“İşte Zülkarneyn'in kudret ve saltanatı böyleydi. Ve biz onun yanında olan her şeyi bilgimizle kuşatmıştık.” — Elmalılı Hamdi Yazır
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı
Taberî'ye göre ayette geçen 'hubran' ifadesi 'ilim' anlamındadır; yani Allah, güneşin doğduğu yerdeki yaratıklar, onların halleri ve durumları hakkında tam bir bilgiye sahiptir ve oradaki hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Bu yorum, müfessirin naklettiği selef alimlerinin görüşüyle desteklenmektedir.
يقول: وقد أحطنا بما عند مطلع الشمس علما، لا يخفى علينا مما هنالك من الخلق وأحوالهم وأسبابهم، ولا من غيرهم شيء
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı
Zemahşerî'ye göre 'كذلك' ifadesi birden fazla anlama gelebilir: ya Zülkarneyn'in sahip olduğu asker, araç-gereç ve hükümranlık sebeplerinin çokluğuna işaret eder; ya da güneşin battığı yerdeki halka verilen örtü/siper (dağlar, kaleler, binalar, elbiseler gibi) ile doğduğu yerdeki halk için de benzer bir korunmanın bulunmadığını ifade eder. Ayrıca bu ifade, güneşin doğduğu yere de battığı yer gibi ulaştığı, ya da doğduğu yerdeki kavmin de battığı yerdeki kavim gibi kâfir olduğu ve Zülkarneyn'in onlara da aynı muameleyi (kâfir kalanları cezalandırma, iman edenlere iyilik etme) uyguladığı şeklinde yorumlanmıştır.
وقيل : لم نجعل لهم من دونها سترا مثل ذلك الستر الذي جعلنا لكم من الجبال والحصون والأبنية والأكنان من كل جنس ، والثياب من كل صنف . وقيل : بلغ مطلع الشمس مثل ذلك ، أي : كما بلغ مغربها .
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı
İbn Kesîr'e göre bu metinde 'ilm' kelimesi, Allah'ın söz konusu kimsenin ve ordusunun bütün hâllerine tam anlamıyla vâkıf olduğu, bunlardan hiçbir şeyin O'na gizli kalmadığı şeklinde açıklanmaktadır. Ümmetleri dağılıp yeryüzünde farklı yerlere yayılmış olsalar da, Allah'ın onlar hakkındaki ilmi bundan etkilenmez.
قال مجاهد والسدي علما أي نحن مطلعون على جميع أحواله وأحوال جيشه لا يخفى علينا منها شيء وإن تفرقت أممهم وتقطعت بهم الأرض
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Beydâvî'ye göre Zülkarneyn güneşin doğduğu yere ulaşınca, orada yaşayan bir kavim bulmuştur ki bunların ne elbise ne de bina şeklinde bir örtüleri/siperleri vardır; bu, ya topraklarının bina kaldırmamasından ya da yer altı mağaralarını (esrâb) mesken edinmelerindendir. 'Kezâlike' ifadesi, Zülkarneyn'in bu kavim üzerindeki durumunun, mağrip halkındaki gibi tahyir ve ihtiyar (serbest bırakma ve seçme) tarzında olduğuna işaret eder. Ayetin sonundaki 'hubran' ifadesi de, Allah'ın Zülkarneyn'in yanındaki asker, alet, sayı ve sebeplerin çok büyük bir miktara ulaştığını, bunu ancak Latîf ve Habîr olan Allah'ın ilminin kuşatabileceğini belirtir.
وجدها تطلع على قوم لم نجعل لهم من دونها سترا من اللباس أو البناء، فإن أرضهم لا تمسك الأبنية أو أنهم اتخذوا الأسراب بدل الأبنية
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Râzî, 'كذلك' ifadesinin yorumunda dört farklı ihtimal sunar: Zülkarneyn'in bu sebeplere uyarak ulaştığı yere ulaştığını, Allah'ın bu kavmin durumunu Peygamber'e bildirdiği şekilde belirlediğini, Zülkarneyn'in doğu halkına da batı halkına yaptığı gibi muamele ettiğini (zalimleri cezalandırıp müminlere iyilik ettiğini), ya da 'كذلك' ile sözün tamamlanıp ardından yeni bir cümlenin başladığını (Allah'ın bu durumu bilmesi anlamında) belirtir.
كذلك كانت حالته مع أهل المطلع كما كانت مع أهل المغرب
Karşılaştırma
Ortak noktalar
Taberî ve İbn Kesîr, 'hubran/ilim' ifadesini Allah'ın Zülkarneyn ve ordusunun hallerine tam vakıf olduğu, hiçbir şeyin O'na gizli kalmadığı şeklinde ortak biçimde yorumlar; bu noktada rivayet temelli bir okumada birleşirler. Zemahşerî, Beydâvî ve Râzî ise 'كذلك' ifadesinin dil ve belağat açısından birden fazla anlama gelebileceği konusunda ortaklaşır, tek bir kesin anlam yerine muhtemel okumaları sıralarlar.
Farklar
Taberî ve İbn Kesîr daha çok selef rivayetlerine (Mücahid, Süddî, İbn Zeyd) dayanarak 'ilim' vurgusunu öne çıkarırken, Zemahşerî, Beydâvî ve Râzî dil/belağat analiziyle 'كذلك' ifadesinin farklı işaret ihtimallerini (Zülkarneyn'in imkanlarının çokluğu, doğu-batı halklarına aynı muamele, örtü/siper yokluğu gibi) tartışır. Bu fark, erken dönem rivayet tefsiri ile sonraki dönem dilbilimsel/kelamî tefsir yöntemleri arasındaki yaklaşım ayrılığını yansıtır; Beydâvî ayrıca kıraat farklarına da değinerek daha teknik bir gramatik çözümleme sunar.
Dönemsel bağlam
En eski müfessir Taberî'den en yeni olan Beydâvî'ye uzanan süreçte, rivayete dayalı sade açıklamadan dil/belağat merkezli çok yönlü te'vil üretimine bir geçiş gözlenir; ilim vurgusu sabit kalırken yorum yöntemleri zamanla çeşitlenip derinleşmiştir.
Günümüz bağlantısı
Bu karşılaştırmalı okuma, ilim ile iman arasındaki uyumun bir örneği olarak düşünülebilir: Allah'ın her şeyi kuşatan bilgisi fikri, bilimsel araştırma ve keşif çabalarının da bir sorumluluk bilinciyle yürütülmesine kapı açar. Ayrıca farklı müfessirlerin aynı ayete dair çok yönlü yorumları, günümüzde de farklı bakış açılarına saygı ve diyalog ruhunu hatırlatan bir örnek olarak değerlendirilebilir.
Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir