وَمِنْهُم مَّن يَنظُرُ إِلَيْكَ أَفَأَنتَ تَهْدِى ٱلْعُمْىَ وَلَوْ كَانُوا۟ لَا يُبْصِرُونَ
“İçlerinden sana bakanlar da var. Fakat sen, körlere, üstelik basiretleri de yoksa hidayet edip yol gösterebilecek misin?” — Elmalılı Hamdi Yazır
Taberî9-10. yy✓ Alıntı doğrulandı
Bu müfessire göre ayette 'men' (kim) ism-i mevsûlü hem cemi hem tekil fiillerle kullanılmış; bu, 'men' lafzının tekil olmasına rağmen anlamının çoğul olabilmesinden kaynaklanır. Bağlamda ise Allah, müşriklerden bazılarının Peygamber'e (s.a.v.) bakıp mucizelerini gördükleri halde hidayete erdirilemeyeceklerini bildirmekte, çünkü hidayet vermek Allah'ın elindedir, Peygamber'in gücü dışındadır. Bu durum Peygamber'e, kavminden yüz çevirenlere karşı bir teselli ve onlardan iman ümidini kesme emri olarak sunulmuştur.
فجمع مرة مع من الفعل لمعناه، ووحد أخرى معه الفعل؛ لأنه في لفظ الواحد
Kurtubî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Kurtubî'ye göre Allah, kimsenin O'nun tevfik ve hidayeti olmadan iman edemeyeceğini bildirmiştir; bu da kaderiyye'nin görüşünü reddeder. Ayetteki 'işitirler' ve 'bakarlar' ifadeleri, Peygamber'i teselli etmek amacıyla, sağırın işitmesini ve körün görmesini sağlayamayacağı gibi bu kişileri de imana muvaffak kılamayacağını anlatır; zira Allah onların iman etmeyeceklerine zaten hükmetmiştir. Devamında Allah'ın onlara zulmetmediği, kalp işitme ve görmesini onlardan almasının O'nun mülkünde tasarrufu olduğu için zulüm sayılmayacağı belirtilir.
أخبر تعالى أن أحدا لا يؤمن إلا بتوفيقه وهدايته وهذا وما كان مثله يرد على القدرية قولهم كما تقدم في غير موضع
İbn Kesîr14. yy✓ Alıntı doğrulandı
İbn Kesîr'e göre bu ayet, kâfirlerin Peygamber'e bakışlarının müminlerin bakışından farklı olduğunu anlatır. Allah'ın kendisine verdiği vakar, güzel hal ve büyük ahlak nübüvvetine delil olduğu halde, bu kâfirler bakar fakat başkalarına hasıl olan hidayet onlara hasıl olmaz. Müminler ona vakar gözüyle bakarken, bu kâfirler hakaret gözüyle bakmaktadır.
بل المؤمنون ينظرون إليك بعين الوقار وهؤلاء الكفار ينظرون إليك بعين الإحتقار
Beydâvî13. yy✓ Alıntı doğrulandı
Beydâvî'ye göre bu ayetler, münafıkların Kur'an dinlemesinin veya Peygamber'e bakmasının gerçek bir işitme ve görme sayılmadığını belirtir; çünkü onlar sözün anlamını akıllarıyla kavramaktan ve gördükleri delilleri tasdik etmekten yoksundurlar. Gerçek işitme, işitilen sözün maksadını akılla anlamaktır, gerçek görme ise ibret ve basiretle görmektir; onlarda akıl vehim ve taklit ile bozulduğu için sağır ve kör kimseler gibi kalmışlardır. Ayet, Peygamber'e onlardan yüz çevirme ve uzaklaşma emrinin bir gerekçesi niteliğindedir.
وفيه تنبيه على أن حقيقة استماع الكلام فهم المعنى المقصود منه ولذلك لا توصف به البهائم، وهو لا يتأتى إلا باستعمال العقل السليم في تدبره
Karşılaştırma
Ortak noktalar
Tüm müfessirler ayetin, görme/işitme fiillerinin zahiri anlamının ötesinde bir hakikati anlattığı konusunda birleşir: muhataplar (müşrik/münafık) fiziksel olarak görüp işitseler de bunun kendilerine hidayet olarak fayda vermediği, ve bu durumun Peygamber'e bir teselli ve onlardan ümit kesme bağlamında sunulduğu ortak vurgudur.
Farklar
Taberî meseleyi öncelikle dil/belağat açısından ('men' lafzının tekil-çoğul kullanımı) ele alıp bağlamı hidayetin Allah'a ait olduğu ilkesiyle açıklar. Kurtubî konuyu doğrudan kelamî bir tartışmaya taşıyıp kaderiyyeye reddiye zemini kurar. İbn Kesîr bakışı ahlaki/nübüvvet delili çerçevesinde ele alarak müminlerle kâfirlerin Peygamber'e bakışındaki farkı vurgular. Beydâvî ise semâ' ve nazar kavramlarını hakiki-mecazi ayrımıyla inceleyip meseleyi akıl ve basiret eksenine taşır; bu farklar büyük ölçüde müfessirlerin yöntem tercihinden (dilci, kelamcı, ahlakî-bağlamsal, felsefi-mantıki) kaynaklanır.
Dönemsel bağlam
Taberî'den Beydâvî'ye uzanan süreçte ayetin temel mesajı sabit kalmış, ancak yorum araçları zenginleşmiştir: erken dönemde dil tahlili öne çıkarken, sonraki dönemlerde kelamî tartışmalar (kader meselesi) ve daha sistematik akıl-basiret ayrımları devreye girmiştir. Bu, tefsir geleneğinin zamanla farklı ilim dallarının birikimini ayete taşımasının bir yansımasıdır.
Günümüz bağlantısı
Bu karşılaştırma, hakikati kabul etmenin sadece duyusal veya bilgisel bir mesele olmadığını, kalbin açıklığı ve samimi bir arayışla ilgili olduğunu hatırlatır. Günümüzde de bilgiye erişimin kolaylaştığı bir çağda, asıl önemli olanın bu bilgiyi ihlasla değerlendirip ibret alacak bir bakış açısı geliştirmek olduğu söylenebilir. Bu da ilim ile iman arasında sağlıklı bir uyum kurma ve hoşgörülü bir anlayışla farklı bakış açılarını değerlendirme çabasına ışık tutabilir.
Yapay zekâ analizi — fetva veya hüküm değildir, henüz uzman incelemesinden geçmemiştir