz ve oruç gibi terk edilemez bir farz' olmadığını, aksine caiz kılınan ve affı da mümkün olan bir hüküm olduğunu vurgular.

والفرض الذي فرض الله علينا في القصاص هو ما وصفت من ترك المجاوزة بالقصاص قتل القاتل بقتيله إلى غيره لا أنه وجب علينا القصاص فرضا وجوب فرض الصلاة والصيام حتى لا يكون لنا تركه
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî'ye göre bu ifade, kısas ve diyet konusunda intikam alma ya da hak talep etme anlamındaki 'tebi'' kelimesinin dilsel tahlilini içerir; bu kelime bir kimsenin başkasından hak talep etmesi, onu sıkıştırması anlamına gelir. Ayetin manası, kısas uygulandığında veya hak yerine getirildiğinde artık bunun karşılığında kimsenin ek bir talepte bulunamayacağı yönündedir.

أي مطالبة . قال الشماخ : كما لاذ الغريم من التبيع يقال : فلان على فلان تبيع بحقه ، أي مصيطر عليه مطالب له بحقه
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre âyet öncelikle kısasın vücûbunu ifade eder; ‘كتب عليكم’ ibaresi şer‘î örfte vücûb bildirir ve ‘فى’ harfi sebebiyyet için kullanılmıştır, yani âyetin takdiri ‘kısas, öldürülenlerin öldürülmesi sebebiyle üzerinize farz kılındı’ şeklindedir. Ayrıca âyetin ‘الحر بالحر’ ifadesiyle hür ile köle, erkek ile kadın arasında kısasın şart olup olmadığı konusunda iki görüş nakledilir; bir grup bu ifadenin hasr (sadece aynı statüdekiler arasında kısas) ifade ettiğini, diğer grup ise sadece cahiliye âdetini iptal etmek için bu tahsisin yapıldığını, dolayısıyla hasr ifade etmediğini söylemiştir. Son olarak âyetteki ‘عفي’ kelimesinin, katilin affedilmesi durumunda kısasın yerine diyet gibi bir hakkın söz konusu olduğuna delalet ettiği belirtilmiştir.

فدل ظاهر الآية على وجوب القصاص على جميع المؤمنين بسبب قتل جميع القتلى ، إلا أنهم جمعوا على أن غير القاتل خارج من هذا العموم وأما القاتل فقد دخله التخصيص أيضا في صور كثيرة
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî bu ayetin (kısas ayeti bağlamında geçen 'من عفي' ifadesinin) tefsirinde âlimlerin beş farklı tevil yaptığını nakleder. En yaygın görüşe göre 'من' katili, 'عفى' ise kanı bağışlayan velinin fiilini, 'أخ' de öldürülen kişiyi, 'شيء' de diyeti temsil eder; yani veli kısastan vazgeçip bağışlarsa diyet almaya döner ve katilden bunu güzellikle talep eder. Mâlik'in görüşüne göre ise 'من' veliyi, 'أخ' katili, 'شيء' diyeti ifade eder; bu durumda velinin kısastan diyete geçmesi kolaylaştırılmış bir haktır ve katil diyeti ödemek veya kendini teslim etmek arasında muhayyerdir.

أحدها أن من يراد بها القاتل وعفى تتضمن عافيا هو ولي الدم والأخ هو المقتول وشيء هو الدم الذي يعفي عنه ويرجع إلى أخذ الدية هذا قول بن عباس وقتادة ومجاهد وجماعة من العلماء
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr'e göre bu ayet, cahiliye döneminde iki Arap kabilesi arasında yaşanan bir çatışma sebebiyle nazil olmuştur; taraflar köle ve kadınlarının öldürülmesine karşılık kendi hür erkeklerinin öldürülmesini şart koşmuşlardı. Ayetin kısas hükmüne dair kısmı, sonradan 'en-nefsu bi'n-nefs' ayetiyle mensuh kılınmıştır. Ayrıca kısas yerine diyet alma ruhsatı, önceki ümmetlere (Yahudi ve Hıristiyanlara) nazaran bu ümmete verilen bir tahfif ve rahmet olarak açıklanmıştır.

وذلك أن حيين من العرب اقتتلوا في الجاهلية قبل الإسلام بقليل فكان بينهم قتل وجراحات حتى قتلوا العبيد والنساء فلم يأخذ بعضهم من بعض حتى أسلموا فكان أحد الحيين يتطاول على الآخر في العدة والأموال فحلفوا أن لا يرضوا حتى يقتل بالعبد منا الحر منهم والمرأة منا الرجل منهم فنزلت فيهم منها منسوخة نسختها النفس بالنفس
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre ayet, cahiliye döneminde bir kabilenin diğerine üstünlük göstererek hür karşılığında köle, erkek karşılığında kadın öldürme yeminine karşı inmiş; ayetin ifadesi hürün köle karşılığında veya erkeğin kadın karşılığında öldürülmeyeceğine delalet etmez, aksine de delalet etmez. Malik ve Şafiî'nin hürün köle karşılığında öldürülmemesi hükmünü rivayetlere ve sahabe uygulamasına dayandırdıklarını, Hanefilerin ise ayetteki 'en-nefsü bin-nefs' ibaresini kıyas delili saydığını ancak bu delilin zayıf olduğunu belirtir. Ayrıca 'fe men ufiye lehu min ehîhi şey' ifadesinin kısmi affın da tam af gibi kısası düşürdüğüne işaret ettiğini, diyetin ma'ruf üzere talep edilip ihsanla ödenmesi gerektiğini ve bunun diyetin kasden öldürmenin gerektirdiği hükümlerden biri olduğuna delil olduğunu aktarır.

ولا تدل على أن لا يقتل الحر بالعبد والذكر بالأنثى، كما لا تدل على عكسه، فإن المفهوم حيث لم يظهر للتخصيص غرض سوى اختصاص الحكم

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler ayetin cahiliye dönemindeki adaletsiz kısas uygulamalarını (köle-hür, kadın-erkek ayrımı) düzeltme bağlamında indiğini kabul eder; ayrıca kısastan vazgeçilip diyete geçilmesinin (af/tercih hakkının) ayetin önemli bir boyutu olduğu konusunda da görüş birliği vardır. Taberî, İbn Kesîr ve Beydâvî nüzul sebebi rivayetlerine özellikle vurgu yapar.

Farklar

Taberî rivayetleri sıralamakla yetinip kısasın 'kaçınılmaz bir farz olmadığını' vurgularken, Râzî dil tahliliyle kısasın vücûbunu temellendirir ve fıkhi tartışmaları ayrıntılandırır. Zemahşerî salt dil/belağat çözümlemesiyle 'tebi'' kelimesinin anlamına odaklanırken, Kurtubî ve Beydâvî mezhepler arası (Mâlik, Şâfiî, Hanefi) fıkhi ihtilafları detaylandırır. İbn Kesîr ise farklı olarak ayetin sonradan 'nefs bi'n-nefs' ayetiyle mensuh olduğunu ileri sürer ve konuyu ümmetler arası bir rahmet/tahfif çerçevesinde ele alır. Bu farklar, müfessirlerin ağırlıklı yöntemine (rivayet, dil, fıkıh) ve dönemlerindeki mezhebi tartışmalara bağlı görünmektedir.

Dönemsel bağlam

Erken dönem müfessir Taberî ağırlıklı olarak rivayetleri bir arada aktarırken, sonraki dönemlerde Zemahşerî dil tahliline, Râzî mantıksal-usulî istidlale, Kurtubî ve Beydâvî ise mezhepler arası fıkhi istidlallere daha fazla yer verir. İbn Kesîr'in nesh yaklaşımı, tefsir geleneğinde zamanla gelişen sistematik fıkıh usulünün izlerini taşır. Temel nüzul olayı ve adalet vurgusu sabit kalırken, yorumun derinliği ve odak noktası döneme göre çeşitlenmiştir.

Günümüz bağlantısı

Bu karşılaştırmalı okuma, adaletin herkese eşit uygulanması gerektiği ilkesinin ve öfkeyle haddi aşmama, bağışlama kapısını açık tutma anlayışının farklı yorum katmanlarında hep korunduğunu gösterir. Günümüzde bu, aile ve toplum içi anlaşmazlıklarda ölçülü davranma, sabır ve bağışlayıcılık erdemini teşvik eden bir ahlaki referans olarak düşünülebilir. Ayrıca farklı müfessirlerin aynı ayete dil, rivayet ve fıkıh açısından zenginlik katması, ilim geleneğinde çoğulcu ve saygılı bir yorum kültürünün örneği olarak görülebilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir