لِيَحْمِلُوٓا۟ أَوْزَارَهُمْ كَامِلَةً يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ وَمِنْ أَوْزَارِ ٱلَّذِينَ يُضِلُّونَهُم بِغَيْرِ عِلْمٍ أَلَا سَآءَ مَا يَزِرُونَ
“Bunu söylemelerinin sebebi şu: Kıyamet günü, kendi günahlarını tam olarak yüklendikten başka, bilgisizlikleri yüzünden saptırmakta oldukları kimselerin günahlarından bir kısmını da yükleneceklerdir. Dikkat edin, yüklendikleri günah ne kötüdür!” — Elmalılı Hamdi Yazır
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı
Taberî, ayette geçen 'kendi ağırlıklarını ve saptırdıkları kimselerin yüklerinden bir kısmını tam olarak yüklenecekler' ifadesini, sapıklık önderlerinin hem kendi günahlarını hem de kendilerine tabi olanların günahlarının bir bölümünü taşıyacakları şeklinde açıklar. Ancak bu durum, kendilerine tabi olanların azabından hiçbir şeyi hafifletmez; onlar da kendi günahlarının tam cezasını çekerler. Bu görüşü Mücahid ve Katade'den nakledilen rivayetlerle desteklemektedir.
ومن أوزار من أضلوا احتمالهم ذنوب أنفسهم وذنوب من أطاعهم، ولا يخفف ذلك عمن أطاعهم من العذاب شيئا
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı
Zemahşerî'ye göre müşrikler bu sözü insanları saptırmak ve Hz. Peygamber'den yüz çevirtmek amacıyla söylemişlerdir; bu yüzden kendi günahlarına ek olarak kendileri yüzünden sapan kimselerin günahından da bir kısmını (saptırma günahını) yüklenirler, çünkü saptıran ile sapan bu günahı birlikte taşır. Ayrıca metinde 'ta önlerine basmanız/çiğnemeniz' ifadesi, Mekke'de müşriklerle iç içe yaşayan, tanınmayan bazı müminlerin bilmeden helak edilmesinden duyulan sakınca ile açıklanır; eğer bu tehlike olmasaydı Allah müminlere müşriklere karşı savaşma izni verirdi.
لأن المضل والضال شريكان : هذا يضله ، وهذا يطاوعه على إضلاله ، فيتحاملان الوزر
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu müfessire göre ayetteki 'lam' harfi sonuç/akıbet bildiren bir lamdır; kâfirler Kur'an'ı eskilerin efsaneleri diye nitelendirirken bu günahı yüklenmek amacıyla hareket etmemişler, ancak bunun akıbeti bu olduğu için bu ifade kullanılmıştır. Önderler, kendilerine tabi olanların günahlarının bir mislini yüklenir; ancak bu, Allah'ın tabi olanların hak ettiği cezayı önderlere aktarması anlamına gelmez, zira bu Allah'ın adaletine uygun düşmez. Buradaki 'min' harfi teb'îz (kısmilik) için değil, cins bildirmek içindir; yani önderler tabi olanların günahlarının cinsinden bir pay yüklenir, tabi olanların günahından hiçbir şey eksilmez.
ولكنها للجنس / أي ليحملوا من جنس أوزار الأتباع
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Kurtubî bu ayetteki lâm harfinin farklı ihtimallerini aktarır: bazılarına göre bu 'lâm-ı key' (sebep/gaye lâmı) olup öncesine bağlıdır; bazılarına göre 'lâm-ı âkıbe'dir (sonuç bildiren lâm), yani kâfirlerin Kur'an ve Peygamber hakkındaki sözleri onları günahlarını tam olarak yüklenmeye sürüklemiştir; bazılarına göre ise emir lâmı olup tehdit anlamı taşır. Ayrıca Mücahid'den nakille, sapıklığa sürükleyenlerin, saptırdıkları kişilerin günahını da yükleneceği, ancak bu durumun saptırılanların günahından hiçbir şey eksiltmeyeceği belirtilir; bu husus Müslim'in bir hadisiyle de desteklenir.
قال مجاهد : يحملون وزر من أضلوه ولا ينقص من إثم المضل شيء وفي الخبر ( أيما داع دعا إلى ضلالة فاتبع فإن عليه مثل أوزار من اتبعه من غير أن ينقص من أوزارهم شيء
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı
İbn Kesîr'e göre bu ayet, sapıklığa öncülük edenlerin hem kendi sapıklıklarının günahını hem de kendilerine tabi olup uyanların günahından bir kısmını yükleneceğini belirtir. Bu, o kimselerin günahının azaltılması anlamına gelmez; asıl tabi olanların günahı eksilmeden, öncülere ayrıca bir günah ilave edilir. Bu durum Allah'ın kullarına adaleti ve rahmetinin bir tezahürü olarak ifade edilmiştir.
من دعا إلى هدى كان له من الأجر مثل أجور من اتبعه لا ينقص ذلك من أجورهم شيئا ومن دعا إلى ضلالة كان عليه من الإثم مثل آثام من اتبعه لا ينقص من آثامهم شيئا
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Beydâvî'ye göre inkârcılara 'Rabbiniz ne indirdi?' diye sorulduğunda 'eskilerin efsaneleri' demeleri, insanları saptırma amacı taşıyan alaycı bir sözdür; bu sözü Allah'ın indirdiğini kabul etmeksizin, farazi olarak söylemişlerdir. Bu inkârcılar başkalarını saptırdıkları için kıyamet günü kendi sapıklıklarının günahını tam olarak yüklenecekler, ayrıca saptırdıkları kişilerin günahından da bir pay taşıyacaklardır; bunun sebebi kendi sapıklıklarında derinleşmiş olmalarıdır (rüsûh). 'Bilgisizce' ifadesi ise saptırılanların cahil olmalarının onları mazur kılmadığını, çünkü hak ile batılı araştırıp ayırt etmekle yükümlü olduklarını göstermektedir.
وإنما سموه منزلا على التهكم أو على الفرض أي على تقدير أنه منزل فهو أساطير الأولين لا تحقيق فيه
Karşılaştırma
Ortak noktalar
Tüm müfessirler, sapıklığa öncülük edenlerin kendi günahlarına ek olarak kendilerine tabi olanların günahından bir pay yükleneceğini, ancak bunun tabi olanların cezasından hiçbir şey eksiltmeyeceğini kabul eder; bu noktada Mücahid rivayeti ve ilgili hadis ortak referans olarak kullanılır.
Farklar
Taberî ve İbn Kesîr rivayet temelli sade bir açıklamayla yetinirken, Zemahşerî sözün Mekke bağlamındaki işlevine ve müşrik-mümin iç içeliğine dikkat çeker. Râzî ve Kurtubî ise meseleyi ağırlıklı olarak dil/belağat düzleminde, özellikle 'lâm' harfinin (key, âkıbet, emir) ve 'min' harfinin (teb'îz/cins) farklı yorumlanma imkanları üzerinden ele alır; Beydâvî de benzer şekilde ifadenin alaycı/farazi niteliğini ve 'bilgisizce' kaydının mazeret oluşturmadığını vurgular.
Dönemsel bağlam
Erken dönem (Taberî) rivayet nakline dayanırken, sonraki müfessirlerde (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, Beydâvî) dil ve gramer tahlilinin öne çıktığı, yöntemin rivayetten dilbilimsel/kelami analize doğru genişlediği görülür; ana sonuç -sorumluluğun bireyselliği- ise tüm dönemlerde sabit kalmıştır.
Günümüz bağlantısı
Bu ayet, başkalarını bilgiyle değil kör bağlılıkla yönlendirmenin taşıdığı ağır sorumluluğu hatırlatır ve toplumda fikir önderliği ile eğitim faaliyetinin ihlas ve dikkatle yürütülmesi gerektiğine işaret eder. Aynı zamanda her bireyin kendi araştırma ve sorgulama sorumluluğunun bulunduğu, başkasına duyulan güvenin bu sorumluluğu tamamen ortadan kaldırmadığı fikri, ilim ile vicdanlı tutumun bir arada bulunmasını teşvik eder şekilde okunabilir.
Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir