كِلْتَا ٱلْجَنَّتَيْنِ ءَاتَتْ أُكُلَهَا وَلَمْ تَظْلِم مِّنْهُ شَيْـًٔا وَفَجَّرْنَا خِلَٰلَهُمَا نَهَرًا
“İki bağın ikisi de yemişlerini vermiş, hiçbir şey noksan bırakmamış, ikisinin ortasından bir de nehir akıtmışız.” — Elmalılı Hamdi Yazır
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı
Taberî'ye göre bu ayet, iki bahçenin de meyvesini ve içindeki hurma, üzüm ve çeşitli ekinlerden ne varsa eksiksiz verdiğini anlatır. 'Kilte'nin tekil bir fiil ile ('âtet') kullanılmasını dilbilgisi açısından açıklar; ayrıca bahçeler arasından bir nehir akıttığını ve bunun tefcîr (bol akıtma) anlamına geldiğini belirtir.
يقول: كلا البستانين أطعم ثمره وما فيه من الغروس من النخل والكرم وصنوف الزرع. وقال: كلتا الجنتين، ثم قال: آتت، فوحد الخبر، لأن كلتا لا يفرد واحدتها
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı
Zemahşerî'ye göre 'âtet' fiilinin tekil formda gelmesi 'kiltâ' kelimesinin lafız olarak müfred (tekil) olmasından dolayıdır; anlam esas alınıp 'âtetâ' denilmesi de caiz olurdu. Ayrıca 've feccernâ' kıraatinin tahfif ile okunduğunu ve Abdullah'ın kıraatinde 'kullu'l-cenneteyni âtâ ükülehâ' şeklinde zamirin 'küll' lafzına döndürüldüğünü aktarır.
وآتت : حمل على اللفظ ، لأن { كلتا } لفظه لفظ مفرد ، ولو قيل : آتتا على المعنى : لجاز
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu müfessire göre âyetteki bağlamda 'zulüm' kelimesi 'noksanlık, eksiklik' anlamındadır; nitekim Araplar 'zalemenî hakkî' derken 'hakkımı eksiltti' kastederler. Ayrıca metinde 'âtet' fiilinin tekil kullanılmasının, iki bahçenin ayrı ayrı değil bir bütün olarak ele alınmasından kaynaklandığı ve 'kilâ/kiltâ' kelimelerinin dilbilgisel kullanımının bu bağlamda açıklandığı belirtilir.
والظلم النقصان ، يقول الرجل : ظلمني حقي أي نقصني
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Kurtubî bu ayette geçen ifadeyi, iki bahçenin her birinin (verimlilikte) eksilmediğini, ve içlerinde bir nehir akıttığımızı, o nehri iki bahçenin ortasından yardığımızı belirtmek üzere yorumluyor.
أي كل واحدة من الجنتين أي لم تنقص قوله تعالى : أيأجرينا وشققنا وسط الجنتين بنهر
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu metne göre bağın meyvesini eksiksiz şekilde çıkardığı ve içindeki nehirlerin bahçenin farklı yerlerinde dağınık şekilde aktığı ifade edilmektedir.
أي أخرجت ثمرها أي ولم تنقص منه شيئا أي والأنهار متفرقة فيهما ههنا وههنا قال مجاهد
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Beydâvî'ye göre bu ayetlerde bahsedilen iki bağ, ürünlerini tam verip hiçbir şeyi eksik bırakmamıştır; bu durum diğer bahçelerde meyvelerin bazı yıllar tam olup bazı yıllar eksik olması alışkanlığına aykırı bir kemal ifade eder. Aralarından akıtılan nehir bu bağların sürekli sulanmasını ve güzelliklerinin artmasını sağlamıştır. Sahibinin 'ثمر' (mal çeşitleri) ve 'أعز نفرا' (hizmetçi/yardımcı veya oğullar bakımından daha güçlü olma) ifadeleriyle böbürlenmesi anlatılmaktadır.
ولم تظلم منه ولم تنقص من أكلها. شيئا يعهد في سائر البساتين فإن الثمار تتم في عام وتنقص في عام غالبا. وفجرنا خلالهما نهرا ليدوم شربهما فإنه الأصل ويزيد بهاؤهما
Günümüz bağlantısı
Bu ayetteki bolluk ve nimetin eksiksizliği, insanın sahip olduğu imkanları şükür ve tevazu ile karşılaması gerektiğine dair bir hatırlatma olarak okunabilir. Bahçe sahibinin nimetlerle böbürlenmesi, maddi imkanların ahlaki bir sınav olduğuna işaret eder; bu da bireyi ihlas ve alçakgönüllülük üzerinde düşünmeye davet edebilir. Tabiattaki düzen ve bereket, ilim ile iman arasındaki uyumu hatırlatan bir örnek olarak da değerlendirilebilir.
Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir