كَدَأْبِ ءَالِ فِرْعَوْنَ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا فَأَخَذَهُمُ ٱللَّهُ بِذُنُوبِهِمْ وَٱللَّهُ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ

“Like Pharaoh's folk and those who were before them, they disbelieved Our revelations and so Allah seized them for their sins. And Allah is severe in punishment.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî bu ayette, Kureyş müşriklerinin durumunun Firavun hanedanının ve daha önceki kavimlerin peygamberleri yalanlama âdetine benzediğini açıklar. Bu kavimler günahları sebebiyle helak edildiğinde ne malları ne de evlatları Allah'ın azabına karşı onlara fayda vermemiştir. Taberî ayrıca 'دأب' kelimesinin te'vili hakkında müfessirlerin (Rebî', Dahhâk, İbn Zeyd, İbn Abbas, Süddî) farklı rivayetlerini nakleder; bunlar 'sünnet', 'amel', 'fiil' ve 'tekzip' gibi yakın anlamlara işaret eder.

يقول تعالى ذكره: أهؤلاء المشركون من قريش خير أم قوم تبع والذين من قبلهم من الأمم الكافرة بربها، يقول: فليس هؤلاء بخير من أولئك، فنصفح عنهم، ولا نهلكهم، وهم بالله كافرون
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu metinde Râzî, 'el-ahz' (yakalama/alma) ifadesinin, azaba uğrayan kimsenin kaçıp kurtulamayan bir esir/tutsak gibi olması nedeniyle kullanıldığını belirtir. Ayrıca İblis'in sözünün 'ehâfullâh' (Allah'tan korkarım) ifadesinde bitip bitmediği konusunda iki ihtimalin de câiz olduğunu; devamının İblis'in sözü olabileceği gibi, ondan kopuk yeni bir söz de olabileceğini aktarır.

وإنما استعمل فيه الأخذ لأن من ينزل به العقاب يصير كالمأخوذ المأسور الذي لا يقدر على التخلص . ثم قال : وهو ظاهر . ! 7 < فيجوز أن يكون من بقية كلام إبليس ، ويجوز أن ينقطع كلامه عند قوله أخاف الله
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Verilen metin parçası yalnızca ayetin başlangıç ifadesinin ('kâfirlere de ki') tekrarından ibarettir; Kurtubî'nin bu ayete dair herhangi bir açıklama, yorum veya tefsir içeriği metinde yer almamaktadır.

قل للذين كفروا
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre 'كَدَأْبِ آلِ فِرْعَوْنَ' ifadesi Firavun ailesinin âdeti, hâli ve gidişatı gibi anlamına gelir; âyetin manası, kâfirlerin mal ve evlatlarının kendilerini kurtaramayacağı, tıpkı Firavun ailesi ve öncesindeki peygamberleri yalanlayanlara olduğu gibi helak edilip azaba uğratılacaklarıdır. Allah'ın yakalaması şiddetli ve elem vericidir, kimse ondan kurtulamaz ve hiçbir şey O'nu aciz bırakamaz.

والدأب بالتسكين والتحريك أيضا كنهر ونهر هو الصنيع والحال والشأن والأمر والعادة كما يقال لا يزال هذا دأبي ودأبك
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre âyetteki 'küfredenler' ifadesi genel olarak tüm kâfirleri kapsar; bazı görüşlere göre ise Necran heyeti, Yahudiler veya Arap müşrikleri kastedilmiştir. Onların malları ve evlatları, Allah'ın rahmetinden, itaatinden ya da azabından hiçbir şeyi savamayacak, aksine kendileri ateşin yakıtı olacaklardır. Firavun ailesinin ve öncekilerin durumu, âyetleri yalanlamaları sebebiyle Allah'ın onları günahlarıyla yakalaması bakımından bu kâfirlerin durumuna benzetilmiştir.

لن تغني عنهم أموالهم ولا أولادهم من الله شيئا أي من رحمته، أو طاعته على معنى البدلية، أو من عذابه وأولئك هم وقود النار حطبها

Comparison

Common ground

Taberî, İbn Kesîr ve Beydâvî, ayetin kâfirlerin mal ve evlatlarının Allah'ın azabına karşı fayda vermeyeceğini, bu durumun Firavun hanedanı ve önceki peygamberleri yalanlayan kavimlerin âkıbetine benzediğini vurguladığı noktasında birleşir. 'Deeb' kelimesinin sünnet/âdet/hâl anlamına geldiği de ortak bir tespittir.

Differences

Taberî rivayet zincirlerine (Rebî', Dahhâk, İbn Abbas vd.) ağırlık vererek 'deeb' kelimesinin farklı te'villerini nakleder; İbn Kesîr benzer rivayetleri dil tahliliyle harmanlar. Râzî konuyu daha çok dilbilimsel/belağî inceliklere (el-ahz ifadesinin nüansı, İblis'in sözünün sınırı gibi başka bir bağlamda) taşır. Beydâvî ise 'küfredenler' ifadesinin kime işaret ettiği konusunda (Necran heyeti, Yahudiler, Arap müşrikleri) çoklu ihtimalleri aktarır ve i'râb/kıraat farklılıklarına odaklanır. Kurtubî'den bu ayete dair aktarılan içerik bulunmamaktadır.

Historical context

Taberî'nin erken dönem rivayet ağırlıklı yöntemi, sonraki müfessirlerde (İbn Kesîr, Beydâvî) rivayetle dil tahlilinin birlikte kullanıldığı bir senteze dönüşmüş; Râzî gibi kelam ve belağat ağırlıklı müfessirlerde ise dilsel ve mantıksal incelik daha belirgin hale gelmiştir. Ana tema -mal ve evlatların azaba karşı fayda vermemesi- tüm dönemlerde sabit kalmıştır.

Modern connection

Bu ayet, maddi imkânların ve soy bağının tek başına insanı manevi veya ahlaki sorumluluktan azat etmeyeceği fikrini hatırlatabilir; bu da bireyin ilim, ihlas ve yapıcı bir tutum geliştirmesinin önemine işaret eder. Toplumsal düzeyde ise güç ve servetin değil, doğruluk ve sorumluluk bilincinin kalıcı değer taşıdığı şeklinde ihtiyatlı bir okuma yapılabilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar