بَلَىٰ مَنْ أَوْفَىٰ بِعَهْدِهِۦ وَٱتَّقَىٰ فَإِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُتَّقِينَ

“Nay, but (the chosen of Allah is) he who fulfilleth his pledge and wardeth off (evil); for lo! Allah loveth those who ward off (evil).” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre bu ayet, Allah'a olan ahdini yerine getiren ve O'ndan sakınan kimsenin durumunu haber vermektedir; bu ahid Yahudilere Tevrat'ta emredilen, Hz. Muhammed'e ve getirdiklerine iman etme vasiyetidir. Ayrıca ayetteki takva, bazı rivayetlere göre şirkten sakınma, bazılarına göre ise farzları eda edip günahlardan kaçınma ve ahde vefa göstererek Allah'tan korkup sakınma olarak açıklanmıştır.

بلى، ولكن من أوفى بعهده واتقى، يعني ولكن الذي أوفى بعهده، وذلك وصيته إياهم، التي أوصاهم بها في التوراة من الإيمان بمحمد صلى الله عليه وسلم وما جاءهم به
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Râzî'ye göre 'بلى' kelimesi kendinden önceki nefyi ortadan kaldırmaktadır; ayetteki 'بعهده' zamiri Allah lafzına râci olabilir ve bu durumda takvanın gereği kabileler arasında ayrım yapılmaması anlamına gelir, ya da bu topluluk ahdi bozmaktan kaçındığı için Allah'ın da onların ahdini bozulmaktan koruması anlamına gelir. Bu bağlamda Huzâa ile Benî Bekir arasındaki olay ve Amr b. Sâlim'in Hz. Peygamber'e gelerek yardım istemesi rivayet edilerek ayetin siyak-sibakı açıklanmaktadır.

اعلم أن في { بلى } وجهين أحدهما : أنه لمجرد نفي ما قبله ، وهو قوله مضى الكلام في معنى الوفاء بالعهد والضمير في { بعهده } يجوز أن يعود على اسم { الله } في قوله يعني أن قضية التقوى أن لا يسوى بين القبيلتين
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre 'yuhibbu' fiilinin öznesi Allah'tır ve O, ahdine vefa gösteren ve takva sahibi olanları sevmektedir. 'Bi-ahdihi' ifadesindeki zamir öncelikle Allah'a râcidir, çünkü bağlamda O'nun zikri geçmiştir; ancak bu zamirin ahdini yerine getiren ve takva sahibi olan kişiye de râci olabileceği belirtilmiştir. 'Ahd' kelimesinin masdar olduğu ve hem fail hem de mef'ûle izafe edilebildiği ifade edilir.

والهاء في قوله بعهده راجعة إلى الله عز وجل وقد جرى ذكره في قوله ويقولون على الله الكذب وهم يعلمون ويجوز أن تعود على الموفى ومتقى الكفر والخيانة ونقض العهد والعهد مصدر يضاف إلى الفاعل والمفعول
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ayette geçen ifade, verdikleri sözü tam olarak yerine getiren kimseleri nitelemektedir; kısa metin bu ibareyi 'ahitlerini yerine getirenler' şeklinde açıklamakla sınırlıdır.

أي الموفين بعهدهم
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre 'بلى' kelimesi, ehl-i kitabın 'ümmîlere karşı bize bir sorumluluk yoktur' şeklindeki iddialarını reddederek, aksine ahdine vefa gösteren ve takva sahibi olan herkes hakkında sorumluluğun geçerli olduğunu ifade eder. 'Men evfâ ve'ttekâ' cümlesi, 'bilâ'nın yerine geçen önceki cümleyi teyit eden bir istinaf cümlesidir. Buradaki 'takvâ' kavramının genel oluşu, cezanın 'men'e dönmesinin yerini tutmuş ve takvânın işin temeli olduğuna, vefayı ve farzların yerine getirilmesi ile yasaklardan kaçınmayı da kapsadığına işaret etmiştir.

إثبات لما نفوه أي بلى عليهم فيهم سبيل. من أوفى بعهده واتقى فإن الله يحب المتقين استئناف مقرر للجملة التي سدت بلى مسدها، والضمير المجرور لمن أو لله وعموم المتقين ناب عن الراجع من الجزاء إلى من
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre takvanın gereği, muhsin müşrikler ile ahdi bozan müşrikleri bir tutmamaktır; bu nedenle onlarla ahitleşme hususunda Allah'tan korkulması emredilmiştir ve onları gözetip beklemek (teemmül etmek) müttakilerin işlerindendir. Ayrıca 'keyfe' (nasıl) sorusunun tekrarı, müşriklerin ahitte durabileceği ihtimalini uzak görmek (istib'ad) amacı taşımaktadır. Fiilin hazfi ise anlaşılır olduğu için yapılmıştır, bunun örneği bir şiirle gösterilmiştir.

وحذف الفعل لكونه معلوما

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayetin merkezine 'ahde vefa' ve 'takva' kavramlarını koyar; ahdi tam olarak yerine getiren ve Allah'tan sakınan kimsenin özel bir konumda olduğu konusunda hemfikirdirler. Ayrıca çoğu müfessir 'bi-ahdihi' ifadesindeki zamirin merciini ve 'بلى' edatının önceki bir olumsuzlamayı düzeltme/onaylama fonksiyonunu tartışma konusu yapar.

Differences

Taberî ahdi Ehl-i Kitab'a Tevrat'ta verilen Hz. Muhammed'e iman vasiyeti olarak tarihsel-rivayet temelli okurken, Râzî ve Zemahşerî olayı Huzâa-Benî Bekir kıssası bağlamında müşriklerle yapılan ahitler üzerinden ele alır. Kurtubî ve Beydâvî ise daha çok dilbilimsel/i'râb odaklı ilerleyip zamirin Allah'a mı yoksa kişiye mi râci olduğunu tartışır. İbn Kesîr kısa ve açıklayıcı bir yaklaşımla yetinirken, Zemahşerî ve Beydâvî belağat inceliklerine (istib'ad, istinaf cümlesi, hazif) daha fazla ağırlık verir. Bu farklar kısmen müfessirlerin yöntem tercihinden (rivayet tefsiri/dirayet-belağat tefsiri) kısmen de dönemsel ilgi alanlarından kaynaklanır.

Historical context

Erken dönem müfessir Taberî rivayet ve tarihsel bağlama daha çok yaslanırken, sonraki dönem müfessirleri (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî, Kurtubî) dil ve belağat tahlillerine daha fazla yer vermiştir; bu, tefsir ilminin zamanla dirayet ve i'râb odaklı yöntemlere doğru genişlemesiyle ilgilidir. İbn Kesîr ise daha sade bir açıklamayla bu birikimi özetler niteliktedir. Temel mesaj -ahde vefa ve takvanın önemi- bütün dönemlerde sabit kalmıştır.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, verilen sözde durmanın ve ölçülü/bilinçli bir sorumluluk anlayışının (takva) toplumsal ilişkilerde güven ve dayanışmanın temeli olduğunu hatırlatabilir. Farklı topluluklar veya gruplar arasında ayrım yapmadan adil davranma ilkesi, günümüzde de hoşgörü ve diyalog temelli ilişkiler için ilham verici bir çerçeve sunabilir. Ayrıca ahde vefa, aile ve iş hayatında güvenilirliğin ve dürüstlüğün önemine dair genel bir hatırlatma olarak düşünülebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar