وَٱلَّذِينَ يُمَسِّكُونَ بِٱلْكِتَٰبِ وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ إِنَّا لَا نُضِيعُ أَجْرَ ٱلْمُصْلِحِينَ

“And as for those who make (men) keep the Scripture, and establish worship - lo! We squander not the wages of reformers.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî, ayetteki 'يمسكون' kelimesinin okunuşunda kıraat farklılıklarını aktarır: bazı kâriler hafif mim ile 'أمسك يمسك' kökünden, diğerleri şeddeli sin ile 'مسك يمسك' kökünden okumuştur. Bu ifadeyle kastedilenin, Allah'ın kitabındaki hükümlere göre amel eden, namazı vakitlerinde ve hadleriyle ikame edip vakitlerini zayi etmeyen kimseler olduğunu belirtir. Allah'ın bu tür kullarının salih amellerinin ecrini zayi etmeyeceğini bildirdiğini aktarır.

واختلفت القراء في قراءة ذلك، فقرأه بعضهم: (يمسكون) بتخفيف الميم وتسكينها، من أمسك يمسك. وقرأه آخرون: {يمسكون} بفتح الميم وتشديد السين، من مسك يمسك.
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî bu ayette 'إنا لا نضيع أجر المصلحين' cümlesinin i'rab bakımından iki vecih taşıdığını açıklar: cümlenin mübteda ve haber olarak kurulabileceğini, ıslah edenlerin durumunun kitaba sarılanların anlamıyla örtüştüğünü belirtir. Ayrıca 'يمسكون' kıraatinin şeddeli okunuşunu ve İbn Mesud ile Übey'in farklı kıraatlerini zikrederek namazın özellikle vurgulanmasının, dinin direği ve küfür-iman ayırıcısı olması sebebiyle olduğunu ifade eder.

إظهار لمزية الصلاة لكونها عماد الدين ، وفارقه بين الكفر والإيمان
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre ayette 'الصابرين' kelimesinin nasb ile gelmesi, Ferrâ'nın görüşüne göre medih üzere mansub olmasıyla açıklanır; sıfat uzun bir vasıf zincirinin sonunda geldiğinde Arap dilinde medih veya zem maksadıyla ref'den nasb'a geçiş yapılabilir. Ayrıca namaz ve zekatın, temessük/iman kapsamına dahil olduğu halde ayrıca zikredilmesi, bu ibadetlerin diğerlerinden daha şerefli olduğuna dikkat çekmek içindir. Namazın ayrıca zikredilmesi, imandan sonra en büyük ibadet olduğunu göstermek amacı taşır.

القول الثاني : قول الفراء : إنه نصب على المدح ، وإن كان من صفة من ، وإنما رفع الموفون ونصب الصابرين لطول الكلام بالمدح ، والعرب تنصب على المدح وعلى الذم إذا طال الكلام بالنسق في صفة الشيء الواحد
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre bu ayette 'kitaba tutunmak' ifadesi, Tevrat ile ve onunla amel etmekle tutunmayı ifade eder. Müfessir, 'يمسكون' okuyuşunun (teşdidli) 'يمسكون' (tahfifli) okuyuşuna göre daha uygun olduğunu, çünkü teşdidli okuyuşun Allah'ın kitabına ve dinine sürekli ve tekrarlı bir şekilde bağlanma anlamını taşıdığını belirtir. Bu sürekli bağlılık övgüye değer bir haslet olarak zikredilmiştir.

والقراءة الأولى أولى لأن فيها معنى التكرير والتكثير للتمسك بكتاب الله تعالى وبدينه فبذلك يمدحون فالتمسك بكتاب الله والدين يحتاج إلى الملازمة والتكرير لفعل ذلك
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre âyet, Tevrat'ı atalarından miras alan, onu okuyup içeriğine vâkıf olan ama dünyalık rüşvet ve kelâmı tahrif karşılığında bir şey alan kimseleri (Yahudi âlimlerini) anlatır. Bunlar aldıkları şeyin kendilerine bağışlanacağını umarak günaha devam ederler, tevbe etmeden aynı fiili tekrar işlerler; bu durum onların Allah'a karşı bilmeden konuşup Kitap'taki ahdi çiğnediklerini gösterir. Âhiret yurdu, muttakîler için bu dünyalık kazançtan daha hayırlıdır ve akıllı olanlar bunu bilip düşük olanı kalıcı nimetle değiştirmemelidir.

والمراد به الذين كانوا في عصر رسول الله صلى الله عليه وسلم ورثوا الكتاب التوراة من أسلافهم يقرءونها ويقفون على ما فيها
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ifade, Kur'an'a sarılmayı, onun emirlerine uymayı ve yasaklarından kaçınmayı işaret etmektedir.

اعتصموا به واقتدوا بأوامره وتركوا زوراجره

Comparison

Common ground

Müfessirlerin çoğu 'يمسكون' fiilinin kıraat farklılıkları (şeddeli/hafif) üzerinde durur ve bu farkların anlam nüansına etkisini tartışır. Ayrıca 'kitaba sarılma/tutunma' ifadesinin, o kitabın hükümlerine göre amel etmek, emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmak anlamına geldiği konusunda ortak bir vurgu vardır. Namazın metinde özellikle zikredilmesinin bir hikmete bağlı olduğu görüşü de (Zemahşerî ve Râzî'de) paylaşılır.

Differences

Taberî rivayet zincirine (İbn Zeyd, Mücahid) dayanarak kıraat farklarını nakleder; Zemahşerî ve Kurtubî meseleyi dil/belağat ve morfolojik analizle ele alır, Kurtubî teşdidli okuyuşun sürekliliği ifade ettiğini şiirle destekler. Râzî nahiv tartışmasına (Ferrâ'nın görüşü) odaklanıp 'sabirin' kelimesinin i'rabını medih bağlamında açıklar. Beydâvî ise ayeti tarihsel-bağlamsal olarak Yahudi âlimlerinin tutumuna bağlar ve dünya-ahiret karşılaştırmasına vurgu yapar; bu diğerlerinden farklı bir siyak okumasıdır. İbn Kesîr ise sade bir dil analiziyle genel bir yorum sunar, ayrıntıya girmez.

Historical context

Taberî'den İbn Kesîr'e uzanan süreçte kıraat ve dil analizi sabit bir yöntem olarak kalmış, fakat zamanla (Zemahşerî, Râzî) nahiv ve belağat tartışmaları daha sistematik hale gelmiş, Beydâvî gibi geç dönem müfessirler ise tarihsel bağlamı (siyak) daha belirgin şekilde işlemiştir. Bu, tefsir yönteminin rivayetten dil ve bağlam analizine doğru genişleyen bir gelişim izlediğini gösterir.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, bir metne veya değerlere 'sürekli ve samimi bağlılığın' geçici çıkar kaygısından üstün tutulması gerektiğini hatırlatabilir. Namazın ayrıca zikredilmesi, ibadetin sadece bir formalite değil, sürekliliği ve içtenliği (ihlas) gerektiren bir tutum olduğuna işaret edebilir. Bu bakış, ilim ile amel arasındaki uyumun ve sabırla sürdürülen bir samimiyetin günlük hayatta kıymetini düşündürebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar