كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكِينَ عَهْدٌ عِندَ ٱللَّهِ وَعِندَ رَسُولِهِۦٓ إِلَّا ٱلَّذِينَ عَٰهَدتُّمْ عِندَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ فَمَا ٱسْتَقَٰمُوا۟ لَكُمْ فَٱسْتَقِيمُوا۟ لَهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُتَّقِينَ
“How can there be a treaty with Allah and with His messenger for the idolaters save those with whom ye made a treaty at the Inviolable Place of Worship? So long as they are true to you, be true to them. Lo! Allah loveth those who keep their duty.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre bu ayette müşriklerle yapılan ahdin genel olarak geçersiz kılındığı, müminlerin onları buldukları yerde öldürmesinin vacip olduğu, ancak Mescid-i Haram yanında ahid vermiş olup bu ahde bağlı kalanların müstesna tutulduğu ifade edilmektedir. Bu istisna edilen grubun kimliği konusunda müfessirler arasında ihtilaf vardır; kimileri Huzâa, kimileri Kureyş, kimileri de Kinâne'den Benî Bekr'in bir kısmı (özellikle Cüzeyme b. ed-Dîl) olduğunu söylemiştir. Taberî kendi tercihini, Hz. Ali'nin hicretin dokuzuncu yılında Berâe suresini ilan ettiği sırada Mekke'de Kureyş ve Huzâa'dan hiçbir kâfirin kalmamış olmasına dayandırarak, ahdi bozmayan Benî Bekr grubunun kastedildiği görüşünü tercih eder.
وأولى هذه الأقوال بالصواب عندي قول من قال: هم بعض بني بكر من كنانة، ممن كان أقام على عهده ولم يكن دخل في نقض ما كان بين رسول الله صلى الله عليه وسلم وبين قريش يوم الحديبية من العهد مع قريش حين نقضوه بمعونتهم حلفاءهم من بني الديل على حلفاء رسول الله صلى الله عليه وسلم من خزاعة
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Bu müfessir metinde geçen ifadeyi 'aynı hâl/durum üzere, önceki gibi' anlamında açıklamış görünmektedir; yani söz konusu şey öncekiyle aynı vasıf ve konum üzere devam etmektedir.
على العهد على مثله
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre âyetteki "كيف" edatı inkâr anlamında bir istifham olup, müşrikler için ahdin devam edemeyeceğini bildirir; ayette bir hazif (mahzuf ifade) bulunmaktadır ve takdiri şöyledir: müşriklerle yapılan ahid, gadr (hainlik) ihtimali taşıdığından sürdürülemez, ancak Mescid-i Haram yanında ahid yapılanlar bundan istisnadır çünkü onlar ahdi bozmamışlardır. Bu istisna edilenlerin Kinâne ve Damre kabileleri olduğu nakledilmiştir; onlarla ilgili emir, ahidlerine sadık kaldıkları müddetçe beklenmesi ve öldürülmemesi, onlar doğru durdukça karşılık olarak doğru durulmasıdır.
وفي الآية محذوف وتقديره : كيف يكون للمشركين عهد مع إضمار الغدر فيما وقع من العهد إلا الذين عاهدتم عند المسجد الحرام ، لأجل أنهم ما نكثوا وما نقضوا قيل : إنهم بنو كنانة وبنو ضمرة فتربصوا أمرهم ولا تقتلوهم فما استقاموا لكم على العهد فاستقيموا لهم على مثله
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî bu ayette 'keyfe' edatının istifham için değil, taaccüb (şaşkınlık/imkânsızlık bildirme) anlamında kullanıldığını belirtir; yani müşrikler için Allah nezdinde ve Resûlü nezdinde bir ahdin bulunmasının uygun olmadığını ifade eder. Ardından 'illâ ellezîne âhedtüm 'inde'l-mescidi'l-harâm' istisnasının, ahitlerini bozmayan Benî Bekir gibi kimselere işaret ettiğini, İbn İshak'ın görüşüyle aktarır. Ahdi olmayanlarla ilgili ise tövbe etmedikleri sürece bulundukları yerde öldürülmeleri hükmünü zikreder.
كيف هنا للتعجب كما تقول : كيف يسبقني فلان أي لا ينبغي أن يسبقني وعهد اسم يكون وفي الآية إضمار أي كيف يكون للمشركين عهد مع إضمار الغدر
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr, ayeti Hudeybiye antlaşması bağlamında yorumluyor; müşriklerle on yıl savaşı terk üzere yapılan bu ahdin Hz. Peygamber ve müslümanlarca korunduğunu, ancak Kureyş'in Huzaa müttefiklerine yardım eden Benî Bekr ile ittifak kurup ahdi bozması üzerine Mekke'nin fethedildiğini anlatır. Fetihten sonra teslim olanların 'tulekâ' diye anıldığını, kaçanlara ise dört ay güvenlik ve serbestlik tanındığını, sonunda Allah'ın onları tam bir İslam'a hidayet ettiğini belirtir.
استمر العقد والهدنة مع أهل مكة من ذي القعدة في سنة ست إلى أن نقضت قريش العهد ومالؤوا حلفاءهم وهم بنو بكر علي بن خزاعة أحلاف رسول الله صلى الله عليه وسلم فقتلوهم معهم في الحرم أيضا فعند ذلك غزاهم رسول الله صلى الله عليه وسلم في رمضان سنة ثمان
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre ayetteki istifham, müşrikler için Allah ve Resulü nezdinde bir ahdin bulunması ve onun bozulmaması durumunun inkâr ve uzak görülüşünü ifade eder; ya da Allah ve Resulünün ahde vefa göstermesine karşın müşriklerin ahdi bozmuş olmasının istib'adını içerir. Mescid-i Haram yanında kendileriyle ahitleşilenler bu genel hükümden istisna edilmiştir ve bu istisnanın nahiv açısından nasb, cer veya munkatı' istisna olarak ref' konumunda olabileceği belirtilir. Onlar ahde bağlı kaldıkça Müslümanların da vefa göstermesi gerektiği, bunun 'فأتموا إليهم عهدهم إلى مدتهم' ayetiyle aynı anlamı taşıdığı, ancak buradaki hükmün mutlak, diğerinin ise mukayyed olduğu ifade edilir.
إلا الذين عاهدتم عند المسجد الحرام هم المستثنون قبل ومحله النصب على الاستثناء أو الجر على البدل أو الرفع على أن الاستثناء منقطع أي: ولكن الذين عاهدتم منهم عند المسجد الحرام.
Comparison
Common ground
Müfessirlerin çoğu ayetin, müşriklerle yapılan genel ahdin geçersizliği ile Mescid-i Haram yanında ahitleşilip ahdini bozmayanların istisna edildiği yapıyı içerdiğinde birleşir. İstisna edilenlerin ahitlerine bağlı kaldıkça dokunulmaması gerektiği hususunda da Taberî, Râzî, Kurtubî ve Beydâvî ortak bir çizgide görünür.
Differences
Zemahşerî ve Beydâvî ile Râzî ve Kurtubî'nin farklılığı, ayetteki 'keyfe' edatının anlamına dair dilbilimsel yorumdan (inkâri istifham mı, taaccüb mü, önceki hâl üzere devam mı) kaynaklanır. İstisna edilen kabilenin kimliğinde de Huzâa, Kureyş, Benî Bekr veya Kinâne-Damre gibi farklı rivayetler nakledilmiş; Taberî ve Kurtubî bunu tarihsel siyer bilgisiyle temellendirirken, İbn Kesîr olayı bütünüyle Hudeybiye ve Mekke fethi kronolojisi içinde ele alır. Bu ayrılıklar büyük ölçüde dil/belağat odaklı yaklaşım ile rivayet/siyer odaklı yaklaşım arasındaki yöntem farkından, kısmen de müfessirlerin yaşadığı dönemin tefsir ekolünden (dilci-belâgatçi/Râzî-Beydâvî çizgisi, rivayet-siyer ağırlıklı Taberî-İbn Kesîr çizgisi) kaynaklanır.
Historical context
En eski müfessirlerden Taberî'de rivayet ve tarihsel bağlam ağırlıklıyken, sonraki dönemde Zemahşerî, Râzî ve Beydâvî ile dilbilimsel/belâgat analizinin öne çıktığı görülür; Kurtubî ve İbn Kesîr'de ise rivayet temelli yaklaşım yine güçlü şekilde sürer. Temel hüküm (ahdin istisnai korunması) dönemler boyunca sabit kalmış, ancak bu hükmün nasıl gerekçelendirileceği (dil tahlili mi, tarihsel olay mı) konusunda vurgu değişmiştir.
Modern connection
Bu karşılaştırmalı okuma, verilen sözde durmanın ve karşılıklı güvenin toplumsal ilişkilerde ne denli önemli olduğunu hatırlatır; ahde vefa göstermek, aile ve toplum içi ilişkilerde sürdürülebilir bir ahlaki tutum olarak öne çıkar. Farklı müfessirlerin aynı ayete dil ve tarih zaviyesinden yaklaşması, bir konuyu anlamada çok yönlü inceleme ve sabırlı bir öğrenme tutumunun kıymetini gösterir. Bu da günümüzde ilim edinirken farklı bakış açılarına açık olmanın, hoşgörülü bir diyalog zemini oluşturmanın önemine işaret edebilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar