وَلَمَّا جَآءَهُمْ رَسُولٌ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ مُصَدِّقٌ لِّمَا مَعَهُمْ نَبَذَ فَرِيقٌ مِّنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ كِتَٰبَ ٱللَّهِ وَرَآءَ ظُهُورِهِمْ كَأَنَّهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

“Üstelik Allah tarafından onlara, yanlarındaki kitabı tasdik edici bir peygamber gelince, daha önce kendilerine kitap verilenlerden bir kısmı, Allah'ın kitabını sırtlarından geriye attılar, sanki hiçbir şey bilmiyorlarmış gibi yaptılar.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre bu ayet, kitap ehli olan Yahudi ve Hristiyan bilginlerinin, ellerindeki Tevrat'ın hakikatini bildikleri halde Hz. Peygamber'i kıskançlık ve haset yüzünden inkâr edip Allah'ın Tevrat'taki emrine sırt çevirdiklerini anlatır. Onlar Tevrat'ı bir yana bırakıp Âsaf'ın kitabı ile Hârût ve Mârût'un sihrine yönelmişler, böylece Allah'ın kendilerinden aldığı ahdi bilerek ve tanıyarak bozmuşlardır.

لما جاءهم محمد صلى الله عليه وسلم عارضوه بالتوراة فخاصموه بها، فاتفقت التوراة والقرآن، فنبذوا التوراة وأخذوا بكتاب آصف وسحر هاروت وماروت
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî'ye göre bu ayet, kendilerinden cizye alınacak olan Ehl-i Kitab'ın Allah'a ve ahiret gününe gerçek anlamda iman etmediklerini, çünkü Yahudilerin ikilik (tesniye) ve Hristiyanların üçleme (teslis) inancında olduklarını, ayrıca Allah ve Resulünün haram kıldığını haram saymadıklarını belirtir. Cizyenin isimlendirilmesi konusunda ise, zimmet ehlinin ödemekle yükümlü olduğu bir bedel olması veya öldürülmekten muaf tutulmalarına karşılık verdikleri bir karşılık olması sebebiyle bu adı aldığı açıklanır. 'An yed' ifadesi hem verenin eli hem de alanın eli açısından çok yönlü olarak yorumlanır: itaatkâr ve boyun eğerek, peşin olarak, ya da galip ve hükmedici bir el karşısında teslimiyetle verilmesi anlamlarına gelebilir.

نفى عنهم الإيمان بالله لأن اليهود مثنية والنصارى مثلثة . وإيمانهم باليوم الآخر لأنهم فيه على خلاف ما يجب وتحريم ما حرم الله ورسوله ؛ لأنهم لا يحرمون ما حرم في الكتاب والسنة
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî'ye göre ayette geçen 'nebeze/attı' fiilinin muhatabı Tevrat'tır; Ehl-i Kitab'ın Peygamber'i inkâr edip yalanlamaları Tevrat'ı terk etmeleri anlamına gelmektedir. Bu bağlamda Süddî'nin görüşü olarak Asaf'ın kitabına ve Harut-Marut sihrine yönelmeleri, Şa'bî'nin görüşü olarak Kur'an'ı okuyup amel etmemeleri, Süfyan b. Uyeyne'nin görüşü olarak da Kitab'ı süsleyip helal-haramına uymamaları nakledilmiştir. Bu davranış bilmeyen cahil kişinin fiiline benzetilmiş, oysa lafızdan onların bilerek küfre girdikleri anlaşılmaktadır.

قال السدي : نبذوا التوراة وأخذوا بكتاب آصف وسحر هاروت وماروت وقيل : يجوز أن يعني به القرآن قال الشعبي : هو بين أيديهم يقرءونه ولكن نبذوا العمل به
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr'e göre bu ayet, Yahudilerin Hz. Muhammed geldiğinde Tevrat'la ona itiraz etmelerine, ancak Tevrat ile Kur'an'ın uyuştuğunu görünce Tevrat'ı bırakıp Asaf'ın kitabı ile Harut ve Marut'un sihrine yönelmelerine işaret eder. Şeytanların Süleyman'ın ölümünden sonra onun altına gömdüğü yazıları çıkarıp aralarına sihir ve küfür karıştırdıkları, cahillerin Süleyman'ı bu yüzden kâfirlikle itham ettikleri anlatılır. Ayrıca Yahudilerin Hz. Muhammed'e beş soru sorup imtihan ettikleri, son olarak Cebrail'in kendilerine düşman olduğunu söyleyip Mikail olsaydı iman edeceklerini belirtmeleri üzerine bu ayetin indiği aktarılır.

فلما مات سليمان أخرجته الشياطين فكتبوا بين كل سطرين سحرا وكفرا وقالوا هذا الذي كان سليمان يعمل بها قال فأكفره جهال الناس وسبوه ووقف علماء الناس
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre ayette geçen 'kendilerinde olanı tasdik eden Allah'ın kitabı' Tevrat'ı işaret eder ve kitap ehlinden bir grup, kendilerine gelen Resûl'ü (Hz. Peygamber) yalanlayarak, aslında onu tasdik eden Tevrat'ı da reddetmiş olmuşlardır; çünkü Tevrat, mucizelerle desteklenen resullere iman edilmesini gerektirir. Kitabı 'arkalarına atmaları' ondan tam bir yüz çevirmenin, hiç dikkat etmemenin temsili bir ifadesidir; 'sanki bilmiyorlarmış gibi' ifadesi ise, aslında bilgilerinin sağlam olduğunu ama inatla bilmiyormuş gibi davrandıklarını gösterir. Beydâvî bu iki ayetten hareketle Yahudi milletinin dört fırkaya ayrıldığını belirtir: Tevrat'a iman edip hakkını yerine getirenler, ahitlerini açıkça bozup haddi aşanlar, cehaletleri sebebiyle bilmeden reddedenler ve zahiren bağlı kalıp gizlice inatla terk edenler.

وراء ظهورهم مثل لإعراضهم عنه رأسا، بالإعراض عما يرمي به وراء الظهر لعدم الالتفات إليه. كأنهم لا يعلمون أنه كتاب الله، يعني أن علمهم به رصين ولكن يتجاهلون عنادا.
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre ayetteki 'nebeze ferikun' ifadesi, kitap ehlinden bir grubun Tevrat'ı bilerek ve tanıyarak terk ettiklerini gösterir; çünkü bu tabir ancak bilen kimseler hakkında kullanılır. Buna göre onlar Hz. Muhammed'in nübüvvetine dair Tevrat'taki delilleri bildikleri halde bunu inkar etmişlerdir, ancak böyle inkarcıların büyük topluluğa değil azınlığa ait olması gerekir.

فدلالة على أنهم نبذوه عن علم ومعرفة لأنه لا يقال ذلك إلا فيمن يعلم

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Taberî, Kurtubî, İbn Kesîr, Beydâvî ve Râzî; ayetin, Ehl-i Kitab'ın (özellikle Yahudi bilginlerin) ellerindeki Tevrat'ın hakikatini ve Hz. Peygamber'in nübüvvetine dair delilleri bilerek, bilinçli bir şekilde reddettiklerini vurguladığı konusunda birleşir. Asaf'ın kitabı ile Harut-Marut sihrine yönelme rivayeti de çoğu müfessirde (Taberî, Kurtubî, İbn Kesîr) ortak bir aktarımdır.

Farklar

Zemahşerî ayetin bağlamını cizye ve zimmet hukukuna taşıyarak dil tahliline ('an yed' ifadesi) ağırlık verir, bu yönüyle diğerlerinden ayrılır. Kurtubî farklı selef görüşlerini (Süddî, Şa'bî, Süfyan b. Uyeyne) yan yana sunarak çoğulcu bir rivayet derlemesi yapar. Beydâvî, Yahudi toplumunu dört fırkaya ayıran sistematik bir tasnif getirir ve mecaz/istiare tahliline önem verir. Râzî ise dilbilimsel delile dayanarak inkârın azınlığa ait olması gerektiğini özellikle vurgular; bu, diğerlerinde bu şekilde belirtilmeyen bir nüanstır. Bu farklar, müfessirlerin rivayet ağırlıklı (Taberî, İbn Kesîr) ile dil/belağat ağırlıklı (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) yöntem tercihlerinden kaynaklanır.

Dönemsel bağlam

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet malzemesini toplayıp esbâb-ı nüzûle dayanırken, sonraki müfessirler (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) dilbilimsel ve belâgat temelli tahlillere daha çok yer vermiştir. Kurtubî ve İbn Kesîr ise rivayetleri sistemli biçimde derleyip karşılaştırarak bir sentez sunar. Temel anlam çekirdeği (bilerek inkâr/terk etme) tüm dönemlerde sabit kalmış, ancak izah yöntemi ve vurgu noktaları zamanla çeşitlenmiştir.

Günümüz bağlantısı

Bu karşılaştırmalı okuma, bilginin kendisi kadar onu ihlasla ve önyargısız kullanmanın da önemli olduğunu hatırlatır; kişinin sahip olduğu bilgiyi kıskançlık, çıkar ya da inatla görmezden gelmesi, ilim ile iman arasındaki uyumu zedeleyebilir. Günümüzde de bilgiye sahip olmakla o bilgiyi dürüstçe, yapıcı bir tutumla değerlendirmek arasındaki fark, toplumsal güven ve dayanışma açısından hâlâ düşündürücü bir noktadır.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir