مُسْتَكْبِرِينَ بِهِۦ سَٰمِرًا تَهْجُرُونَ

“In scorn thereof. Nightly did ye rave together.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre bu ayette geçen 'müstekbirîn' ifadesi, müşriklerin Beytullah'a (Kâbe/Harem) sahip olmalarıyla büyüklenmelerini, kendilerine kimsenin karşı çıkamayacağını düşünmelerini anlatır; çünkü kendilerini 'Harem ehli' saymaktadırlar. 'Sâmiran' kelimesi geceleyin toplanıp sohbet etmelerini (semer/musâmere) ifade eder ve tekil gelmesi zaman zarfı (gece vakti) yerine konulduğu içindir. 'Tehcurûn' ise Kur'an ve Peygamber hakkında kötü, çirkin ve batıl sözler söylemelerini, hatta ona sövmelerini ifade eder; kırâatler arasında Taberî, kurrâ-i emsârın icmâına dayanarak fetha-tâ ve damme-cîm okunuşunu (yani 'yefhuşûn/kötü söz söylerler' anlamını) tercih eder.

يقول: مستكبرين بحرم الله، يقولون: لا يظهر علينا فيه أحد، لأنا أهل الحرم
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî, ayetteki zamirin Beyt-i Atîk (Kâbe) veya Harem'e râci olabileceğini, müşriklerin Harem ehli olmalarından ötürü kendilerine kimsenin galip gelemeyeceğini iddia ettiklerini belirtir. Ayrıca zamirin 'âyâtî'ye dönmesinin de mümkün olduğunu, istikbârlarının Kur'an'ı yalanlamaları anlamına geldiğini ve 'sâmirâ' kelimesinin gece Kâbe etrafında toplanıp Kur'an'ı sihir, şiir diye adlandırma ve Peygamber'e sövme meclisleri kurmalarıyla ilişkili olduğunu açıklar. 'Tehcurûn' kelimesini de 'ihcâr' (fahiş söz söylemek) veya 'hecr' (hezeyan) kökünden izah eder.

والذي سوغ هذا الأضمار شهرتهم بالاستكبار بالبيت ، وأنه لم تكن لهم مفخرة إلا أنهم ولاته والقائمون به
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre ayetteki 'hecr' ifadesi, müşriklerin Kur'an hakkında sihir, şiir, yalan ve saçmalık (hezeyan) sözleri söylemelerini anlatır. Ayrıca 'bihî' zamirinin neye râci olduğu konusunda birkaç ihtimal sunulur: Beyt-i Atîk/Harem'e, müşriklerin büyüklenmelerine veya geceleyin toplanıp Kur'an aleyhinde konuşmalarına (sâmiren) işaret edebilir. Râzî bu üç vecihten üçüncüsünü, yani onların geceleri Kur'an'ı sihir ve şiir diye nitelendirip Hz. Peygamber'e sövdükleri toplantılarına işaret edildiğini tercih eder.

وثالثها : أن تتعلق الباء بسامرا أي يسمرون بذكر القرآن وبالطعن فيه ، وهذا هو الأمر الثالث الذي يأتون به عند تلاوة القرآن عليهم ، وكانوا يجتمعون حول البيت بالليل يسمرون وكانت عامة سمرهم ذكر القرآن وتسميته سحرا وشعرا وسب رسول الله صلى الله عليه وسلم ويهجرون
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr, âyetteki 'müstekbirîn' ve 'sâmiren tehcurûn' ifadelerini müşriklerin Beytullah, Kur'an veya Hz. Peygamber hakkındaki tutumlarına bağlı olarak üç ihtimalle açıklar. Buna göre müşrikler ya Mekke'de geceleyin toplanıp çirkin/boş sözlerle Kur'an'ı, ya da Hz. Peygamber'i şair, kâhin, sâhir, yalancı veya deli diye nitelendirerek diline dolarlardı. Ayrıca Beytullah'a hizmet etmelerine rağmen şirk içinde olmalarının Allah katında kendilerine fayda vermediğini belirtir.

فعلى هذا الضمير في به فيه ثلاثة أقوال [ أحدهما ] أنه الحرم أي مكة ذموا لأنهم كانوا يسمرون فيه بالهجر من الكلام [ والثاني ] أنه ضمير للقرآن كانوا يسمرون ويذكرون القرآن بالهجر من الكلام إنه سحر إنه شعر إنه كهانة
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre bu ayet, Kur'an ayetleri kendilerine okunduğunda müşriklerin geri geri dönerek yüz çevirdiklerini, kibirlenerek gece toplantılarında Kur'an aleyhinde konuştuklarını anlatır. 'Mustekbirîn' kelimesindeki zamirin Beyt'e (Kabe'ye) veya ayetlere/Kitab'a râci olabileceği, 'sâmiran' kelimesinin gece sohbeti anlamında olduğu, 'tehcurûn' kelimesinin ise 'hecr' kökünden terk/kesme veya saçmalama, ya da 'hucr' kökünden çirkin söz anlamına gelebileceği belirtilir.

فكنتم على أعقابكم تنكصون تعرضون مدبرين عن سماعها وتصديقها والعمل بها، والنكوص الرجوع قهقرى. مستكبرين به الضمير للبيت وشهرة استكبارهم وافتخارهم بأنهم قوامه أغنت عن سبق ذكره
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre bu ayette geçen 'sâmiran' kelimesi hal olarak mansubdur ve gece Kâbe etrafında toplanıp sohbet eden topluluğu ifade eder; bu, Kureyş'in Kâbe çevresinde batıl ve küfür meclisleri kurarak sohbet etmesine ve bunun Allah tarafından kınanmasına işaret eder. 'Tehcürûn' kelimesi ise Hz. Peygamber ve Kur'an hakkında çirkin ve saçma sözler söylemek anlamına gelir.

وكانت قريش تسمر حول الكعبة مجالس في أباطيلها وكفرها فعابهم الله بذلك

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler 'müstekbirîn'i müşriklerin Beytullah/Harem ehli olmaktan kaynaklanan büyüklenmesiyle, 'sâmiran'ı gece Kâbe etrafında toplanıp sohbet etmeyi, 'tehcurûn'u ise Kur'an ve Hz. Peygamber hakkında çirkin, saçma veya hakaret içerikli sözler söylemeyi ifade ettiği konusunda birleşir. Ayrıca zamirin Beyt/Harem, ayetler/Kur'an veya Hz. Peygamber'e râci olabileceği ihtimalleri de ortak bir dil/belağat meselesi olarak işlenir.

Differences

Taberî kırâat tercihine ve sahabe-tabiin rivayetlerine ağırlık verirken, Zemahşerî ve Beydâvî daha çok dilsel-belağî tahlile (zamir müphemliği, kelime kökeni) odaklanır. Râzî üç yorumdan birini (gece toplantıları) tercih ederek hadis rivayetiyle destekler. İbn Kesîr ve Kurtubî ise rivayet malzemesini (özellikle İbn Abbas nakli) daha belirgin şekilde kullanarak bağlamsal bir okuma sunar. Bu farklar, müfessirlerin te'vil yöntemindeki (rivayet ağırlıklı/dirayet ağırlıklı) ekol farklılıklarından kaynaklanır.

Historical context

En erken dönem müfessiri Taberî'den en geç dönem müfessiri Kurtubî'ye kadar temel anlam çerçevesi (kibir, gece toplantıları, çirkin söz) sabit kalmış; zamanla dil ve belağat tahlilleri (Zemahşerî, Râzî, Beydâvî) daha sistematik hale gelmiş, kırâat ve iştikak tartışmaları derinleşmiştir. Bu, tefsir geleneğinde rivayetin sabit çekirdeği korurken dirayetin metodolojik olarak zenginleştiğini gösterir.

Modern connection

Bu ayet, bir topluluğun sahip olduğu manevi/mekânsal bir konumdan (Harem ehli olmak gibi) güç devşirerek büyüklenmesinin, hakikate karşı kapalı bir tutuma dönüşebileceğine dikkat çeker. Günümüzde de statü veya mevkiin, kişiyi eleştiriye ve öğrenmeye kapalı bir kibre sürüklememesi, bunun yerine alçakgönüllülük ve yapıcı diyalog çerçevesinde ilim ile iman arasında uyum arayışının korunması önemli bir ahlaki ders olarak düşünülebilir. Toplumsal tartışmalarda ölçülü ve saygılı dil kullanmanın önemi de bu bağlamda hatırlanabilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar