وَعَلَى ٱلثَّلَٰثَةِ ٱلَّذِينَ خُلِّفُوا۟ حَتَّىٰٓ إِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ ٱلْأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ أَنفُسُهُمْ وَظَنُّوٓا۟ أَن لَّا مَلْجَأَ مِنَ ٱللَّهِ إِلَّآ إِلَيْهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ

“And to the three also (did He turn in mercy) who were left behind, when the earth, vast as it is, was straitened for them, and their own souls were straitened for them till they bethought them that there is no refuge from Allah save toward Him. Then turned He unto them in mercy that they (too) might turn (repentant unto Him). Lo! Allah! He is the Relenting, the Merciful.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre 9:118'deki 'üç kişi' Kâ'b b. Mâlik, Mürâre b. er-Rebî' ve Hilâl b. Ümeyye'dir; 'hulliffû' ifadesi gazveden geri bırakılmalarını ifade eder ve bunların tevbelerinin kabulü, hicri anlatılan uzun tevbe sürecinin (elli gece bekleyiş, hanımlardan uzaklaşma, ardından bağışlanma) ardından gerçekleşmiştir. Ardından 9:119-121 için ise, Medine halkı ve etraflarındaki bedevîlerin Rasûlullah'tan geri kalmaması gerektiği, geri kalanlardan bazılarının pişman olup ordu'ya yetiştiği, bazılarının ise (üç kişi gibi) geride kaldığı anlatılır; bu ayetlerin, sefere katılanların çektiği her sıkıntı, açlık, yorgunluk ve infakın Allah tarafından karşılıksız bırakılmayacağını bildirdiği aktarılır.

{ الثلاثة } كعب بن مالك ، ومرارة بن الربيع ، وهلال بن أمية . ومعنى { خلفوا } خلفوا عن الغزو وقيل عن أبي لبابة وأصحابه حين تيب عليهم بعدهم
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre âyet, Tevbe suresinin önceki âyetindeki Peygamber, muhacirler ve ensarın tövbesinin kabulüne atfen gelmiştir; bu atıf, tevbeleri geciktirilen üç kişinin tövbesinin kabulünün, Peygamber ve onun yanındakilerin tövbesiyle aynı hükme bağlanmasını sağlayarak onların şanını yükseltir. Ayrıca âyette bu üç kişi üç sıfatla nitelendirilmiştir: Peygamber'in kendilerinden yüz çevirmesi, müminlerin onlarla konuşmasının yasaklanması ve eşlerinin onlardan uzaklaşmasıyla elli gün süren sıkıntılı bir dönem yaşamaları, kalplerinin darlaşması ve insanların onlara hakaretle bakması bu sıfatlardandır.

والفائدة في هذا العطف أنا بينا أن من ضم ذكر توبته إلى توبة النبي عليه الصلاة والسلام ، كان ذلك دليلا على تعظيمه وإجلاله ، وهذا العطف يوجب أن يكون قبول توبة النبي عليه الصلاة والسلام وتوبة المهاجرين والأنصار في حكم واحد
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre 'halledû' ifadesi, tövbeleri kabul edilmeyip hükümleri Allah'ın kararına bırakılan (te'hir edilen) üç kişiyi anlatır; bunlar münafıklardan farklı olarak mazeretleri sorgulanmaksızın Hz. Peygamber tarafından beklemeye alınmış, sonunda haklarında Kur'an ayeti inmiştir. Bu üç kişi Kâ'b b. Mâlik, Mürâre b. Rebîa el-Âmirî ve Hilâl b. Ümeyye el-Vâkıfî olup hepsi Ensar'dandır. Metin, Kâ'b b. Mâlik'in Tebük Gazvesi'ne katılmayışını ve tövbesinin kabulüne kadar yaşadığı sıkıntıyı uzun bir rivayetle nakleder.

وقيل : خلفوا أي أرجئوا وأخروا عن المنافقين فلم يقض فيهم بشيء وذلك أن المنافقين لم تقبل توبتهم واعتذر أقوام فقبل عذرهم وأخر النبي صلى الله عليه وسلم هؤلاء الثلاثة حتى نزل فيهم القرآن وهذا هو الصحيح
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre ayet, Kâ'b b. Mâlik, Hilâl b. Ümeyye ve Mürâre b. Rebî'in geride bırakılıp elli gece boyunca haklarında hüküm bekletilmesini anlatır. Bu üç kişi Tebük gazvesine katılmayıp mazeretsiz kaldıklarını itiraf edince, sıkıntı ve muhâsara halleri anlatılmış, sonunda doğruluklarının bereketiyle Allah onların tövbesini kabul etmiştir. Metin, sıkıntının 'yeryüzü genişliğine rağmen kendilerine dar gelmesi' ifadesiyle onların çıkış yolu bulamayan psikolojik ve toplumsal ambarga halini anlattığını belirtir.

فقد تضمن هذا الحديث تفسير هذه الآية الكريمة بأحسن الوجوه وأبسطها وكذا روى عن غير واحد من السلف في تفسيرها
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre bu ayet, savaştan geri kalıp tevbeleri kabul edilene kadar üç sahabinin (Kâ'b b. Mâlik, Hilâl b. Ümeyye, Mürâre b. Rebî') içine düştüğü şiddetli sıkıntı ve yalnızlığı anlatır; yeryüzünün genişliğine rağmen kendilerine dar gelmesi, insanların onlardan tamamen yüz çevirmesinin bir mecazıdır. Allah'ın onlara tevbe nasip etmesi ve tevbelerini kabul etmesi, O'nun tevbeleri defalarca kabul eden ve nimet bahşeden sıfatlarıyla açıklanır. Son olarak müminlere Allah'tan korkmaları ve sadıklarla beraber olmaları emredilir; bu 'sadıklar' ifadesi hem iman ve ahitte doğru olanlar hem de özellikle bu üç kişi gibi tevbe ve dönüşte samimi olanlar şeklinde yorumlanmıştır.

حتى إذا ضاقت عليهم الأرض بما رحبت أي برحبها لإعراض الناس عنهم بالكلية وهو مثل لشدة الحيرة.
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre bu ayette 'ertelenenler' (murcâun) ile kastılan, Allah'ın tövbe hükmü kendilerine gelinceye kadar hükmü ertelenen üç kişidir: Kâ'b b. Mâlik, Mürâre b. er-Rebî' ve Hilâl b. Ümeyye. Bunlar Tebük Gazvesi'ne katılmayan ve Peygamber'in kendilerinden yüz çevirdiği, tövbeleri kabul edilinceye kadar durumları askıda bırakılan Ensar'dan üç kişidir.

كلهم من الأنصار: هلال بن أمية، ومرارة بن الربيع، وكعب بن مالك

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî, İbn Kesîr, Beydâvî, Taberî) 'üç kişi'nin Kâ'b b. Mâlik, Mürâre b. er-Rebî' ve Hilâl b. Ümeyye olduğunda hemfikirdir; Tebük Gazvesi'ne katılmamalarından kaynaklanan sıkıntılı bekleyiş sürecini (toplumsal dışlanma, elli gün/gece süren yalnızlık) ve nihayetinde tövbelerinin kabul edilişini Kâ'b b. Mâlik'in rivayetine dayanarak aktarırlar.

Differences

Zemahşerî ve Kurtubî dil/kıraat farklılıklarına (halledû/hullifû gibi okuyuşlar) daha çok eğilirken, Râzî ayetin öncesine yaptığı bağlamsal atfa ve üç sıfat tasnifine odaklanır; İbn Kesîr selef müfessirlerinin (Mücahid, Katâde, Süddî) rivayetlerini harmanlayarak psikolojik/toplumsal ambargo vurgusunu güçlendirir; Beydâvî belağat ve mecaz tahliline (yeryüzünün darlığı mecazı) ağırlık verir; Taberî ise sahâbe ve tabiun rivayetlerinin çokluğuna dayanan klasik isnad yöntemini öne çıkarır.

Historical context

Taberî'den Beydâvî'ye kadar geçen süreçte olayın tarihî çerçevesi (üç kişinin kimliği, Kâ'b b. Mâlik rivayeti) sabit kalmış, fakat yorum yöntemi zamanla dilbilimsel/belâgat ve kıraat analizlerine doğru genişlemiş; erken dönem (Taberî) rivayet ağırlıklı, orta ve sonraki dönem müfessirler (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) buna dil ve mantıksal bağlam çözümlemesini eklemiştir.

Modern connection

Bu kıssa, bir topluluktan geri kalmanın veya hataların itirafının, sabır ve samimiyetle (ihlas) telafi edilebileceğine dair bir örnek sunar. Sıkıntılı bekleyiş sürecinde sabretmek ve doğrularla (sadıklarla) birlikte olmak, günümüzde de kişisel gelişim ve toplumsal dayanışma açısından düşünmeye değer bir tutum olarak görülebilir. Ayrıca hatanın saklanmadan itiraf edilmesi, ahlaki bütünlük ve toplumsal güvenin yeniden inşası bağlamında ihtiyatlı bir ders çıkarımına imkân verir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar