وَإِذَا صُرِفَتْ أَبْصَٰرُهُمْ تِلْقَآءَ أَصْحَٰبِ ٱلنَّارِ قَالُوا۟ رَبَّنَا لَا تَجْعَلْنَا مَعَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّٰلِمِينَ

“And when their eyes are turned toward the dwellers of the Fire, they say: Our Lord! Place us not with the wrong-doing folk.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî, A'râf ehlinin cehennemliklerin yanından geçerken onların yerinden Allah'a sığındıklarını, cennet ve cehennem ehline verilen nur meselesini, münafıklardan nurun alınmasını ve A'râf ehlinin cehennem ehlini yüzlerindeki simalarla (kararmış yüzler, gözlerin morarması) tanıdıklarını nakleder. Bu tanıma, cehennem ehlinin yüzlerinin karartılmış olması sebebiyledir.

فأما أصحاب الحسنات، فإنهم يعطون نورا فيمشون به بين أيديهم وبأيمانهم، ويعطى كل عبد يومئذ نورا وكل أمة نورا، فإذا أتوا على الصراط سلب الله نور كل منافق ومنافقة
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre cehennem ehli içinde bulundukları azabı görünce Allah'a sığınıp O'nun rahmetine yönelmişler ve kâfirlerin ileri gelenlerinden birtakım kimselere seslenmişlerdir; bu, gözlerinin çevrilip onlara bakmalarını sağlayacak bir durumun bulunduğunu, böylece sığınıp azarlanacaklarını gösterir. Ayrıca A'meş'in 'وإذا قلبت أبصارهم' şeklindeki kıraati ile 'ادخلوا الجنة' ifadesinin meçhul bina üzere okunuşu ve İkrime'nin 'دخلوا الجنة' kıraati nakledilmiştir.

ونادوا رجالا من رؤوس الكفرة يقولون لهم : فيه أن صارفا يصرف أبصارهم لينظروا فيستعيذوا ويوبخوا وقرأ الأعمش : ( وإذا قلبت أبصارهم )
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî bu ayette Ashâb-ı A'râf'ın zâlimlerle birlikte olmayı Allah'tan istememelerinin, zaten öyle olmayacaklarını bilmelerine rağmen tam bir tezellül (Allah'a boyun eğme) ifadesi olduğunu belirtir. Bunu, cennet ehlinin 'Rabbimiz nûrumuzu bizim için tamamla' demesine ve şükür makamında 'elhamdülillah' söylemelerine benzetir; bu sözlerde onlar için bir lezzet bulunduğunu ifade eder.

سألوا الله ألا يجعلهم معهم وقد علموا أنه لا يجعلهم معهم فهذا على سبيل التذلل كما يقول أهل الجنة : ربنا أتمم لنا نورنا
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr bu bölümde A'râf ehlinin durumunu ve kıyamet gününde insanların hesaba çekilişini açıklayan çeşitli rivayetleri nakleder. Sa'îd b. Cübeyr'in İbn Mes'ûd'dan naklettiğine göre iyilikleri kötülüklerinden bir tane fazla olan cennete, kötülükleri iyiliklerinden bir tane fazla olan cehenneme girer; müminlere sırat üzerinde bir nur verilir ve münafıkların nuru alınır. Ayrıca A'râf ehlinin cehennemliklere bakıp 'Bizi zalimler topluluğuyla birlikte kılma' dedikleri, İbn Abbas, Süddî ve İkrime'den nakledilen farklı ifadelerle aktarılır.

يحاسب الناس يوم القيامة فمن كانت حسناته أكثر من سيئاته بواحدة دخل الجنة ومن كانت سيئاته أكثر من حسناته بواحدة دخل النار
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre 'hicab' cennet ve cehennem ehli arasındaki, ikisinin etkisinin birbirine geçmesini önleyen bir engeldir (sûr). A'râf ise bu engelin en üst kısmıdır ve buradaki 'ricâl' hakkında birkaç görüş nakleder: amelde kusur etmiş muvahhidler, dereceleri yüksek peygamberler/şehidler/mümin âlimleri, ya da insan suretinde görünen melekler olabilir. Bu kişiler ehl-i cennet ve ehl-i nârı yüzlerindeki alâmetlerden (beyazlık-siyahlık gibi) ilham veya melek talimiyle tanırlar.

وعلى الأعراف وعلى أعراف الحجاب أي أعاليه، وهو السور المضروب بينهما جمع عرف مستعار من عرف الفرس وقيل العرف ما ارتفع من الشيء فإنه يكون لظهوره أعرف من غيره. رجال طائفة من الموحدين قصروا في العمل فيحبسون بين الجنة والنار حتى يقضي الله سبحانه وتعالى فيهم ما يشاء
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre âyetteki 'tilkâ' kelimesi dilbilimsel olarak 'karşılaşma yönü, karşı taraf' anlamına gelir ve mekân zarfı olarak kullanılır; aslında mastar olup zarf olarak kullanılmıştır. Buna bağlı olarak âyetin anlamı, Ashâb-ı A'râf'ın gözleri cehennem ehline her ilişince Allah'a kendilerini onların zümresinden kılmaması için yalvarmalarıdır. Râzî bu âyetler grubunun asıl amacının insanı taklitten uzaklaştırıp akıl yürütme ve delillendirmeye sevk ederek korkutmak olduğunu belirtir.

التلقاء جهة اللقاء ، وهي جهة المقابلة

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler A'râf ehlinin cehennem ehlini gördüklerinde Allah'a sığınıp kendilerini zalimler topluluğundan ayrı tutmasını istediği sahnesi üzerinde birleşir; ayrıca cennet-cehennem ehlinin yüzlerindeki alametlerle (nur/karanlık, sima) tanındığı noktasında da ortaklaşırlar.

Differences

Taberî ve İbn Kesîr rivayet ağırlıklı olup Süddî, İbn Abbas, İkrime gibi tabiîn/sahâbe nakillerine dayanır; Zemahşerî ve Râzî ise kıraat farklılıkları ile dilbilimsel/sarf tahlillerine (tilkâ kelimesi, meçhul bina) odaklanır. Kurtubî bağlamsal kıyas yaparak bu duayı tezellül ve lezzet kavramlarıyla açıklar; Beydâvî ise A'râf ehlinin kimliği konusunda (muvahhid günahkârlar, üstün peygamberler/âlimler, melekler) birden fazla ihtimali bir arada sunar. Bu farklılıklar müfessirlerin yöntem tercihinden (rivayet, dilbilim, kelam/bağlam) kaynaklanır.

Historical context

En erken dönem temsilcisi Taberî rivayet nakline dayanırken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Râzî ile birlikte dilbilimsel ve kıraat temelli incelemeler öne çıkmış, Kurtubî ve Beydâvî bu birikimi sentezleyerek hem rivayeti hem dil tahlilini bir arada değerlendirmiştir; temel sahne ve dua motifi dönemler boyunca sabit kalmış, yorum yöntemi zenginleşmiştir.

Modern connection

Bu ayet, kişinin kendi konumundan emin olsa bile tevazu ve Allah'a sığınma bilincini koruma çabasına dair bir hatırlatma olarak okunabilir. Farklı müfessirlerin aynı sahneyi rivayet, dil ve bağlam yoluyla zenginleştirmesi, ilim ile iman arasındaki uyumlu çabanın bir örneği sayılabilir. Ayrıca yüzdeki alametler üzerinden tanınma teması, içteki hâlin dışa yansımasına ve ihlasın önemine dair düşünmeye vesile olabilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar