وَلَا تَمْشِ فِى ٱلْأَرْضِ مَرَحًا إِنَّكَ لَن تَخْرِقَ ٱلْأَرْضَ وَلَن تَبْلُغَ ٱلْجِبَالَ طُولًا

“Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Çünkü sen asla yeri yaramazsın ve boyca da dağlara erişemezsin.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre ayet, kişinin yeryüzünde kibir, gurur ve çalım (ihtiyal) ile yürümesini yasaklamaktadır. Bu yasağın anlamı, kişinin büyüklenmesi ve övünmesiyle başkalarının ulaşamayacağı hiçbir şeye ulaşamayacağını Allah'ın kullarına bildirmesidir. Ayrıca 'merhan' kelimesinin gramatik izahı yapılarak bunun yürüyenin sıfatı değil, yürüyüşün masdar olarak nitelenmesi olduğu belirtilmiştir.

وإنما هذا نهي من الله عباده عن الكبر والفخر والخيلاء، وتقدم منه إليهم فيه معرفهم بذلك أنهم لا ينالون بكبرهم وفخارهم شيئا يقصر عنه غيرهم
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî'ye göre 'len tec'ale fîhâ harkan' ifadesi, kişinin yeryüzünde şiddetli basarak veya çekerek yer yarmasının imkânsızlığını anlatır; ayrıca 'seyyie/seyyien/seyyiehu' okuyuşları arasındaki farkı dilbilimsel olarak açıklar. Ona göre seyyie kelimesi isim hükmünde olup zenb ve isim gibi dişillik vasfı taşımaz, dolayısı ile müzekker-müennes ayrımı yapılmaksızın kullanılabilir. Ayrıca sayılan hasletlerin tamamına değil, özellikle yasaklanan şeye işaret edildiğini belirtir.

السيئة في حكم الأسماء بمنزلة الذنب والإثم زال عنه حكم الصفات ، فلا اعتبار بتأنيثه . ولا فرق بين من قرأ سيئة وسيئا
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre ayetteki 'yeri yaramazsın, dağlara boyca erişemezsin' ifadesi, insanın hem altındaki toprağı delemeyecek hem de üstündeki dağların zirvesine ulaşamayacak kadar aciz ve zayıf olduğunu vurgular; bu acizlik tekebbüre yakışmadığı için kişiye tevazu emredilmektedir. Ayrıca 'merhun' (yürüyüş) tarzıyla ilgili olarak tekebbürün önce, çalımlı yürüyüşün (tebahtur) sonra zikredilmesinin bir hikmeti vardır: tekebbürün nefyi çalımlı yürüyüşün nefyini gerektirmediği için ikisi ayrı ayrı zikredilmiştir.

والضعيف المحصور لا يليق به التكبر فكأنه قيل له : تواضع ولا تتكبر فإنك خلق ضعيف من خلق الله المحصور بين حجارة وتراب فلا تفعل فعل المقتدر القوي
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî, 'yeryüzünü delip geçemezsin' ifadesinin, kişinin büyüklenerek yeryüzünü boydan boya kat edemeyeceği veya dağları boyunla aşamayacağın anlamına geldiğini aktarır; insanın altında ve üstünde çevrelenmiş, güçsüz bir kul olduğunu, bu yüzden kibre hakkı olmadığını belirtir. Ayrıca 'meraha' (çalımlı yürüyüş) ifadesinin, gurur ve kibirle, hiçbir işe ihtiyaç olmadan sevinçle yürümek anlamına geldiğini, bu huyun sahiplerinin fahr ve kibre düşkün olduğunu açıklar.

والخرق : الواسع من الأرض أي لن تخرق الأرض بكبرك ومشيك عليها بعظمتك أي بقدرتك لا تبلغ هذا المبلغ بل أنت عبد ذليل محاط بك من تحتك ومن فوقك والمحاط محصور ضعيف فلا يليق بك التكبر
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr'e göre bu ayette geçen 'hevn üzere yürüme', hastalık taklidi veya riyakâr bir zayıflık göstererek yürümek değildir; zira Peygamber (s.a.v.) yürürken sanki yokuştan iniyormuş gibi kuvvetli yürürdü. Buradaki maksat sekine (vakar) ve temkinli olmaktır, kibirli ve çalımlı yürüyüşten (tebahtur, tekebbür) uzak durmaktır. Selef bazı kimselerin zayıflık taklidi ederek yürümesini hoş karşılamamış, Hz. Ömer'in buna kızarak bir genci kuvvetli yürümeye zorladığı nakledilmiştir.

وليس المراد أنهم يمشون كالمرضى تصنعا ورياء فقد كان سيد ولد آدم صلى الله عليه وسلم إذا مشى كأنما ينحط من صبب وكأنما الأرض تطوى له وقد كره بعض السلف المشي بتضعف وتصنع
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre 'yeryüzünde çalımla yürüme' ifadesindeki 'mereha' kibir ve gösterişle yürümeyi ifade eder; ayetteki 'yeri yaramazsın, dağlara boyca erişemezsin' ifadesi ise kibirli kişiyle alay eden bir üsluptur ve kibrin hiçbir fayda getirmeyen salt bir ahmaklık olduğunu göstererek yasağın gerekçesini oluşturur. 'Kullu zâlike' ifadesi ise sûrede sayılan yirmi beş haslete işaret eder ve İbn Abbas'tan bunların Musa'nın levhalarında yazılı olduğu rivayet edilir; 'seyyiuhû' kelimesi yasaklanan şeyleri, zikredilen diğer hususların ise emredilenleri ifade eder.

لن تجعل فيها خرقا بشدة وطأتك. ولن تبلغ الجبال طولا بتطاولك وهو تهكم بالمختال، وتعليل للنهي بأن الاختيال حماقة مجردة لا تعود بجدوى

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler ayetin, yeryüzünde kibirli ve çalımlı yürümeyi (mereh/tebahtur) yasakladığında hemfikirdir. İnsanın ne yeri delebilecek ne dağların zirvesine erişebilecek kadar aciz olduğu vurgusu ortaktır; bu acizlik kibre yer bırakmadığı için tevazu emri temellendirilir. Dil/belağat tahlili (kelime kökleri, kıraat farkları) hemen her müfessirde ortak yöntem olarak kullanılmıştır.

Farklar

Taberî ve Zemahşerî ağırlıklı olarak gramer ve masdar-fiil ilişkisi gibi dilbilimsel meselelere odaklanırken, Kurtubî ve İbn Kesîr rivayet ve hadislerle (kabir hadisi, Hz. Ömer'in yürüyüş kıssası) konuyu bağlamsallaştırır. Râzî, tekebbür ile çalımlı yürüyüşün neden ayrı zikredildiğine dair ince bir hikmet analizi sunar. Beydâvî ise ayetin alaycı/istihzaya dayalı üslubuna ve sayılan hasletlerin toplamına (25 haslet, Musa'nın levhaları rivayeti) dikkat çekerek farklı bir katman ekler. İbn Kesîr'in vurgusu, zayıflık taklidi yaparak yürümenin de yanlış olduğunu belirtmesiyle diğerlerinden ayrışır; bu fark selef uygulamalarına dayanan rivayet ağırlıklı yöntemden kaynaklanır.

Dönemsel bağlam

Erken dönem müfessiri Taberî'de dil tahlili ve tabiîn rivayetleri ağırlıktayken, sonraki dönemlerde (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) belagat ve gramer inceliği daha sistemli hale gelmiş, Kurtubî ve İbn Kesîr'de ise hadis ve selef uygulamalarıyla ahlaki-pratik boyut daha belirgin işlenmiştir. Temel mana -kibrin yasaklanması ve tevazu emri- tüm dönemlerde sabit kalmış, sadece izah yöntemleri ve vurgu noktaları zenginleşmiştir.

Günümüz bağlantısı

Bu ayet, günlük tavır ve davranışlarda gösterişten uzak, vakarlı ve mütevazı bir duruşun kişisel ahlakın ve toplumsal ilişkilerin sağlıklı işlemesi için önemli olduğunu hatırlatabilir. İnsanın doğa karşısındaki sınırlılığını fark etmesi, hem bilimsel merakı hem de tevazuyu birlikte besleyebilecek bir zihniyete kapı açar. Ayrıca toplumsal dayanışma ve hoşgörü ortamının, kibirden uzak bir tutumla daha kolay inşa edilebileceği düşünülebilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir