وَإِذَا جَآءَكَ ٱلَّذِينَ يُؤْمِنُونَ بِـَٔايَٰتِنَا فَقُلْ سَلَٰمٌ عَلَيْكُمْ كَتَبَ رَبُّكُمْ عَلَىٰ نَفْسِهِ ٱلرَّحْمَةَ أَنَّهُۥ مَنْ عَمِلَ مِنكُمْ سُوٓءًۢا بِجَهَٰلَةٍ ثُمَّ تَابَ مِنۢ بَعْدِهِۦ وَأَصْلَحَ فَأَنَّهُۥ غَفُورٌ رَّحِيمٌ

“And when those who believe in Our revelations come unto thee, say: Peace be unto you! Your Lord hath prescribed for Himself mercy, that whoso of you doeth evil through ignorance and repenteth afterward thereof and doeth right, (for him) lo! He is Forgiving, Merciful.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî, ayetteki 'selâm' ifadesinin geçmişte sizden sadır olan sövme veya duymak istemediğiniz sözlere karşı bir emniyet vaadi olduğunu, 'tıbtüm' ifadesinin ise 'dünyada amelleriniz temiz/hoş oldu, bugün de kalacağınız yer hoş oldu' anlamına geldiğini belirtir. Ayrıca 'men amile minküm' ile kastedilenlerin, Peygamber'in kendilerini kovmaktan men edildiği kişiler değil, büyük günahlar işleyip tövbeleri hususunda Peygamber'e başvuran ayrı bir topluluk olduğunu tercih eder. Kırâat farklılıklarına da yer vererek 'enne'/'inne' okuyuşlarının anlam üzerindeki etkisini tartışır.

وأولى الأقوال في ذلك عندي بتأويل الآية، قول من قال: المعنيون بقوله: غير الذين نهى الله النبي صلى الله عليه وسلم عن طردهم، لأن قوله: خبر مستأنف بعد تقضي الخبر عن الذين نهى الله نبيه صلى الله عليه وسلم عن طردهم
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre 'kütibe'(yazıldı) ifadesi ve 'alâ' edatının birleşimi vücûb/gereklilik ifade eder; bu da Allah'ın kullarına karşı rahmeti bir zorunluluk gibi üstlendiğini gösterir. Ehl-i sünnet ile Mu'tezile arasında bu vücûbun sebebi konusunda ayrılık vardır: müellifin mensup olduğu ekole göre Allah dilediği gibi tasarruf edebilir ancak rahmeti kendi lütfuyla kendi üzerine vacip kılmıştır; Mu'tezile ise çirkin fiillerin Allah'tan sadır olmasının aklen imkânsız olduğunu ileri sürer. Ayrıca ayetteki selamet ve rahmet müjdesinin, önce cismani âlemin afetlerinden kurtuluşu, sonra da bâki ve mukaddes makamlara ulaşmayı ifade ettiği belirtilir.

قوله كتب كذا على فلان يفيد الإيجاب . ولكمة ( على ) أيضا تفيد الإيجاب ومجموعهما مبالغة في الإيجاب . فهذا يقتضي كونه سبحانه راحما لعباده رحيما بهم على سبيل الوجوب
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî bu bölümde iki ayrı konuyu bir arada aktarır: Önce Kur'an'ın müşrik eşrafın fakir müslümanları (Habbab, İbn Mesud, Suheyb, Ammar, Mikdad, Bilal gibi) meclisten kovma talebi üzerine indiğini, Hz. Peygamber'in bu kimselerle oturmaya devam etmesi ve dünya zînetine meyletmemesi konusunda uyarıldığını nakleder. Ardından 'فأنه غفور رحيم' ayetindeki kıraat farklılıklarını (fetha/kesre) ve bunların i'rab yönlerini, son olarak da 'selam' ayetiyle ilgili olarak müşriklere selam verme meselesini ve Ehl-i Kitab'a selamda öncelik almama hadislerini aktarır.

قال : نزلت هذه الآية فينا ستة في وفي بن مسعود وصهيب وعمار والمقداد وبلال قال : قالت قريش لرسول الله صلى الله عليه وسلم إنا لا نرضى أن نكون أتباعا لهم فاطردهم قال : فدخل قلب رسول الله صلى الله عليه وسلم من ذلك ما شاء الله أن يدخل فأنزل الله عز وجل
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ayette geçen tövbe, kişinin işlediği günahlardan dönmesi, o günahı terk etmesi, bir daha yapmamaya kesin olarak niyet etmesi ve gelecekte amelini ıslah etmesidir. Allah'ın bu tövbe edenlere selamı iade edip onları rahmetiyle müjdelemesi, O'nun kendi zatına lütuf, ihsan ve minnet olarak vacip kıldığı bir vaaddir. Metin bu görüşü çok sayıda hadis rivayeti ile (Allah'ın rahmetinin gazabını geçtiğine dair rivayetler) desteklemektedir.

أي رجع عما كان عليه من المعاصي وأقلع وعزم على أن لا يعود وأصلح العمل في المستقبل أي فأكرمهم برد السلام عليهم وبشرهم برحمة الله الواسعة الشاملة لهم
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre ayet, iman edip Allah'a dua eden kimseleri hem imanla hem de deliller peşinde koşmakla, ibadete devam etmekle vasıflandırmaktadır. Peygamber'e önce selam vermesi veya Allah'ın selamını onlara ulaştırması emredilmiş, onları kovmaktan men ettikten sonra Allah'ın geniş rahmet ve fazlından haberdar etmesi istenmiştir; bu, ilim ve amel faziletlerini kendinde toplayanların yakınlaştırılıp izzetle karşılanması gerektiğine, kovulmaması gerektiğine işarettir. Bir rivayete göre bazı kimseler büyük günahlar işlediklerini söyleyerek Peygamber'e gelmişler, o da cevap vermeyince ayrılmışlar ve bu ayet bunun üzerine inmiştir.

وأمره بأن يبدأ بالتسليم أو يبلغ سلام الله تعالى إليهم ويبشرهم بسعة رحمة الله تعالى وفضله بعد النهي عن طردهم، إيذانا بأنهم الجامعون لفضيلتي العلم والعمل
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre selam ifadesi, meleklerin ya Allah'ın selamını iletmekle emrolunmaları ya da müminlere ikram ve gönül hoşluğu vermek üzere bizzat selamla söze başlamalarıyla ilgilidir. Yine 'bi cehaletin' ifadesi hal konumundadır ve iki anlama gelebilir: kişinin cahillerin fiilini işlemesi (sonucu bilse de zarar verecek işi yapması) ya da işin sonucundaki kötülüğü bilmemesi. Bu ayetin Hz. Ömer hakkında, kâfirlerin isteğine icabet konusunda görüş belirtip bunun fesat olduğunu bilmediği durumda indiği de nakledilmiştir.

أحدهما : أنه فاعل فعل الجهلة

Comparison

Common ground

Müfessirler genel olarak ayetin merkezinde 'selam' ve 'rahmet' vaadinin, tövbe eden ya da imanla birlikte amel eden kimseler için bir emniyet ve müjde ifadesi olduğunda birleşir. Ayrıca çoğu müfessir, ayetin belirli bir sebeb-i nüzul rivayetine (fakir müslümanların meclisten kovulması talebi, günahkarların Peygamber'e başvurusu gibi) bağlı olarak yorumlandığını nakleder ve kıraat farklılıklarının anlam üzerindeki etkisine dikkat çeker.

Differences

Taberî 'men amile minküm' ifadesiyle kastedilenlerin ayrı bir topluluk olduğunu tercih ederken, Beydâvî bunu farklı bir rivayetle (günahkarların cevap alamaması) ilişkilendirir. Kurtubî ise olayı müşrik eşrafın fakirleri kovma talebi bağlamına yerleştirir. Râzî ve İbn Kesîr, konuyu daha çok kelami/itikadi düzeyde ele alıp Allah'ın rahmetini kendi üzerine vacip kılması meselesini Ehl-i sünnet-Mu'tezile tartışması çerçevesinde işlerken, Zemahşerî meleklerin selamı iletme şekli ve 'cehalet' kavramının anlam katmanları üzerinde durur. Bu farklar, müfessirlerin dil/belağat, rivayet ve kelami yöntemlere verdikleri ağırlığın ekol ve dönemlerine göre değişmesinden kaynaklanır.

Historical context

Taberî'nin erken dönem rivayet ağırlıklı yaklaşımından, Zemahşerî ve Beydâvî'nin dil/belağat merkezli incelemesine, Râzî'nin kelami tartışmaları derinleştirmesine ve İbn Kesîr'in hadis birikimiyle konuyu zenginleştirmesine kadar bir çizgide, temel mesaj (tövbe-rahmet-selam ilişkisi) sabit kalmış, ancak yöntem ve vurgu noktaları dönemin ilmi araçlarına göre çeşitlenmiştir.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, hataya düşmüş kimselere kapıyı kapatmadan sabırla ve hoşgörüyle yaklaşmanın, tövbe ve ıslah imkânını daima açık tutmanın kıymetini hatırlatabilir. Ayrıca ilim ile amelin, iman ile duanın birlikte değer görmesi, günümüzde bilgiye dayalı ve hizmet odaklı bir tutumun teşvik edilmesiyle ilişkilendirilebilir. Farklı müfessirlerin aynı ayete getirdiği çok yönlü bakış, toplumsal meselelerde tek bir yorumda ısrar etmeden diyalog ve anlayışla yaklaşmanın bir örneği olarak da düşünülebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar