وَلَقَدْ جَآءَهُمْ رَسُولٌ مِّنْهُمْ فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ وَهُمْ ظَٰلِمُونَ

“Andolsun ki, onlara içlerinden bir peygamber geldi de onu yalanladılar. Bunun üzerine zulüm yaparlarken azab da onları yakalayıverdi.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre bu ayet, kendilerine gönderilen peygamberi soyu ve doğruluğu bilinen biri olarak tanıyan bir toplumun onu yalanlamasını ve bunun sonucunda Allah'ın önceki güven, emniyet ve bol rızık halini açlık, korku ve kılıçla öldürülme haline çevirmesini anlatır. Bu ceza, müşrik olarak Bedir günü öldürülen ileri gelenlerine işaret eder.

فأخذهم الله بالجوع، والخوف، والقتل
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî'ye göre azabın gelişi, kişilerin zulüm halinde iken (kendilerine zulmediyorlarken) vuku bulur; bu durum meleklerin canlarını nefislerine zulmederlerken aldıkları kimselerle ilgili ayete benzetilerek açıklanır. Ayrıca 'el-havf' kelimesinin okunuşlarına dair farklı kıraatleri de aktarır: bu kelimenin 'libas' üzerine atıf olabileceği veya muzâfın hazfiyle muzâfun ileyhin onun yerine geçmesi şeklinde (aslı 'libâsu'l-havf' olacak biçimde) yorumlanabileceğini belirtir; ayrıca 'libâsu'l-havfi ve'l-cû' şeklindeki bir kıraati de zikreder.

وقرىء : ( والخوف ) عطفا على اللباس ، أو على تقدير حذف المضاف وإقامة المضاف إليه مقامه . أصله : ولباس الخوف . وقرىء : ( لباس الخوف والجوع )
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre ayetteki 'ehl'i, Mekkelilerin kendi aralarında soy ve nesebiyle tanıdıkları kimseleri ifade eder. Devamındaki felaketle ilgili olarak İbn Abbas'ın görüşü nakledilir: bunun Mekke'de vuku bulan kıtlık/açlık olduğu söylenmiştir, bir başka görüşe göre ise bu Bedir günündeki öldürme olayıdır. Râzî, İbn Abbas'ın görüşünü tercih eder; çünkü ayetin devamında Allah'ın onları zulümleri üzere iken helâk ettiği belirtilir ve eğer onlar bu zulmü terk etmiş olsalardı helâk edilmezlerdi.

قال ابن عباس رضي الله عنهما : يعني الجوع الذي كان بمكة . وقيل : القتل يوم بدر ، وأقول قول ابن عباس أولى لأنه تعالى قال بعده : يعني أهلكهم وهم على ظلمهم ، ولو كانوا تركوه لما أهلكهم
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî, ayette geçen açlığın Mekke'de yaşanan kıtlıkla ilgili olduğunu belirtir; bu görüş İbn Abbas, Mücahid ve Katade'ye dayandırılır. Ayrıca bunun 'şedaid ve açlık' anlamına geldiğine dair başka bir görüşe de yer verir. Metin ayrıca 'elf sene' ve 'illa hamsine ameten' ifadelerinin dilbilimsel/nahiv açısından tahlilini yapar, Sîbeveyh ve Müberred'in bu istisna yapısı hakkındaki farklı görüşlerini nakleder.

هذا يدل على أنها مكة وهو قول بن عباس ومجاهد وقتادة وهو الجوع الذي وقع بمكة وقيل : الشدائد والجوع
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr bu ayetin, Kureyş'in ısınmasını ve geçimini sağlayan kış-yaz ticaret yolculuklarına duydukları alışkanlığa (îlâf) işaret ettiğini, Peygamber'in (s.a.v.) bu nimet karşılığında Kureyş'i Kâbe'nin Rabbine ibadet etmeye çağırdığını nakleder. Bu çağrı, açlıktan doyurma ve korkudan güvene kavuşturma nimetlerine dayandırılmıştır.

ويحكم يا معشر قريش اعبدوا رب هذا البيت الذي أطعمكم من جوع وآمنكم من خوف
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre bu ayette geçen 'onlara kendilerinden bir peygamber geldi' ifadesi, önceki emsalleri zikredildikten sonra tekrar zikredilen Mekke ahalisine, yani Hz. Muhammed'e (s.a.v.) işaret eder. Onlar bu peygamberi yalanlayınca, zulüm halindeyken kendilerine azap gelmiştir; bu azap şiddetli kıtlık ya da Bedir savaşı olarak yorumlanmıştır.

والضمير لأهل مكة عاد إلى ذكرهم بعد ما ذكر مثلهم. فكذبوه فأخذهم العذاب وهم ظالمون أي حال التباسهم بالظلم والعذاب ما أصابهم من الجدب الشديد، أو وقعة بدر.

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Müfessirlerin çoğu ayetteki azabı iki temel olaya bağlar: Mekke'de yaşanan kıtlık/açlık ve Bedir Savaşı'nda müşriklerin öldürülmesi. Ayrıca 'ehl' ve 'kendilerinden peygamber' ifadesinin Mekkelilere ve Hz. Muhammed'e işaret ettiği, azabın onlar zulüm halindeyken (peygamberi yalanladıklarında) geldiği noktasında da bir uzlaşı vardır.

Farklar

Taberî ve Beydâvî her iki yorumu (kıtlık/Bedir) birlikte zikrederken, Râzî İbn Abbas'ın kıtlık görüşünü ayetin bağlamıyla ilişkilendirerek tercih eder. Kurtubî rivayet zincirini genişletip Mücahid ve Katade'yi de ekler, ayrıca dilbilimsel/nahiv tahliline ağırlık verir. Zemahşerî ise anlam tartışmasından ziyade kıraat farklılıkları ve terkip/hazif meselesine yoğunlaşarak farklı bir yöntem izler. İbn Kesîr ise konuyu tamamen farklı bir çerçeveye, Kureyş'in ticaret yolculukları (îlâf) nimetine bağlayarak özgün bir okuma sunar.

Dönemsel bağlam

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet temelli bir yorumla başlar; Zemahşerî dil ve belağat analizini öne çıkararak farklı bir katman ekler. Râzî ve Kurtubî rivayetleri derleyip tercih yaparken nahiv ve mantık temelli değerlendirmelere de yer verir. Beydâvî ise özet bir sentezle önceki birikimi bir araya getirir. İbn Kesîr'in hadis temelli farklı yorumu, aynı ayetin farklı bir historik-sosyal bağlamla da okunabildiğini gösterir; temel çerçeve (nimetin azaba dönüşmesi) sabit kalırken sebep-olay eşleştirmeleri çeşitlenmiştir.

Günümüz bağlantısı

Bu karşılaştırmalı okuma, nimet ile şükür arasındaki bağın toplumsal huzur ve güvenlik için önemine dikkat çeker; refah ve güven ortamının kıymetinin bilinmesi, bunun sürdürülmesi için ahlaki sorumluluk bilinci gerektirir. Günümüzde de bolluk ve güven içinde yaşayan bir toplumun bu nimetleri hizmet ve dayanışma ruhuyla koruması, ilim ile hakikat arayışını ihlasla birleştirmesi, ayetin evrensel bir hatırlatma olarak okunmasına imkân verir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir