وَٱذْكُرُوٓا۟ إِذْ جَعَلَكُمْ خُلَفَآءَ مِنۢ بَعْدِ عَادٍ وَبَوَّأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ تَتَّخِذُونَ مِن سُهُولِهَا قُصُورًا وَتَنْحِتُونَ ٱلْجِبَالَ بُيُوتًا فَٱذْكُرُوٓا۟ ءَالَآءَ ٱللَّهِ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ
“And remember how He made you viceroys after A'ad and gave you station in the earth. Ye choose castles in the plains and hew the mountains into dwellings. So remember (all) the bounties of Allah and do not evil, making mischief in the earth.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Bu metne göre ayet, Salih peygamberin kavmine Allah'ın üzerlerindeki nimetini hatırlatarak öğüt vermesini anlatmaktadır. Allah onları yeryüzünde yerleştirmiş ve orada kendilerine meskenler yapmıştır. Taberî, kavmin dağlarda kayaları oyarak evler edindiğini nakletmektedir.
كانوا ينقبون في الجبال البيوت
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Zemahşerî'ye göre 'sühûlen' ifadesi, ovanın toprağından kerpiç, tuğla ve harç gibi malzemeler yapıp bu malzemelerle ev inşa ettiklerini belirtir. 'Buyûten' kelimesinin nasb ile gelmesi hal olarak açıklanır ve bu 'hal-i mukaddera' türündendir; çünkü dağ, oyulma anında henüz ev değildir. Ayrıca bir görüşe göre bu kavim yazın ovalarda, kışın dağlarda otururlardı.
فإن قلت : علام انتصب { بيوتا } ؟ قلت : على الحال ، كما تقول : خط هذا الثوب قميصا وابر هذه القصبة قلما ، وهي من الحال المقدرة ، لأن الجبل لا يكون بيتا في حال النحت
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu metne göre Allah, Âd kavmini helâk ettikten sonra Semûd kavmini yeryüzüne yerleştirmiş, onları çoğaltmış ve kendilerine uzun ömürler vermiştir. 'Yeryüzünde sizi yerleştirdi' ifadesi, Hicaz ile Şam arasındaki Hicr bölgesine yerleştirilmelerini ifade eder; ayrıca ovalık/düz arazide köşkler edinmelerinin, bu yapıların kerpiç, kil ve tuğladan yapılması sebebiyle düz arazi gerektirmesiyle ilişkilendirilir.
ثم قال : أنزلكم ، والمبوأ : المنزل من الأرض ، أي في أرض الحجر بين الحجاز والشام
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî, ayette geçen ifadenin 'sizi yeryüzünde konaklara/menzillere yerleştirdi' anlamında bir hazif (mahzuf ifade) içerdiğini belirtir. Ardından bu ayetin, yüksek bina ve saraylar yapmanın cevazına delil olarak kullanıldığını, bazı âlimlerin bunu güzel giyim ve güzel binaların nimet eseri olarak görülmesini teşvik eden hadislerle desteklediğini aktarır. Buna karşılık Hasan el-Basrî gibi âlimlerin ise ihtiyaç fazlası bina yapmayı kınayan hadislere dayanarak bunu mekruh gördüğünü nakleder; kendisi ise orta bir görüşü tercih ettiğini ifade eder.
استدل بهذه الآية من أجاز البناء الرفيع كالقصور ونحوها وبقوله : قل من حرم زينة الله التي أخرج لعباده والطيبات من الرزق
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre 74. ayette Semûd kavminin ovalarda köşkler kurup dağları oyarak evler yaptığı anlatılır; 'sühûl'den kastın düz araziler veya kerpiç/tuğla gibi topraktan yapılan malzemeler olabileceği belirtilir. 75. ayette ise kavmin ileri gelenlerinin, iman edenlere alaycı bir şekilde 'Salih'in gönderildiğini biliyor musunuz?' diye sorduğu, onların da soruya doğrudan 'evet' demeyip 'biz ona iman ederiz' diyerek cevap verdiği, bunun sebebinin Salih'in peygamberliğinin şüpheye yer bırakmayacak derecede açık olması, tartışmanın asıl ona iman eden ile etmeyen arasında olması olduğu açıklanır.
قالوا إنا بما أرسل به مؤمنون عدلوا به عن الجواب السوي الذي هو نعم تنبيها على أن إرساله أظهر من أن يشك فيه عاقل ويخفى على ذوي رأي، وإنما الكلام فيمن آمن به ومن كفر
Comparison
Common ground
Müfessirlerin ortak noktası, ayetin Semûd kavminin yeryüzünde yerleşik hayata kavuşturulup ovalarda köşkler/evler, dağlarda ise kayaları oyarak meskenler edindiğini anlattığı yönündedir. Tüm müfessirler bunu Allah'ın kavme bahşettiği bir nimet olarak okur ve 'sühûl' ile 'buyûten' kelimelerinin dilbilimsel izahına önem verirler.
Differences
Taberî rivayet ağırlıklı bir yaklaşımla es-Süddî'den nakille dağların oyulmasını aktarırken, Zemahşerî ve Beydâvî daha çok dilbilim/belagat (hal-i mukaddera, i'rab, kıraat farkları) üzerinden ayeti çözümler. Râzî bağlamsal okumayla coğrafi bir yer tayinine (Hicr bölgesi) girer. Kurtubî ise ayeti fıkhi bir tartışmaya, yani yüksek bina yapmanın cevazı meselesine taşıyarak Hasan el-Basrî'nin çekimser görüşü ile daha müsamahakâr görüşler arasında orta bir yol tercih eder; bu farklılık ekol ve ilgi alanı farkından kaynaklanır.
Historical context
Erken dönem müfessiri Taberî rivayete dayalı sade bir anlatımla yetinirken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Beydâvî'de dil ve belagat analizinin derinleştiği, Râzî'de ise bağlamsal ve coğrafi bağlantıların güçlendiği görülür. Kurtubî'nin fıkhi çıkarımlara yönelmesi, tefsirin zamanla hem dilbilimsel hem de amelî/hukuki boyutlar kazandığını gösterir; temel anlatı (yerleşim ve mesken nimeti) sabit kalırken yorum katmanları çoğalmıştır.
Modern connection
Bu ayet, insanın barınma ve yerleşme imkânını bir nimet olarak görüp ona şükranla yaklaşmayı, aynı zamanda imkanları israfa kaçmadan orta bir ölçüyle kullanmayı hatırlatabilir. Kurtubî'nin aktardığı orta yol tercihi, günlük hayatta sadelik ile nimetten istifade arasında bir denge kurma çağrısı olarak düşünülebilir. Bu yönüyle ayet, ahlaki ölçülülük ve şükür bilinciyle ilişkilendirilebilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar