وَلَا تَنكِحُوا۟ مَا نَكَحَ ءَابَآؤُكُم مِّنَ ٱلنِّسَآءِ إِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ إِنَّهُۥ كَانَ فَٰحِشَةً وَمَقْتًا وَسَآءَ سَبِيلًا
“And marry not those women whom your fathers married, except what hath already happened (of that nature) in the past. Lo! it was ever lewdness and abomination, and an evil way.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre bu ayet, babaların nikâh ettiği kadınlarla evlenmeyi yasaklamaktadır; ayetteki istisna (illâ mâ kad selef) müsteni' munkatı' (bağlantısız istisna) anlamındadır, yani cahiliyede geçmiş olan bu tür evlilikler bağışlanmış, ancak İslam'da yeniden böyle bir nikâh yapmak fuhuş, gazaba sebep ve kötü bir yol olarak nitelendirilmiştir. Ayet, cahiliye döneminde babalarının dul kalan eşleriyle evlenen bazı kişiler (Ebû Kays b. el-Eslet, Esved b. Halef vb.) hakkında inmiştir.
وأولى الأقوال في ذلك بالصواب على ما قاله أهل التأويل في تأويله، أن يكون معناه: ولا تنكحوا من النساء نكاح آبائكم إلا ما قد سلف منكم، فمضى في الجاهلية، فإنه كان فاحشة ومقتا وساء سبيلا
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Zemahşerî bu ifadeyi, meşru bir yol olan sıhriyet (evlilik/hısımlık) bağı kurmak mümkün olduğu halde, başkasının hanımını, kız kardeşini veya kızını herhangi bir sebep olmaksızın zorla gasbetmenin çok kötü bir yol olduğuna işaret ettiğini belirtir. Ona göre Allah'ın meşru kıldığı sıhriyet yolu mevcutken bu tür haksız bir yola başvurulması kınanmaktadır.
وبئس طريقا طريقة ، وهو أن تغصب على غيرك امرأته أو أخته أو بنته من غير سبب ، والسبب ممكن وهو الصهر الذي شرعه الله
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî'ye göre bu ayet, önceden bazı kimselerin cahiliye adetiyle rızasıyla babanın karısıyla evlenmesini kesin olarak haram kılmıştır; nikâh hem akdi hem de cinsel ilişkiyi kapsadığından baba bir kadınla evlenmiş veya meşru olmayan yolla ilişkide bulunmuş olsa bile o kadın oğula haram olur. Ayrıca 'illâ mâ kad selef' istisnasının farklı yorumları (munkatı' istisna, 'ba'de' anlamı, veya takdim-tehir) aktarılmış, bu nikâhın 'makt' (nefret) olarak nitelendirilmesinin sebebi ve cahiliyede bu adetin Ensar ve Kureyş'te yaygınlığı, Ebu Kays kıssası gibi rivayetlerle desteklenmiştir.
فصار حراما في الأحوال كلها لأن النكاح يقع على الجماع والتزوج فإن كان الأب تزوج امرأة أو وطئها بغير نكاح حرمت على إبنه
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre bu ayet, babaların hanımlarını babadan sonra evlenmek üzere haram kılmakta olup, sadece nikah akdinin gerçekleşmesiyle bile kadın oğula haram olur; bu hüküm üzerinde icma vardır. Ayrıca ayetin, Ensâr'dan Ebû Kays b. el-Eslet vefat ettiğinde oğlu Kays'ın onun hanımıyla evlenmek istemesi olayı üzerine indiği aktarılır. Bu fiili işleyene dinden dönmüş muamelesi yapılır, öldürülür ve malı beytülmâle geçer.
يحرم الله تعالى زوجات الآباء تكرمة لهم وإعظاما وإحتراما أن توطأ من بعده حتى إنها لتحرم على الابن بمجرد العقد عليها وهذا أمر مجمع عليه
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre bu ayet babaların nikâhladığı kadınlarla evlenmeyi yasaklamaktadır; ayette 'men' (kim) yerine 'mâ' (ne) kullanılması ya bu nikâhın bir sıfat olarak nitelendirilmesi ya da mastar anlamı taşıması amacına dayanır. 'İllâ mâ kad selef' istisnası ise geçmişte olmuş bu tür evlilikler için cezalandırmanın kaldırıldığını, ancak bunun nikâhın câiz olduğu anlamına gelmediğini belirtmek içindir. Bu fiilin 'fâhişe' ve 'makt' (Allah'ın gazabı) olarak nitelenmesi, yasağın gerekçesi olarak sunulmuş, hiçbir ümmete bu davranışın ruhsat verilmediği ve bunu yapanların erdem sahiplerince kınandığı, bu yüzden babanın karısından olan çocuğa 'el-makti' denildiği ifade edilmiştir.
إلا ما قد سلف استثناء من المعنى اللازم للنهي وكأنه قيل: وتستحقون العقاب بنكاح ما نكح آباؤكم إلا ما قد سلف، أو من اللفظ للمبالغة في التحريم والتعميم
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre ayette zinanın çirkinliğine dair üç ifade (fâhişe, makt, sâe sebîlâ) üç farklı çirkinlik boyutuna işaret eder: fâhişe aklî çirkinliğe, makt şer'î çirkinliğe, sâe sebîlâ ise örf ve âdetteki çirkinliğe işarettir. Bu üç vecih birleştiğinde çirkinliğin son noktasına ulaşılmış olur.
إشارة إلى القبح العقلي ، وقوله : { ومقتا } إشارة إلى القبح الشرعي
Comparison
Common ground
Tüm müfessirler ayetin babanın nikahladığı kadınla evlenmeyi kesin haram kıldığı konusunda birleşir; 'illâ mâ kad selef' istisnasının cahiliyedeki geçmiş uygulamalara ceza getirmeyen fakat cevaz da vermeyen bir istisna olduğu (münkatı' istisna) ortak vurgudur. Ebû Kays b. el-Eslet kıssası da esbâb-ı nüzûl olarak yaygın şekilde nakledilir ve fiilin 'fâhişe' ve 'makt' olarak nitelendirilmesi ortak bir çirkinlik teşhisidir.
Differences
Taberî ve Beydâvî daha çok dil/belağat ve rivayet analizine odaklanırken, Zemahşerî meşru sıhriyet yolu varken haksız yola başvurmanın kınandığı bağlamsal bir okuma sunar. Kurtubî istisna türlerini ve nikâhın kapsamını (akit/ilişki) daha ayrıntılı fıkhi tartışmayla ele alır. İbn Kesîr konuyu doğrudan fıkhi icma ve failin cezalandırılması (dinden dönmüş muamelesi, öldürülme, mal müsaderesi) gibi somut hukuki sonuçlara taşır. Râzî ise farklı bir yöntemle, üç kelimeyi (fâhişe-makt-sâe sebîlâ) üç ayrı çirkinlik boyutuna (aklî-şer'î-örfî) ayırarak edebi/kelamî bir çözümleme yapar.
Historical context
Erken dönem (Taberî) rivayet ve dilbilimsel istisna tartışmasına odaklanırken, orta dönem müfessirler (Zemahşerî, Râzî) belagat ve anlam katmanlarını derinleştirmiş, Kurtubî ve İbn Kesîr ise fıkhi icma ve hukuki sonuçları sistemleştirmiştir. Temel hüküm (haramlık) tüm dönemlerde sabit kalmış, farklılık daha çok istisnanın nasıl yorumlanacağı ve fiilin çirkinliğinin hangi açıdan temellendirileceği noktasında gelişmiştir.
Modern connection
Bu ayet, aile içi ilişkilerde meşru sınırların ve nesep/hısımlık bağlarının korunmasının toplumsal düzen ve güven için önemine işaret eder. Geçmişte hatalı bir adetin sürdürülmemesi, bir toplumun kendi içindeki yanlış alışkanlıkları fark edip düzeltme çabasına da örnek olarak okunabilir. Bu bağlamda aile kurumuna saygı, nesiller arası güvenin korunması ve hoşgörülü bir dille geçmişteki hataların ders çıkarılarak aşılması bugün için de anlamlı bir çağrışım taşır.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar