وَلَئِنْ أَذَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِنَّا رَحْمَةً ثُمَّ نَزَعْنَٰهَا مِنْهُ إِنَّهُۥ لَيَـُٔوسٌ كَفُورٌ

“Ve şayet insana tarafımızdan bir rahmet tattırır, sonra da onu kendisinden geri alırsak, şüphesiz o ümitsiz ve nankör bir kimse olur.” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî'ye göre insandan nimet çekilip alındığında, o kişi bu nimetin bir benzerinin kendisine geri döneceğinden tamamen ümitsizliğe kapılır. Allah'ın lütfunun genişliğinden ümidini keser; bunu sabretmeden, kadere teslim olmadan ve istircâ etmeden yapar. Bu tavır, önceden içinde bulunduğu nimeti unutup büyük bir nankörlük göstermesi anlamına gelir.

قاطع رجاءه من سعة فضل الله من غير صبر ولا تسليم لقضائه ولا استرجاع عظيم الكفران لما سلف له من التقلب في نعمة الله نساء له
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Râzî'ye göre âyetteki 'el-insân' lafzı, kâfir insanın genel halini anlatır: nimet kendisinden çekildiğinde ümitsizliğe (yeûs) düşer çünkü nimetin tesadüfen geldiğine inanır ve tekrarını beklemez; nimet elindeyken ise şükretmez, nankör (kefûr) olur çünkü onu kendi gücü veya tesadüfle elde ettiğine inanır. Buna karşılık mümin, nimetin Allah'tan geldiğine inandığı için ne kaybında ümitsizliğe düşer ne de varlığında şükürden geri kalır. Râzî ayrıca kâfirin nimete kavuşunca aşırı sevinip (ferihan) ve övünüp (fehûran) şımardığını, bunun da onun sabırdan ve şükürden yoksun oluşunun bir sonucu olduğunu belirtir.

فالحاصل أن الكافر يكون عند زوال تلك النعمة يؤوسا وعند حصولها يكون كفورا
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî'ye göre buradaki 'insan' ifadesi tüm kâfirleri kapsayan yaygın bir cins ismidir; ancak bu ayetin özel olarak Velîd b. el-Muğîre hakkında veya Abdullah b. Ebî Ümeyye el-Mahzûmî hakkında indiği de söylenmiştir. Ayrıca 'rahmet' kelimesi burada 'nimet' anlamındadır ve kendisinden bu nimetin (rahatlık ve sağlığın) çekilip alınması kastedilmektedir. 'Onunla ferahlanması' ise bu nimetle şımarması, azgınlaşması demektir.

الإنسان اسم شائع للجنس في جميع الكفار ويقال : إن الإنسان هنا الوليد بن المغيرة وفيه نزلت وقيل : في عبد الله بن أبي أمية المخزومي رحمة أي نعمة أي سلبناه إياها رخاء وصحة ( فرح بها ) بطر بها
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre insanın kendisine verilen bir nimet veya rahmet alındığında ümitsizliğe kapılıp nankörleşmesi, sabırsızlığından ve Allah'a güveninin azlığından kaynaklanır; sıkıntı sonrası nimete kavuştuğunda ise şımarıp övünerek şükrü unutur. 'Zevk tattırma' ve 'dokunma' ifadeleri, dünyadaki nimet ve sıkıntıların ahirette karşılaşılacaklarının bir örneği olduğuna ve insanın en küçük şeyle bile küfrân ve şımarıklığa düşebileceğine işaret eder. Sabredip iyi işler yapanlar bu genel kuraldan istisna edilmiştir; onlara mağfiret ve büyük mükafat (cennet) vardır.

وفي لفظ الاذاقة والمس تنبيه على أن ما يجده الإنسان في الدنيا من النعم والمحن كالأنموذج لما يجده في الآخرة، وأنه يقع في الكفران والبطر بأدنى شيء لأن الذوق إدراك الطعم والمس مبتدأ الوصول.
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Taberî'ye göre bu ayet, insana bolluk ve genişlik verildikten sonra bunun elinden alınmasını, insanın Allah'ın rahmetinden ümidini kesip nankörlük etmesini anlatır. İnsan nimet zamanında şükretmeyip nimet gidince de Allah'ın rahmetinden yeis ve ümitsizliğe düşer. 'Yeûs' kelimesi umutsuzluğun sıfat haline gelmesini, 'kefûr' ise nimete karşı nankörlüğü ifade eder.

يقول: هو كفور لمن أنعم عليه، قليل الشكر لربه المتفضل عليه بما كان وهب له من نعمته.

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler ayeti aynı örüntü üzerinden okur: insana nimet verilince şımarıp nankörleşmesi (kefûr), nimet çekilince de ümitsizliğe (yeûs) düşmesi; her ikisi de sabır ve Allah'a güven eksikliğinden kaynaklanır. Kurtubî ve Beydâvî istisna kısmına (sabredip salih amel işleyenler) vurgu yaparken, hepsi 'insan' lafzının bu genel zaafı tasvir ettiğinde birleşir.

Farklar

Zemahşerî ve Taberî meseleyi daha çok dil/kelime tahlili ve nankörlüğün mahiyeti üzerinden ele alırken, Râzî bunu kâfir-mümin karşılaştırmasına taşıyarak akli/psikolojik bir çözümleme yapar ve inanç farkının nimet algısını nasıl şekillendirdiğini vurgular. Kurtubî ayetin Velîd b. Muğîre gibi belirli şahıslar hakkında inmiş olabileceğine dair rivayetleri aktararak tarihsel/sebeb-i nüzul boyutunu öne çıkarır; Beydâvî ise 'ezâka' ve 'messe' fiilleri arasındaki ince anlam farkına ve umum-husus tahliline odaklanarak daha teknik bir belağat okuması sunar.

Dönemsel bağlam

Taberî'den Beydâvî'ye uzanan süreçte ayetin temel anlamı (nimet-nankörlük-ümitsizlik döngüsü) sabit kalmış, ancak yöntem zenginleşmiştir: erken dönemde rivayet ve dil tahlili öne çıkarken, sonraki müfessirlerde akli/psikolojik çözümleme (Râzî) ve ince belağat/vezin analizleri (Beydâvî) eklenmiştir. Kurtubî'nin sebeb-i nüzul rivayetleri ile Zemahşerî'nin saf belağat yaklaşımı, aynı tefsir geleneği içinde farklı vurgu noktalarının bir arada var olabildiğini gösterir.

Günümüz bağlantısı

Bu okuma, insanın nimet karşısındaki tutumunun iç dünyasıyla, sabır ve şükür bilinciyle yakından ilişkili olduğunu hatırlatır. Günlük hayatta bolluk zamanında şımarmamak, darlık zamanında ümitsizliğe kapılmamak, ilim ve iman dengesiyle birlikte sabırlı ve ihlaslı bir duruşu besleyebilir. Bu bakış açısı, aile ve toplum içinde zorluklarla karşılaşıldığında dayanışma ve teslimiyet ruhunu güçlendirici bir hatırlatma olarak düşünülebilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir