وَكَذَٰلِكَ نُوَلِّى بَعْضَ ٱلظَّٰلِمِينَ بَعْضًۢا بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ

“Thus We let some of the wrong-doers have power over others because of what they are wont to earn.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî bu bölümde iki ayrı meseleyi ele alır: birincisi kıyamet günü mü'min ve kâfirin hesaba çekilmesiyle ilgili rivayet, ikincisi ise 'nولي' kelimesinin tefsiridir. Bu son kelime hakkında müfessirler arasında üç görüş nakleder: bazıları küfür üzerine birbirlerine dost/veli kılınmaları, bazıları ateşte birbirlerini takip etmeleri, bazıları da zalimlerin bir kısmının diğerine musallat edilmesi anlamında olduğunu söylemiştir.

اختلف أهل التأويل في تأويل {نولي} ، فقال بعضهم: معناه: نجعل بعضهم لبعض وليا على الكفر بالله
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre bu ayette Allah'ın kâfirleri kendi hallerine bırakması, dünyada işledikleri küfür ve günahlar sebebiyle onların birbirlerine dost/veli kılınması anlamına gelir; bu durum tıpkı şeytanların ve azgın insanların birbirine yardımcı olması gibidir. Ayrıca kıyamet günü de bu kişiler dünyadaki gibi birbirlerinin dostu ve yakını olacaklardır. Bina, mal ve sayıca çokluk gibi dünyevi imkânların bu kimselere verilmesi de aynı bağlamda ele alınmıştır.

نخليهم حتى يتولى بعضهم بعضا كما فعل الشياطين وغواة الإنس ، أو نجعل بعضهم أولياء بعض يوم القيامة وقرناءهم كما كانوا في الدنيا بسبب ما كسبوا من الكفر والمعاصي
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Râzî bu ayette bazı zalimlerin diğerlerine musallat kılınmasının, o kesimin zulmü kendi kazanımı (kesb) olarak edinmiş olmasından kaynaklandığını belirtir; burada cinsiyet/tür ortaklığının zulmün birleşmesine sebep olduğunu ifade eder. Ayrıca kâfirlerin peygamberler kendilerine apaçık delillerle geldiğinde, kendilerinde bulunan bilgiyle (ilim diye adlandırdıkları şeylerle, yani şirk, tekzip ve deve kesme gibi şüphelerle) sevindiklerini aktarır. Bu bağlamda Zemahşerî'nin yorumunu manaya uzak bulup eleştirir.

فالمعنى نولي بعض الظالمين بعضا بسبب كون ذلك البعض مكتسبا للظلم ، والمراد منه ما بينا أن الجنسية علة للضم
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre metinde geçen ifade, cinlerden ve insanlardan zulmedenleri (Allah'ı yalanlayan ve inkâr eden kimseleri) kastetmektedir. Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem'in görüşü nakledilerek, bu kişilerin yalanlama ve inkâr yoluyla zulmettikleri belirtilmektedir.

وقال عبد الرحمن بن زيد بن أسلم في قوله قال ظالمي الجن وظالمي الإنس وقرأ اي من التكذيب والجحود
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre 'bazı zalimleri bazılarına musallat kılarız' ifadesi, kazandıkları küfür ve isyanlar sebebiyle zalimlerin birbirlerine terk edilmesini veya birbirlerine dünyada arkadaş olduğu gibi azapta da yoldaş kılınmalarını ifade eder. Cin ve insan topluluğuna hitapla gelen elçilerin gerçekte sadece insanlardan olduğu, ancak cinlerle birlikte zikredildikleri için hitabın ikisine de yöneltildiği belirtilir. Kıyamet günü inkârcıların kendi aleyhlerine şahitlik etmeleri, dünya hayatına kapılıp ahireti tamamen terk etmelerinin kötü sonucu olarak sunulur ve bu durum dinleyenler için bir uyarı teşkil eder.

الرسل من الإنس خاصة، لكن لما جمعوا مع الجن في الخطاب صح ذلك ونظيره يخرج منهما اللؤلؤ والمرجان والمرجان يخرج من الملح دون العذب
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre ayet, dünyada bazı zalimlerin bazılarına musallat edilmesini ifade eder; Allah bir topluluktan razı olduğunda işlerini hayırlılarına, gazap ettiğinde ise şerlilerine verir. Bu durum zalim için bir tehdittir: zulmünden vazgeçmezse başka bir zalim ona musallat edilir.

إذا سخط الله على قوم ولى أمرهم شرارهم

Comparison

Common ground

Müfessirlerin çoğu 'bazı zalimleri bazılarına musallat kılma/veli kılma' ifadesini zalimlerin kazandıkları küfür, zulüm ve isyan sebebiyle birbirlerine dost, yoldaş veya musallat kılınması şeklinde anlar. Taberî, Beydâvî ve Kurtubî bu üç anlamı (dostluk, ateşte birliktelik, musallat kılma) birbirine yakın biçimde nakleder; İbn Kesîr ve Kurtubî bunu rivayetlerle, Zemahşerî ve Râzî ise dil/belağat tahliliyle temellendirir.

Differences

Taberî meseleyi rivayet çokluğuyla üç görüş halinde sunup tercih belirtmezken, Zemahşerî meseleyi dünya-ahiret paralelliği ve belâgat üzerinden açıklar; Râzî ise Zemahşerî'nin yorumunu kelamî açıdan (kesb/kader tartışması bağlamında) eleştirir ve zulmün ortak cins/tür olmaktan kaynaklandığını vurgular. İbn Kesîr ve Kurtubî konuyu daha çok rivayet zinciriyle (İbn Zeyd, İbn Abbas, hadis) ele alırken, Beydâvî hitabın cin ve insana yöneltilmesi meselesini de tartışmaya katar; bu farklar müfessirlerin yöntemsel ağırlık noktalarından (rivayet ekolü/dil-belâgat ekolü/kelamî ekol) kaynaklanır.

Historical context

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet çokluğunu aktarmakla yetinirken, sonraki dönemde Zemahşerî ve Râzî dil ve kelam tahlilini öne çıkarır; Râzî'nin Zemahşerî'yi eleştirmesi, Mu'tezile-Ehl-i Sünnet arası kelamî hassasiyetin zamanla belirginleştiğini gösterir. Beydâvî ve Kurtubî ise bu birikimi özetleyerek dengeli bir sentez sunar; temel anlam (zalimlerin birbirine musallat/dost kılınması) boyunca sabit kalmış, sadece izah yöntemi ve vurgu noktaları değişmiştir.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, bir toplumda kötülüğün yayılmasının çoğu zaman bireylerin kendi tutum ve tercihleriyle ilişkili olduğunu hatırlatır; bu da kişisel sorumluluk ve ahlaki tutarlılığın toplumsal huzura katkısını düşündürür. Aynı zamanda müfessirlerin farklı yöntemlerle (rivayet, dil, kelam) aynı ayete yaklaşması, ilim ile iman arasındaki uyumun ve farklı bakış açılarına hoşgörüyle yaklaşmanın kıymetini gösterir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar