وَمَثَلُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ كَمَثَلِ ٱلَّذِى يَنْعِقُ بِمَا لَا يَسْمَعُ إِلَّا دُعَآءً وَنِدَآءً صُمٌّۢ بُكْمٌ عُمْىٌ فَهُمْ لَا يَعْقِلُونَ

“O kâfirlerin hali, sadece bir çağırma veya bağırmadan başkasını işitmeyerek haykıranın haline benzer; onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, akıl da etmezler.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre âyette geçen ifade 'meselü a'mâlihim' (onların amellerinin durumu) takdirinde anlaşılmalı, yani hazfedilmiş bir muzâf söz konusudur. 'Keramâdin' ifadesi ise haber konumundadır. Ayrıca bu müfessir 'er-rîhu' kelimesinin 'er-riyâh' şeklinde de okunduğunu belirtir.

على تقدير : مثل أعمالهم ، وكرماد : الخبر وقرىء : ( الرياح )
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr'e göre bu ayette kâfirlerin içinde bulunduğu sapıklık ve cehalet hali, çobanının sesini işitip de söylediğini anlamayan otlayan hayvanlara benzetilmiştir. Bu benzetme, putlara tapınmayı temsil eden bir mesel olarak da yorumlanmış, ancak İbn Kesîr putların hiçbir şeyi işitip anlamadığı ve onlarda hayat bulunmadığı için bu ikinci yorumun daha zayıf olduğunu belirtmiştir.

أي فيما هم فيه من الغي والضلال والجهل كالدواب السارحة التي لا تفقه ما يقال لها بل إذا نعق بها راعيها أي دعاها إلى ما يرشدها لا تفقه ما يقول ولا تفهمه بل إنما تسمع صوته فقط
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre ayette bir muzâf hazfedilmiştir; takdir 've mesel dâi'l-lezîne keferû ke-meseli'l-lezî yen'ıku' şeklindedir. Kâfirlerin taklide dalmaları sebebiyle kendilerine okunanı düşünmemeleri, işittikleri sesin mânasını anlamadan sadece sesi işiten hayvanlara benzetildiği belirtilir. Ayrıca bunun, atalarını taklit etmeleri veya putlara tapmaları bakımından bir temsil olabileceği alternatif olarak zikredilir.

والمعنى أن الكفرة لانهماكهم في التقليد لا يلقون أذهانهم إلى ما يتلى عليهم، ولا يتأملون فيما يقرر معهم، فهم في ذلك كالبهائم التي ينعق عليها فتسمع الصوت ولا تعرف مغزاه، وتحس بالنداء ولا تفهم معناه.
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre bu ayetteki temsil, kâfirin Allah'tan kendisine okunan şeyleri anlama noktasındaki kıtlığını ve kendisine yapılan tevhid davetini ve öğüdü kabul etmedeki kötülüğünü, sesle çağrıldığında sesi işiten ama kendisine söyleneni anlamayan hayvana benzetmektedir. Müfessir farklı görüşleri (deve, eşek, koyun benzetmeleri; sadâ/yankı yorumu) naklettikten sonra İbn Abbas ve ona uyanların görüşünü tercih ettiğini belirtir.

وأولى التأويل عندي بالآية التأويل الأول الذي قاله ابن عباس ومن وافقه عليه
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre kâfirlerin dünyada yaptığı amellerin, şiddetli fırtınalı bir günde savrulan küle benzetilmesinin sebebi, tıpkı rüzgârın külü dağıtıp ondan hiçbir eser ve iz bırakmaması gibi, küfrün de onların amellerini boşa çıkarıp iptal etmesi ve bu amellerden hiçbir haber ve eser kalmamasıdır. Bu amellerin ne olduğu konusunda ihtimaller sıralanır: sadaka, akrabalık bağını gözetme, ana-babaya iyilik ve açı doyurma gibi hayır işleri; putlara ibadet gibi küfür saydıkları ameller; ya da her iki türün birlikte kastedilmiş olması. Üçüncü ihtimale göre, hem hayır zannettikleri hem de gerçekte hayır olan amellerin boşa gitmesini gördüklerinde hasret ve nedametleri daha da büyür.

أن الريح العاصف تطير الرماد وتفرق أجزاءه بحيث لا يبقى لذلك الرماد أثر ولا خبر

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Zemahşerî, Beydâvî ve Taberî ortak bir eksende, ayetteki ifadenin hazfedilmiş bir muzâf (meselü'lleźîne keferû ke-meseli...) içerdiğini kabul eder ve temsilin kâfirlerin çağrıldıklarında sesi işitip anlamını kavrayamayan hayvana benzetildiğini belirtir. Taberî ve İbn Kesîr ise rivayet malzemesine dayanarak bu teşbihin tevhid davetini anlamama haliyle ilgili olduğunu vurgular.

Farklar

Zemahşerî ve Beydâvî dil/belağat eksenli i'rab ve hazif tahliline ağırlık verirken, Taberî ve İbn Kesîr rivayet zincirlerini esas alıp sahabe-tabiîn görüşleri arasında tercihte bulunur. Fahreddin er-Râzî ise farklı bir ayet bağlamında (amellerin küle benzetilmesi) temsil yorumunu işleyerek, hayır ve küfür amelleri arasındaki ayrımı tartışır; bu yönüyle diğerlerinden konu bakımından ayrışır. Bu farklar, müfessirlerin dilci/belağatçi (Zemahşerî, Beydâvî), rivayet-ağırlıklı (Taberî, İbn Kesîr) ve kelamcı-felsefi (Râzî) yöntem eğilimlerinden kaynaklanır.

Dönemsel bağlam

Taberî'den Râzî'ye uzanan süreçte rivayet temelli yorumdan dil ve mantık temelli tahlile doğru bir genişleme gözlemlenir; ancak temel teşbih fikri (anlamadan işitme/amellerin boşa gitmesi) sabit kalmış, sadece yöntemsel vurgular ve örneklendirme biçimleri farklılaşmıştır.

Günümüz bağlantısı

Bu karşılaştırmalı okuma, sözü işitip de üzerinde düşünmeden geçmenin veya niyet ve amel bütünlüğünü gözetmemenin, kişinin çabalarını anlamsız kılabileceğine dikkat çeker. Günümüzde bu, ilim öğrenirken derin anlama gayretini, ihlasla yapılan işlerin değerini ve toplumsal hayırda niyetin önemini hatırlatan ihtiyatlı bir ders olarak düşünülebilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir