وَقَالَ مُوسَىٰ رَبَّنَآ إِنَّكَ ءَاتَيْتَ فِرْعَوْنَ وَمَلَأَهُۥ زِينَةً وَأَمْوَٰلًا فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا رَبَّنَا لِيُضِلُّوا۟ عَن سَبِيلِكَ رَبَّنَا ٱطْمِسْ عَلَىٰٓ أَمْوَٰلِهِمْ وَٱشْدُدْ عَلَىٰ قُلُوبِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُوا۟ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ

“Musa dedi: "Ey Rabbimiz! Sen Firavun'a ve adamlarına şu dünya hayatında göz kamaştırıcı zenginlik ve bol bol servet verdin. Ey Rabbimiz! Senin yolundan saptırsınlar diye mi? Ey Rabbimiz! Onların mallarını sil süpür ve kalblerine sıkıntı düşür. Çünkü onlar o acıklı azabı görmedikçe iman etmeyecekler."” — Elmalılı Hamdi Yazır

Tefsirler

Yapay zekâ tarafından üretildi
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu müfessire göre ayette Musa'nın Firavun ve kavminin dünya malı ve zineti hakkında yaptığı dua aktarılmaktadır; Musa Allah'a onların mallarının biçiminin değiştirilmesini, taşlaşmasını veya helak edilmesini, kalplerinin mühürlenerek imana kapalı kılınmasını istemiştir. Ayrıca 'ليضلوا' ifadesindeki lamın anlamı üzerinde durularak, bunun Allah'ın onları saptırmak için mal verdiği anlamına gelmediği, aksine Musa'nın onların bu mallar sebebiyle sapmaları üzerine yaptığı bir dua/lanet olduğu belirtilmiştir. Kelimenin 'onları saptırsınlar' ya da 'kendileri saptılar' şeklinde okunuşuna dair kıraat farklılıkları da zikredilmiştir.

قيل: إن معنى ذلك بخلاف ما توهمت. وقد اختلف أهل العلم بالعربية في معنى هذه اللام التي في قوله: {ليضلوا} فقال بعض نحويي البصرة: معنى ذلك: ربنا فضلوا عن سبيلك، كما قال: هذا دعاء من موسى، دعا الله على فرعون وملئه أن يغير أموالهم عن هيئتها، ويبدلها إلى غير الحال التي هي بها
Zemahşerî12. yy✓ Alıntı doğrulandı

Zemahşerî'ye göre Musa'nın 'kalplerini şiddetle bağla' ifadesi emir lafzıyla gelen bir duadır. Musa, kavmine uzun süre ayetleri tekrar tekrar gösterip nasihat ettiği, onları uyardığı halde onların küfür ve inatta ısrar ettiklerini görünce ve tecrübeyle onlardan iman gelmeyeceğini anlayınca, gerçekleşeceğini bildiği bir şeyi Allah'tan istemiştir; bu, 'Allah İblis'e lanet etsin' demek gibidir.

هو دعاء بلفظ الأمر ، كقوله : ، { واشدد } غ ، وذلك أنه لما عرض عليهم أيات الله وبيناته عرضا مكررا وردد عليهم النصائح والمواعظ زمانا طويلا ، وحذرهم عذاب الله وانتقامه
Fahreddin er-Râzî12-13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Bu metin, Yûnus 88. ayet (Musa'nın Firavun ve kavmi hakkındaki duası) bağlamında öncelikle esir savaşçılar meselesine dair rivayetleri (Ebu Bekir'in fidye görüşü, Ömer'in öldürme görüşü, Peygamber'in Ebu Bekir'e meyletmesi) nakleder; ardından 'ليضلوا' ifadesindeki lam-ı ta'lilin Allah'ın kulları saptırmayı irade edip etmediği tartışmasına, kıraat farklılıklarına ve Ebu Ali el-Cübbâî ile Vâhidî'nin yorumlarına yer verir. Metin, bu ayetin peygamberlerin ismeti konusunda itiraz edenler tarafından delil olarak kullanıldığını da belirtir.

احتج أصحابنا بهذه الآية على أنه تعالى يضل الناس ويريد إضلالهم وتقريره من وجهين : الأول : أن اللام في قوله : { ليضلوا } لام التعليل
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Kurtubî'ye göre bu ayette geçen 'لام' harfinin taşıdığı anlam üzerinde farklı görüşler bulunmaktadır; bu lâm, akıbet/sonuç lâmı olabileceği gibi, sebep (kî) lâmı, ta'lil lâmı veya dua lâmı olarak da yorumlanmıştır. Buna bağlı olarak Firavun ve kavminin kendilerine verilen dünya nimetleriyle sapıklığa düşmeleri, ya Allah'ın onlara bu nimeti sapıtsınlar diye vermesi ya da sapıklıklarının akıbeti bu nimete varması şeklinde anlaşılmıştır. Ayrıca 'اطمس' kelimesiyle mallarının taşa dönüştürülmesi ve kalplerinin mühürlenmesi konusunda çeşitli rivayetler nakledilmiştir.

اختلف في هذه اللام وأصح ما قيل فيها وهو قول الخليل وسيبويه أنها لام العاقبة والصيرورة وفي الخبر ( إن لله تعالى ملكا ينادي كل يوم لدوا للموت وابنوا للخراب
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı

İbn Kesîr'e göre bu ayette dua sadece Musa'dan zikredilmiş olsa da, konuşmanın akışı Harun'un buna amin dediğini ve bu sebeple dua eden konumuna geçtiğini göstermektedir. Ayrıca Firavun ve kavminin mallarının, mahsullerinin taşa dönüştürülmesiyle ilgili çeşitli tabiin görüşleri ve rivayetler nakledilmekte, bu duanın Musa'nın Allah ve dini için Firavun ve ileri gelenlerine karşı gösterdiği bir gazap ifadesi olduğu, Nuh'un kavmine yaptığı duaya benzediği belirtilmektedir.

فذكر الدعاء عن موسى وحده ومن سياق الكلام ما يدل على أن هارون أمن فنزل منزلة من دعا لقوله تعالى وإن مثلك ياعمر كمثل نوح عليه السلام
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı

Beydâvî'ye göre Musa'nın duasındaki 'ليضلوا' ifadesi, Firavun ve kavminin hallerinin gözlemlenmesinden anlaşılan sonucu emir kalıbıyla ifade eden bir duadır; 'Allah İblis'e lanet etsin' sözü gibi. Ayrıca bu lâmın akıbet lâmı olabileceği veya nimet verilişinin küfür üzere devam etmesinin bir istidraç ve dalalette sabit kılma sebebi olduğu için illiyet ifade edebileceği belirtilir. 'اطمس على أموالهم' ile mallarının helak edilmesi, 'واشدد على قلوبهم' ile de kalplerinin katılaştırılıp imana açılmaması istenmiştir; 'فاستقيما' ifadesi ise Musa ve Harun'a hemen sonuç beklememelerini, vaadin kendi vaktinde gerçekleşeceğini bildirmektedir.

ربنا ليضلوا عن سبيلك دعاء عليهم بلفظ الأمر بما علم من ممارسة أحوالهم أنه لا يكون غيره كقولك: لعن الله إبليس. وقيل اللام للعاقبة وهي متعلقة ب آتيت

Karşılaştırma

Ortak noktalar

Tüm müfessirler ayetin Musa'nın Firavun ve kavmi aleyhine yaptığı bir dua/lanet olduğunda birleşir; mallarının değiştirilmesi/taşlaştırılması ve kalplerinin mühürlenmesi isteği ortak temadır. Ayrıca 'ليضلوا' ifadesindeki lâmın Allah'ın onları saptırmayı irade ettiği anlamına gelmediği, dua/sonuç/sebep lâmı olarak yorumlanması gerektiği hususunda da geniş bir mutabakat vardır.

Farklar

Taberî ve Kurtubî ağırlıklı olarak rivayet ve nahiv otoritelerinin (Halil, Sîbeveyh, Ferrâ vb.) görüşlerini derleyerek lâmın vecihlerini ayrıntılı tartışır; Zemahşerî ve Beydâvî ise daha çok belâgat temelli 'emir lafzıyla dua' analizine yoğunlaşıp 'Allah İblis'e lanet etsin' benzetmesiyle konuyu sadeleştirir. Râzî, meseleyi kader/irade tartışmasına ve Cübbâî-Vâhidî gibi kelamcıların yorumlarına taşıyarak farklı bir istikamete çeker; İbn Kesîr ise duanın Harun'un da katılımıyla ortak bir dua olduğunu ve Nuh kıssasıyla benzerliğini vurgulayarak bağlamsal bir okuma sunar.

Dönemsel bağlam

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ağırlıklı bir yöntemle konuyu ele alırken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Beydâvî'de belâgat ve dil tahlili öne çıkmış, Râzî ile kelamî/felsefî tartışmalar (irade-kader meselesi) devreye girmiştir. Kurtubî fıkıh ve nahiv birikimini harmanlarken, İbn Kesîr yeniden rivayete dönerek bağlamsal bir senteze ulaşmıştır; temel anlam sabit kalsa da yöntemsel vurgular dönemin ilmi eğilimlerine göre çeşitlenmiştir.

Günümüz bağlantısı

Bu ayet, haksızlık ve inatla sürdürülen bir zulme karşı sabırla direnmenin ve sonunda hakka teslimiyetin önemine dair bir hatırlatma olarak düşünülebilir. Musa ve Harun'un duası, uzun süre çağrıda bulunup sabretmenin ardından Allah'a güvenmeyi öğretirken, günümüzde de zorluklar karşısında ihlasla ve sabırla hareket etmenin değerine işaret edilebilir. Ayrıca mal ve zenginliğin kişiyi doğru yoldan uzaklaştırabileceği uyarısı, ahlaki bir öz-eleştiri fırsatı olarak da okunabilir.

Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir