بَرَآءَةٌ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦٓ إِلَى ٱلَّذِينَ عَٰهَدتُّم مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ

“Freedom from obligation (is proclaimed) from Allah and His messenger toward those of the idolaters with whom ye made a treaty.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre 'berâet' ifadesi Allah ve Resûlü'nün müşriklerle yapılan ahitten beri olduklarını ve bu ahdin onlara geri bırakıldığını (fesh edildiğini) bildirir. Beraetin Allah ve Resûlü'ne, muahedenin ise müslümanlara nispet edilmesinin sebebi, ahdin ilkin müslümanlarla Rasûlullah tarafından yapılmış olması, müşriklerin ahdi bozması üzerine Allah'ın bu ahdi geri bırakmayı gerekli kılmasıdır. Rivayete göre Mekkeliler ve diğer Arap müşrikleriyle yapılan bu ahdi Benî Damre ve Benî Kinâne dışındaki gruplar bozmuş, bunun üzerine dört ay güvenlik süresi tanınmıştır.

والمعنى أن الله ورسوله قد برئا من العهد الذي عاهدتم به المشركين وأنه منبوذ إليهم . فإن قلت : لم علقت البراءة بالله ورسوله والمعاهدة بالمسلمين ؟ قلت : قد أذن الله في معاهدة المشركين أولا فاتفق المسلمون مع رسول الله صلى الله عليه وسلم وعاهدوهم ، فلما نقضوا العهد أوجب الله تعالى النبذ إليهم
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre ayette geçen 'kendileriyle antlaşma yapılanlar' ifadesi, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) bizzat antlaşma yaptığı kişileri kastetmektedir; ancak bu antlaşma sahabenin de rızasıyla yapıldığından, akit onlara da nispet edilmiştir. Aynı şekilde küfür önderlerinin kendi kavimleri adına yaptığı akitler de o kavme nispet edilir ve onlar bundan sorumlu tutulurlar, çünkü herkesten ayrı ayrı rıza almak mümkün değildir. Böylece imamın gördüğü bir maslahat üzerine yaptığı akit, tüm tebaayı bağlar.

فإذا عقد الإمام لما يراه من المصلحة أمرا لزم جميع الرعايا
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr, bu ayetle ilgili olarak Hz. Peygamber'in Tebük'ten döndükten sonra Hac emirliğine Ebu Bekir'i tayin ettiğini, ardından Hz. Ali'yi Berâe suresinden otuz-kırk ayet okumak ve müşriklere dört ay süre tanındığını tebliğ etmekle görevlendirdiğini nakleder. Müfessirler bu sürenin başlangıç ve bitiş tarihleri konusunda ihtilaf etmişlerdir; bir görüşe göre süre zilhicce'nin yirmisinden başlayıp rebiülahirin onuna kadar sürer. Zührî'nin süre başlangıcını şevval ayından saydığı görüşünü ise İbn Kesîr, insanların bu hükmü henüz bilmedikleri bir zamandan hesaba katılamayacağı gerekçesiyle 'garip' bulur.

وهذا القول غريب وكيف يحاسبون بمدة لم يبلغهم حكمها وإنما ظهر لهم أمرها يوم النحر حين نادى أصحاب رسول الله صلى الله عليه وسلم بذلك
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre 'berâet' ifadesi, Allah ve Resûlü'nün müşriklerle yapılan ahidden beri olduklarını bildirir; ahid Müslümanlara nispet edilmişken beraatin Allah ve Resûlü'ne bağlanması, bu ahidlerin bizzat Allah'ın izni ve Resûl'ün mutabakatıyla yapılmış olsa da artık bozulması gerektiğine işaret eder. Dört aylık süre ise Şevval, Zülkade, Zülhicce ve Muharrem aylarıdır ve müşriklere serbestçe gezinmeleri için tanınmış bir mühlettir; bu sürenin başlangıcı hakkında farklı bir görüş de nakledilmiştir.

وإنما علقت البراءة بالله ورسوله والمعاهدة بالمسلمين للدلالة على أنه يجب عليهم نبذ عهود المشركين إليهم وإن كانت صادرة بإذن الله تعالى واتفاق الرسول فإنهما برئا منها
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre 'Berâe' âyeti, Hz. Peygamber'in müşriklerle yaptığı antlaşmaların bozulduğunu bildirmekte ve antlaşmalı müşriklere dört ay serbestçe dolaşma süresi tanımaktadır. Bu süre sonunda antlaşmalıların da antlaşmasız müşrikler gibi savaş hükmüne gireceği belirtilmiştir. Ayrıca âyette Hz. Peygamber'in Ebû Bekir ve Ali'yi göndererek müşriklere bu durumu ilan ettirdiği rivayet edilmektedir.

فآذنوا أصحاب العهد بأن يأمنوا أربعة أشهر
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre ayetteki beraat, müşriklere tahsis edilmiş tam bir cümledir; Allah ve Resûlü'ne beraatin, müşriklere ise ahdin nispet edilmesinin sebebi, Allah'ın önce müşriklerle antlaşma yapılmasına izin vermesi, sonra müşriklerin ahdi bozması üzerine Allah'ın bu ahdin bozulup ilan edilmesini emretmesidir. Ayrıca besmelenin bu sure ile öncesi arasına yazılmamasının sebebi olarak İbn Abbas'ın Ali'den naklettiği rivayete göre besmele bir emandır, bu sure ise kılıçla ve ahidlerin bozulmasıyla inmiştir ve içinde eman yoktur.

لأن بسم الله الرحمن الرحيم أمان ، وهذه السورة نزلت بالسيف ونبذ العهود

Comparison

Common ground

Zemahşerî, Beydâvî, Taberî ve Fahreddin er-Râzî, 'berâet'in Allah ve Resûlü'nün müşriklerle yapılan ahitten beri olduğunu, ahdin müslümanlara değil Allah-Resûl'e nispet edilmesinin sebebinin müşriklerin ahdi bozması olduğunu ve dört aylık bir mühlet tanındığını ortaklaşa vurgular. İbn Kesîr ve Taberî ise ayetin Ebû Bekir/Ali'nin tebliğ görevlendirilmesiyle bağlantılı tarihsel olayını nakleder.

Differences

Kurtubî meseleyi fıkhi açıdan ele alarak imamın/velinin yaptığı akdin tüm topluluğu bağlaması ilkesine odaklanırken, diğerleri daha çok dil-belağat ve rivayet eksenli bir okuma sunar. İbn Kesîr ise ayetin içeriğinden çok tebliğ sürecinin tarihsel detaylarına (sürenin başlangıç-bitiş tarihi, Zührî'nin görüşüne itiraz) yoğunlaşır; bu farklılıklar müfessirlerin yöntemsel ağırlık noktalarından (fıkıh, dil tahlili, rivayet, tarih) kaynaklanır.

Historical context

Taberî ve Zemahşerî gibi erken dönem müfessirlerden Râzî ve Beydâvî gibi daha sonraki müfessirlere kadar, ayetin temel anlamı ve dört aylık mühlet konusunda görüş sabit kalmış; zamanla dil tahlili ile fıkhi/hukuki çıkarımlar (Kurtubî) ve rivayetlerin daha sistematik değerlendirilmesi (İbn Kesîr'in Zührî eleştirisi gibi) öne çıkmıştır. Bu, tefsir geleneğinin zamanla farklı disiplinleri (fıkıh, hadis tenkidi, dil bilimi) daha belirgin şekilde ayete dahil ettiğini gösterir.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, toplumsal anlaşmalarda güven, sözleşmelere bağlılık ve ahdin bozulması durumunda adil ve açık bir bildirimde bulunma ilkesinin önemine dikkat çeker. Günümüzde bu, toplumsal dayanışma ve karşılıklı güvene dayalı ilişkilerde şeffaflık ile sabırlı, ilkeli bir tutumun kıymetini hatırlatan bir ders olarak düşünülebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar