وَقَالَ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوا۟ لَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّأَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّءُوا۟ مِنَّا كَذَٰلِكَ يُرِيهِمُ ٱللَّهُ أَعْمَٰلَهُمْ حَسَرَٰتٍ عَلَيْهِمْ وَمَا هُم بِخَٰرِجِينَ مِنَ ٱلنَّارِ

“Onlara uyanlar da şöyle demektedirler: "Ah, bizim için dünyaya bir dönüş olsaydı da onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık!" İşte böylece Allah onlara bütün amellerini, üzerlerine yığılmış hasretler (pişmanlık ve üzüntüler) halinde gösterecektir. Onlar bu ateşten çıkacak değillerdir.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre ayette geçen 'kerre' kelimesi dünyaya dönüş anlamındadır; kâfirlerin tabileri, kendilerine uyulan reislerin azabı görünce kendilerinden teberri ettikleri gibi, kendileri de dünyaya dönüp o reislerden teberri etmeyi temenni edeceklerdir. Ayrıca 'hasretler' ifadesiyle ilgili olarak, Allah'ın kâfirlere kötü amellerini kıyamet günü pişmanlık verici bir şekilde göstereceği görüşünü, zahire dayanan te'vil olarak tercih etmiş, Süddî'nin farklı (bâtınî) yorumunu zahiri desteklemeyen uzak bir görüş olarak reddetmiştir.

فالذي هو أولى بتأويل الآية ما دل عليه الظاهر دون ما احتمله الباطن الذي لا دلالة على أنه المعني بها. والذي قال السدي في ذلك وإن كان مذهبا تحتمله الآية، فإنه منزع بعيد
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Râzî'ye göre bu ayetteki 'وما هم بخارجين منها' ifadesi, cehennemden çıkmayacak olanların yalnızca burada belirtilen kişilere (kâfirlere) has kılındığını gösterir; bu tahsis sebebiyle, kıble ehlinden büyük günah işleyenlerin cehennemden çıkabileceği sonucu çıkarılmıştır. Bu görüş, Ehl-i Sünnet (Ashab) tarafından bir delil olarak ileri sürülmüştür.

فقالوا : إن قوله { وما هم } تخصيص لهم بعدم الخروج على سبيل الحصر فوجب أن يكون عدم الخروج مخصوصا بهم
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî bu ayette 'yürihimullâhu a'mâlehüm haseratin' ifadesinin iki yönde anlaşılabileceğini aktarır: Rabi'a'ya göre bunlar kâfirlerin işledikleri kötü amellerdir ve bu ameller yüzünden ateşe girmişlerdir; İbn Mesud ve Suddî'ye göre ise terk ettikleri sâlih ameller olup bunları kaçırdıkları için cennetten mahrum kalmışlardır. Suddî'nin rivayetinde ayrıca cennetin onlara gösterilip evlerinin de gösterileceği, sonra bunun müminler arasında paylaştırılacağı ve bunun pişmanlık anı olacağı anlatılır. Kurtubî ayrıca 'la yedhulûne'l-cennete' ayetiyle birlikte bu ayetin ehl-i sünnetin kâfirlerin cehennemde ebedî kalacağına dair delillerinden biri olduğunu belirtir.

قال الربيع : اي الأعمال الفاسدة التي ارتكبوها فوجبت لهم بها النار وقال بن مسعود والسدي : الأعمال الصالحة التي تركوها ففاتتهم الجنة ورويت في هذا القول أحاديث قال السدي : ترفع لهم الجنة فينظرون إليها والى بيوتهم فيها لو أطاعوا الله تعالى ثم تقسم بين المؤمنين فذلك حين يندمون
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre bu ayetlerde kıyamet günü tabi olunanların (önderlerin) kendilerine tabi olanlardan teberri edeceği (uzaklaşacağı) anlatılır; azabı gördüklerinde aralarındaki dünyevi bağlar (din birliği ve ortak amaçlar) kopar. Tabi olanlar ise dünyaya bir kez daha dönme temennisinde bulunarak önderlerinden aynı şekilde teberri etmek isterler, ancak Allah onlara amellerini pişmanlık verici bir biçimde gösterir ve onlar ateşten asla çıkamayacaklardır.

إذ تبرأ الذين اتبعوا من الذين اتبعوا بدل من إذ يرون، أي إذ تبرأ المتبوعون من الأتباع. وقرئ بالعكس، أي تبرأ الأتباع من الرؤساء
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr, bu bağlamda müşrikler için namaz kılmanın ve onlara istiğfar etmenin yasak olduğunu, çünkü Allah'ın af ve bağışlamayı ehl-i kıbleye özgü kıldığını, müşriklerin ise bundan istisna tutulduğunu aktarır. Bunun delili olarak Hz. Ali'den nakledilen, Ebû Tâlib'in vefatı ile ilgili rivayeti ve Atâ b. Ebî Rabâh'ın sözünü zikreder.

ماكنت لأدع الصلاة على أحد من أهل القبلة ولو كانت حبشية حبلي من الزنا لأني لم أسمع الله حجب الصلاة إلا عن المشركين

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Müfessirler ayetin kâfirlerin kıyamet günü pişmanlığı, dünyaya dönüş temennisi ve amellerinin kendilerine hasret/pişmanlık kaynağı olarak gösterilmesi temasını paylaşır; ayrıca çoğu bunu kâfirlerin cehennemden ebedî çıkamayacağına dair bir delil olarak okur.

Farklar

Taberî 'hasret' ifadesini zahirî anlamda kötü amellerin gösterilmesi olarak yorumlayıp Süddî'nin bâtınî yorumunu reddederken, Kurtubî bu iki görüşü (kötü ameller mi, terk edilen sâlih ameller mi) birlikte aktarıp tartışmaya açık bırakır; Râzî ise ayetin dil yapısındaki tahsis/hasr üslubundan hareketle büyük günahkârların cehennemden çıkabileceği sonucunu tartışırken, İbn Kesîr konuyu rivayet zincirine dayanarak müşriklere istiğfar yasağı bağlamına taşır; Beydâvî ise daha çok dil ve kıraat inceliklerine odaklanır.

Dönemsel bağlam

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ve dil tahliline dayanırken, sonraki dönem müfessirleri (Râzî, Kurtubî, Beydâvî, İbn Kesîr) hem dil/belağat analizini derinleştirmiş hem de itikadi tartışmalara (ebedî cehennem, tevbe/istiğfar sınırları) daha sistemli biçimde yer vermiştir; temel okuma çizgisi büyük ölçüde sabit kalmış, yöntemsel araçlar (kıraat, i'rab, hasr üslubu) zamanla çeşitlenmiştir.

Günümüz bağlantısı

Bu ayet, yapılan işlerin sonuçlarıyla yüzleşmenin kaçınılmazlığını ve pişmanlığın geç kalmadan önce bir ahlaki uyanışa dönüştürülmesinin önemini hatırlatabilir. Bireyin başkalarına duyduğu bağlılığı sorgulaması, ihlasla ve sorumluluk bilinciyle hareket etmesi bugün de aile ve toplum ilişkilerinde yapıcı bir tutum için ilham verebilir. Amellerin kıymetinin sabır ve samimiyetle değerlenmesi, günlük yaşamda daha bilinçli bir ibadet ruhuna işaret edebilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir