تَرَىٰ كَثِيرًا مِّنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ أَنفُسُهُمْ أَن سَخِطَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ وَفِى ٱلْعَذَابِ هُمْ خَٰلِدُونَ
“Thou seest many of them making friends with those who disbelieve. Surely ill for them is that which they themselves send on before them: that Allah will be wroth with them and in the doom they will abide.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre ayet, İsrailoğullarından çoğunun müşrikleri/kâfirleri dost edindiğini, Allah'ın ve resullerinin velilerine düşman olduğunu haber vermektedir. Bunun yanı sıra, nefislerinin kendileri için âhirette karşılarına çıkaracağı şeyin ne kötü olduğuna dair bir yemin bulunduğu ve bu kişilerin kıyamet günü azapta ebedî kalacakları belirtilmiştir.
ترى يا محمد كثيرا من بني إسرائيل يتولون الذين كفروا، يقول: يتولون المشركين من عبدة الأوثان، يعادون أولياء الله ورسله.
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre âyet, ashab-ı seleflerin durumu tasvir edildikten sonra, o dönemde yaşayan (hazır) Yahudilerin kâfirleri ve putperestleri dost edindiklerini anlatmaktadır; bunlardan kastedilenin Kâ'b b. Eşref ve arkadaşları olduğu, bunların müşrikleri Hz. Peygamber'e karşı kışkırttıkları belirtilir. Ayrıca metin, '(بئس) ما اشتروا' gibi ifadelerdeki أن lafzının irab yönünden مبتدأ veya حذف edilmiş bir مبتدأنın خبري olabileceğini dilbilimsel olarak açıklar.
والمراد منهم كعب بن الأشرف وأصحابه حين استجاشوا المشركين على الرسول صلى الله عليه وسلم
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî bu pasajda âyetin gramer tahliline odaklanır; 'ما' ve 'أن' edatlarının cümledeki konumu (ref' veya nasb) üzerinde durur. 'أن' kelimesinin mahzuf bir mübtedanın haberi olarak ref' mahallinde bulunduğunu, ya da öncesindeki 'ما'dan bedel olabileceğini belirtir. Ayrıca 'أن' harfinin 'لأن' anlamında nasb mahallinde de olabileceğini, bu durumda cümlenin ibtida ve haber şeklinde kurulacağını açıklar.
وقيل : بدل من ( ما ) في قوله ( لبئس ) على أن تكون ( ما ) نكرة فتكون رفعا أيضا ويجوز أن تكون في موضع نصب بمعنى لأن
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre bu ayet münafıkların kâfirlerle dostluk kurup mü'minlerle olan dostluğu terk etmelerini konu almaktadır. Bu tutum kalplerinde nifaka dönüşmüş ve Allah'ın onlara karşı kıyamete kadar sürecek bir gazabını netice vermiştir. Bu durum onların küfürlerini ve bu küfrün kendilerini Allah'ın azabına sürükleyeceğini açıklamaktadır.
قال مجاهد يعني بذلك المنافقين وقوله يعني بذلك موالاتهم للكافرين وتركهم موالاة المؤمنين التي أعقبتهم نفاقا في قلوبهم وأسخطت الله عليهم سخطا مستمرا إلى يوم معادهم
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre ayet, Ehl-i Kitap'tan çoğunun Hz. Peygamber ve müminlere karşı besledikleri kin sebebiyle müşriklerle dostluk kurduğunu bildirmektedir. Bu davranış onlar için kıyamet günü karşılarına çıkacak kötü bir azık olarak nitelenmiş, bunun sonucu da Allah'ın gazabı ve ebedî azaptır. Eğer gerçekten Allah'a, kendi peygamberlerine (veya bağlama göre Hz. Muhammed'e) ve ona indirilene iman etmiş olsalardı, imanın gereği olarak böyle bir dostluk kurmazlardı; ancak içlerinden çoğu dinden çıkmış veya nifaklarında inatla direnen kimselerdir.
لبئس ما قدمت لهم أنفسهم أي لبئس شيئا قدموه ليردوا عليه يوم القيامة أن سخط الله عليهم وفي العذاب هم خالدون هو المخصوص بالذم، والمعنى موجب سخط الله والخلود في العذاب
Comparison
Common ground
Tüm müfessirler ayetin, Ehl-i Kitap/İsrailoğulları çoğunluğunun iman ehlini bırakıp kâfir veya müşriklerle dostluk kurmasını kınadığı ve bunun kıyamette Allah'ın gazabı ile ebedî azaba yol açacağı noktasında birleşir. Ayrıca Taberî, Kurtubî ve Beydâvî ortak olarak 'ما' ve 'أن' edatlarının i'rab yönünü (mübteda-haber, bedel, taʻlil ilişkisi) dilbilimsel açıdan tartışır.
Differences
Taberî konuyu genel bir haber ve yemin çerçevesinde ele alırken, Râzî bunu Kâ'b b. Eşref ve arkadaşlarının tarihî hadisesine bağlar; İbn Kesîr ise meseleyi münafıkların kâfirlerle dostluğu ve nifakın kalpte kökleşmesi temasına taşır, bir rivayete (Mücahid) ve zayıf bir hadise dayanır. Kurtubî tamamen nahiv tahliline odaklanırken, Beydâvî hem gramer hem de ayetin iman-amel ilişkisi üzerindeki ahlaki-teolojik yorumunu birleştirir. Bu farklar, müfessirlerin bazılarının rivayet/tarih eksenli, bazılarının dilbilimsel, bazılarının da kelamî-ahlaki yaklaşımı tercih etmesinden kaynaklanır.
Historical context
En eski müfessir Taberî, hem rivayet hem dil tahlilini bir arada sunarken sonraki dönemde Râzî tarihî bağlamı (Kâ'b b. Eşref) daha belirgin işler; Kurtubî'de nahiv analizi ağırlık kazanır, İbn Kesîr rivayet ve hadis eksenli bir yoruma döner, Beydâvî ise özet bir sentezle gramer ve ahlaki-teolojik boyutu birleştirir. Temel anlam (dostluk kurmanın kınanması ve azap vaadi) sabit kalırken, yöntem ve vurgular müfessirin ilgi alanına göre değişmiştir.
Modern connection
Bu karşılaştırmalı okuma, insanın kimlerle gönül bağı kurduğunun ahlaki tutumunu şekillendirdiğini hatırlatır; toplumsal dayanışmanın ve samimi (ihlaslı) bir bağlılığın, çıkar veya kin temelli ilişkilerden daha sağlam bir temel oluşturduğu düşünülebilir. Ayrıca farklı müfessirlerin aynı ayete dil, tarih ve ahlak açısından yaklaşması, ilim ile iman arasındaki uyumun ve çok yönlü düşünmenin değerine dair bir örnek sunar. Bu bağlamda ayet, bugün de kişinin dostluklarını ve toplumsal bağlarını vicdan ve ilkeler ışığında gözden geçirmesine dair genel bir hatırlatma olarak okunabilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar