أَوَلَمْ يَنظُرُوا۟ فِى مَلَكُوتِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا خَلَقَ ٱللَّهُ مِن شَىْءٍ وَأَنْ عَسَىٰٓ أَن يَكُونَ قَدِ ٱقْتَرَبَ أَجَلُهُمْ فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ

“Have they not considered the dominion of the heavens and the earth, and what things Allah hath created, and that it may be that their own term draweth nigh? In what fact after this will they believe?” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre bu ayette, Kur'an'ın apaçık delil ve doğru burhanlarla geldiği halde onu yalanlayanlara, bundan sonra hangi söze veya uyarıya inanacakları sorulmaktadır. Bu ifadeyle Allah, muhataplarına, madem şahit olmadıkları haberlere dair Kur'an'ın verdiği apaçık delillere rağmen inanmıyorlar, öyleyse hiçbir gaybî haberi tasdik edemeyecekleri; aksine gaipten haber veren bir delile inanıyorlarsa aynı şekilde Kur'an'ın haberlerine de inanmaları gerektiği bildirilmektedir.

وإنما أعلمهم تعالى ذكره أنهم إن لم يصدقوا بهذه الأخبار التي أخبرهم بها في هذا القرآن مع صحة حججه على حقيقته لم يمكنهم الإقرار بحقيقة شيء من الأخبار التي لم يشاهدوا المخبر عنه، ولم يعاينوه
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre ayette 'melekût' ifadesi Allah'ın azametli mülkünü ve yarattığı her şeyi kapsayan, sayı ile sınırlanamayan ve tavsifle kuşatılamayan büyük saltanatı anlatır. Ayrıca 'asâ' lafzının 'enne'ye bağlanmasıyla insanların ölümlerinin yakın olabileceği anlatılır ki bu, onları hakka ve kendilerini kurtaracak şeye yönelmeye sevk etmelidir. Zemahşerî, 'ecel'in yaklaşmasının kıyametin yaklaşması anlamına da gelebileceğini belirtir.

والملكوت : الملك العظيم وفيما خلق الله مما يقع علي اسم الشيء ومن أجناس لا يحصرها العدد ولا يحيط بها الوصف { وأن عسى } أن مخففة من الثقيلة ، والأصل : أنه عسى ، على أن الضمير ضمير الشأن
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre tevhide delalet eden deliller yalnızca göklerle yerle sınırlı değildir; cisimler ve ruhlar âleminin her bir zerresi tevhid üzerine parlak ve galip bir delil ve burhandır. Bunu örneklendirmek için, ışığın bir evin penceresinden girdiğinde görünen zerreciklerden birinin bile sonsuz sayıda cihetten Hakim bir Yaratıcı'ya delalet ettiğini anlatır. Ayrıca ayetin, taklidin caiz olmadığı, akıl yürütme ve delil getirmenin zorunlu olduğu gibi birçok konuya delalet ettiğini belirtir.

فنقول : إن الضوء إذا وقع على كوة البيت ظهر الذرات والهباآت ، فلنفرض الكلام في ذرة واحدة من تلك الذرات فنقول : إنها تدل على الصانع الحكيم من جهات غير متناهية
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre ayet, Hz. Muhammed'in Allah'tan getirdiği bu korkutma ve uyarıdan sonra, eğer bu Kur'an'a inanmıyorlarsa hangi başka söze inanacaklarını sormaktadır; yani bu Kur'an'dan sonra artık başka hiçbir kelama iman edemeyecekleri kastedilmektedir.

يقول فبأي تخويف وتحذير وترهيب بعد تحذير محمد صلى الله عليه وسلم وترهيبه الذي أتاهم به عند الله في آي كتابه يصدقون إن لم يصدقوا بهذا الحديث الذي جاءهم به محمد من عند الله عز وجل
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre âyet, insanları göklerin ve yerin melekûtu ile Allah'ın yarattığı sayısız varlık türleri üzerinde delil getirme yoluyla düşünmeye çağırır; bu düşünme onlara Yaratıcı'nın kudretinin kemalini, birliğini ve mülkünün büyüklüğünü göstermek içindir. Ayrıca ecellerinin yaklaşmış olabileceğini düşünmeleri, hakkı aramaya ve kurtuluş yoluna yönelmeye koşmaları gerektiğini ifade eder. Kur'an'dan sonra hangi söze inanacakları sorusu, delil ikame edildikten sonra onların küfür üzerinde inat ve ısrar ettiklerini bildiren kesin bir ifade olarak yorumlanır; bir başka görüşe göre ise bu ifade 'ecellerinin yaklaşması' cümlesine bağlıdır ve Kur'an'a inanmamaları durumunda ondan daha doğru hangi söze inanacaklarını sorgulayan bir kınama anlamı taşır.

أولم ينظروا نظر استدلال. في ملكوت السماوات والأرض وما خلق الله من شيء مما يقع عليه اسم الشيء من الأجناس التي لا يمكن حصرها ليدلهم على كمال قدرة صانعها، ووحدة مبدعها وعظم شأن مالكها
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre bu ayet, Allah'ın yarattığı şeylerdeki delillere bakmayı terk edip yüz çevirenlerin şaşkınlık verici hallerine işaret eder; kulların O'nun kudretinin kemalini tanımaları için ayetlerine nazar etmeleri gerektiği vurgulanır. Bu bağlamda ilk vaciblerin nazar ve istidlal mi yoksa kalpte hasıl olan tasdik (iman) mi olduğu konusunda alimler arasında ihtilaf bulunduğu, Kâdî ve diğerlerinin ilk vacibin nazar ve istidlal olduğunu söylediği zikredilir.

فذهب القاضي وغيره إلى أن أول الواجبات النظر والإستدلال

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayetin, kâinattaki (gökler, yer, melekût) delillere rağmen inanmayanların artık başka hiçbir söze de inanmayacağını, bunun bir kınama ve düşünmeye çağrı olduğunu vurguladığı noktasında birleşir. Taberî, İbn Kesîr ve Beydâvî özellikle 'Kur'an'dan sonra hangi söze inanacaklar' sorusunun inatçı inkarı ifşa ettiğini paylaşır.

Differences

Taberî ve İbn Kesîr daha çok rivayet ve bağlamsal okumaya dayanırken, Zemahşerî ve Beydâvî dil/belağat ve kıraat farklılıkları üzerinden 'melekût', 'asâ' ve 'ecel' kelimelerinin gramer boyutunu tartışır. Râzî ise meseleyi akli/kelami istidlale taşıyarak tevhid delillerinin sonsuzluğunu ve taklidin caiz olmadığını felsefi bir çerçevede işler; Kurtubî de imanın nazar mı tasdik mi olduğu tartışmasını fıkhi/kelami zeminde ele alır. Bu farklar, tefsir ekollerinin (rivayet, dirayet, kelam, belagat) yöntem çeşitliliğini yansıtır.

Historical context

Erken dönem müfessiri Taberî ve rivayet ağırlıklı İbn Kesîr metni bağlamı ve nakli önceliklerken, aradaki Zemahşerî, Râzî, Beydâvî ve Kurtubî dilbilim, kelam ve fıkıh usulünün gelişmesiyle ayeti daha analitik ve tartışmalı zeminlere taşımıştır; temel mesaj (kâinattaki delillere rağmen inkarın tutarsızlığı) sabit kalmış, yorum araçları çeşitlenmiştir.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, tabiattaki her zerrenin bir düzen ve anlam taşıdığını fark etmenin, ilim ile iman arasında bir çatışma değil bir uyum kurabileceğini hatırlatır. Ayrıca ayetin çağrısı, insanı düşünmeye, araştırmaya ve aceleci inkardan kaçınmaya davet ederek bilimsel merakla ibadet ruhunu birlikte besleyebilecek bir tutuma işaret eder.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar