سَمَّٰعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّٰلُونَ لِلسُّحْتِ فَإِن جَآءُوكَ فَٱحْكُم بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ وَإِن تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَن يَضُرُّوكَ شَيْـًٔا وَإِنْ حَكَمْتَ فَٱحْكُم بَيْنَهُم بِٱلْقِسْطِ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُقْسِطِينَ
“Listeners for the sake of falsehood! Greedy for illicit gain! If then they have recourse unto thee (Muhammad) judge between them or disclaim jurisdiction. If thou disclaimest jurisdiction, then they cannot harm thee at all. But if thou judgest, judge between them with equity. Lo! Allah loveth the equitable.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre ayetteki 'muksitîn' ifadesi, Allah'ın hükümlerini insanlar arasında adaletle uygulayan ve Allah'ın kitabında indirdiği hükümle hükmeden kimseleri sevdiğini ifade eder. Ayrıca hüküm verme ihtiyarı Peygamber'e verilmişse, ehl-i ahd arasında hükmedecekse bunu adaletle (kıst) yapması, yani Allah'ın bütün insanlara aynı şekilde geçerli kıldığı hükümle hükmetmesi gerektiği belirtilir.
فإن معناه: وإن اخترت الحكم والنظر يا محمد بين أهل العهد إذا أتوك، فاحكم بينهم بالقسط، وهو العدل، وذلك هو الحكم بما جعله الله حكما في مثله على جميع خلقه من أمة نبينا صلى الله عليه وسلم.
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Râzî bu bölümde 'sühte' (haram/rüşvet) kelimesinin farklı kıraat ve dilsel köklerini ele alır; kelimenin 'istîsâl etmek, kökünden söküp atmak' anlamından geldiğini belirtir. Ardından Yahudi hâkimlerin rüşvet karşılığında yalanı dinleyip haksız tarafı destekledikleri, fakirlerin de zenginlerden aldıkları mallar karşılığında onların yalanlarına kulak verdikleri şeklinde üç farklı yorum nakleder. Bu bağlamda Peygamber'e getirilen davalarda kolay ve hafif olanı (recim yerine celde gibi) talep ettikleri, hakem olarak ondan yüz çevrilmesinin onlara ağır geldiği açıklanır.
قال الحسن كان الحاكم في بني إسرائيل إذا أتاه من كان مبطلا في دعواه برشوة سمع كلامه ولا يلتفت إلى خصمه ، فكان يسمع الكذب ويأكل السحت
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî'ye göre bu ayet Peygamber'e Yahudiler arasında hüküm verme konusunda muhayyerlik (tercih hakkı) vermektedir; bu kişiler zimmet ehli değil, sadece Medine'de kendisiyle muvadea (barış anlaşması) yapmış bir topluluktu, bu nedenle aralarında hüküm vermek vacip değil, ihtiyaridir. Ayrıca ayet, hâkimin Yahudilerin arzu ve heveslerine göre değil, Allah'ın indirdiği hak ile hükmetmesi gerektiğini bildirir.
هذا تخيير من الله تعالى ذكره القشيري وتقدم معناه أنهم كانوا أهل موادعة لا أهل ذمة فإن النبي صلى الله عليه وسلم لما قدم المدينة وادع اليهود ولا يجب علينا الحكم بين الكفار إذا لم يكونوا أهل ذمة بل يجوز الحكم إن أردنا
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre bu ayet, Benî Nadîr ve Benî Kurayza arasındaki diyet meselesi hakkında inmiştir; Nadîr kabilesi şereflerinden dolayı tam diyet alırken Kurayza yarım diyet öderdi, bu konuda Hz. Peygamber'e başvurdular ve Allah bu ayeti indirerek Peygamber onları diyette eşitlik üzere hak ile hükmetmeye yöneltti. Ayrıca İbn Abbas'tan gelen bir rivayete göre bu ayetlerin zina eden iki Yahudi hakkında indiği de nakledilmiş, müfessir her iki sebebin de aynı anda birleşmiş olabileceğini belirtmiştir.
أي الباطل إنما أنزلت في الدية في بني النضير وبني قريظة وذلك أن قتلى بني النضير كان لهم شرف تؤدى الدية كاملة وأن قريظة كان يؤدي لهم نصف الدية فتحاكموا في ذلك إلى رسول الله صلى الله عليه وسلم فأنزل الله ذلك فيهم فحملهم رسول الله صلى الله عليه وسلم على الحق في ذلك فجعل الدية في ذلك سواء والله أعلم
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre 'سماعون للكذب' ifadesi tekrar yoluyla vurgu (te'kid) amacı taşımaktadır. 'أكالون للسحت' ifadesi ise haram olan şeyleri, özellikle rüşveti yemeyi ifade eder; bu kelime bereketi giden şey anlamındadır. Ayrıca Hz. Peygamber'e kendisine dava için gelenler arasında hüküm verme veya çekinme konusunda bir seçenek (tahyir) tanındığı, bu hükmün ehl-i zimmet için farklı fıkhi görüşlere konu olduğu belirtilmektedir.
كرره للتأكيد
Comparison
Common ground
Tüm müfessirler ayetin, Hz. Peygamber'in kendisine başvuran (özellikle Yahudi) taraflar arasında hüküm verirken adaletle ve Allah'ın indirdiği hak ölçüsüyle hükmetmesi gerektiği vurgusunda birleşir. Ayrıca haksız kazanç (sühte/rüşvet) ve yalana kulak verme temasının ayetin bağlamıyla ilişkili olduğu ortak kabuldür; dilsel/etimolojik tahlil ile rivayet malzemesinin birlikte kullanıldığı görülür.
Differences
Taberî 'muksitîn' kavramı üzerinden genel adalet ilkesine odaklanırken, Râzî kelime kökü ve kıraat farklılıklarına dayanarak rüşvet alan grupların kimliği üzerinde durur. Kurtubî meseleyi fıkhi bir çerçevede ele alıp Peygamber'in hüküm verme konusunda muhayyer olduğunu, bunun zimmet ehliyle ilişkili olmadığını vurgular. İbn Kesîr ise ayetin nüzul sebebini somut tarihi olaylara (Nadîr-Kurayza diyet anlaşmazlığı veya zina vakası) bağlayarak rivayet ağırlıklı bir okuma sunar. Beydâvî ise dil tahlilini fıkhi mezhep görüşleriyle (Şâfiî-Hanefî) harmanlayarak tahyir meselesini derinleştirir. Bu farklılıklar, müfessirlerin ait olduğu dönem ve yöntemsel eğilimden (dilbilimci, muhaddis, fakih) kaynaklanır.
Historical context
Taberî'nin erken dönem dil ve rivayet ağırlıklı yaklaşımı, sonraki müfessirlerde fıkhi ve kelami tartışmalarla genişletilmiştir; Râzî ve Beydâvî kıraat ve dilbilimsel inceliğe daha çok yer verirken, Kurtubî ve İbn Kesîr rivayet ve tarihsel bağlamı önceleyerek hükmün kapsamını netleştirmeye çalışmıştır. Temel ilke -adaletle hükmetme zorunluluğu- bütün dönemlerde sabit kalmış, ancak bunun hukuki sınırları ve tarihsel arka planı üzerine yorumlar zamanla derinleşmiştir.
Modern connection
Bu karşılaştırmalı okuma, adaletle karar verme ve haksız kazançtan (rüşvet, çıkar ilişkisi) kaçınma ilkesinin farklı dönemlerde hep vurgulandığını gösteriyor. Günümüzde bu, kişisel ve toplumsal ilişkilerde tarafsızlık, dürüstlük ve hakkaniyet gözetme çabası olarak; ayrıca ilim geleneğinin farklı yöntemlerle aynı ahlaki özü koruyabildiğine dair bir örnek olarak düşünülebilir. Bu bağlamda ihlas ve adalet bilinciyle hareket etmenin, toplumsal güveni pekiştiren yapıcı bir tutum olduğu hatırlanabilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar