قَالُوا۟ رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًا ضَآلِّينَ

“They will say: Our Lord! Our evil fortune conquered us, and we were erring folk.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî, ayetteki 'şikvetunâ/şekâvetunâ' kelimesinin okunuşundaki kıraat farklılıklarını ele alır ve her iki kıraatin de meşhur ve sahih olduğunu, hangisiyle okunursa okunsun manasının aynı olduğunu belirtir. Ayetin anlamını, cehennem ehlinin 'Rabbimiz! Bizim üzerimize önceden yazılmış/takdir edilmiş olan bedbahtlık bize galip geldi' şeklindeki itirafları olarak açıklar. Mücahid'den nakledilen rivayetlerle bu ifadenin 'bizim aleyhimize yazılmış olan (kader)' anlamına geldiği desteklenir.

والصواب من القول في ذلك أنهما قراءتان مشهورتان، وقرأ بكل واحدة منهما علماء من القراء بمعنى واحد، فبأيتهما قرأ القارئ فمصيب. وتأويل الكلام: قالوا: ربنا غلب علينا ما سبق لنا في سابق علمك، وخط لنا في أم الكتاب.
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre "غلبت علينا شقوتنا" ifadesindeki 'galebe' kelimesi, birinin bir şeyi senden alıp ona sahip olması anlamındaki kullanımdan gelir. Şekavet ise, Allah'ın kötü amelleri sebebiyle hak ettiklerini bildiği kötü akıbet anlamındadır. Ayrıca bu kelimenin kıraat farklılıklarına da işaret edilmiştir.

ملكتنا ، من قولك : غلبني فلان على كذا ، إذا أخذه منك وامتلكه . والشقاوة سوء العاقبة التي علم الله أنهم يستحقونها بسوء أعمالهم
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî önce 'şakıvetünâ/şekâvetünâ' kelimesinin farklı kıraatlerini (Medine, Ebû Amr, Âsım; Kûfeliler ile İbn Mesud ve Hasan rivayeti) ve dilsel varyantlarını (med ve kasr ile şakâ/şekâ) aktarır. Ardından anlam bakımından en güzel görüşün, kişinin şehvet ve arzularının kendisine galip gelmesi olduğunu, bunların cehenneme götürmesi sebebiyle 'şekavet' diye adlandırıldığını belirtir; başka görüşlere göre ise bu, ezelde ilim ve Ana Kitap'ta yazılmış olan şekâvettir ya da nefse iyi, insanlara kötü zan beslemektir. Son olarak bu sözün bir özür değil, kişinin kendi sapıklığını itiraf etmesi olduğunu vurgular.

وأحسن ماقيل في معناه : غلبت علينا لذاتنا وأهواؤنا فسمى اللذات والأهواء شقوة لأنهما يؤديان إليها
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ifade, kâfirlerin kendilerine hüccetin ulaştığını itiraf etmelerine rağmen ona uymayacak kadar bedbaht olduklarını, bu yüzden ondan saptıklarını ve ona nasip olamadıklarını beyan etmektedir. Ayrıca bu sözü söylediklerinde Allah'ın kendilerine dünya süresince iki defa (uzun bir süre) cevap vermeyip sükût edeceği, sonra tekrar hitap edeceği bildirilmektedir.

أي قد قامت علينا الحجة ولكن كنا أشقى من أن ننقاد لها ونتبعها فضللنا عنها ولم نرزقها ثم قالوا قال فيسكت عنهم قدر الدنيا مرتين ثم يرد عليهم
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî, ateşin yüzleri yalayıp yakacağını, bu yakıcılığın 'nefh'ten daha şiddetli bir tesir taşıdığını belirtir; 'kâlihûn' ifadesini de aşırı yanmadan dudakların dişlerin üzerinden büzülüp çekilmesi olarak açıklar. 'Âyetlerim size okunmuyor muydu' sorusunun takdiren 'onlara denilir ki' anlamında olduğunu, bunun onları bu azabı hak etmelerine sebep olan şeyle azarlama ve hatırlatma amacı taşıdığını söyler. Onların 'şekavetimiz bize galip geldi' sözünü, hallerinin kötü akıbete götürecek şekilde kendilerine hakim olması diye yorumlar.

تلفح وجوههم النار تحرقها واللفح كالنفح إلا أنه أشد تأثيرا. وهم فيها كالحون من شدة الاحتراق والكلوح تقلص الشفتين عن الأسنان
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Râzî'ye göre kâfirlerin ileri sürdüğü 'şekavetimiz bizi yendi' özrü, tekzibin kendisiyle aynı şey olamaz; aksi halde bir şeyin kendisiyle açıklanması gerekirdi. Bu nedenle şekavet, dalâlete sevk eden bir sebep (dâî) olarak anlaşılmalıdır. Ayrıca Râzî, kulun fiillerinin ve dâîlerin yaratıcısının Allah olduğunu, kulun kendi seçimiyle bunları var edemeyeceğini aklî delillerle temellendirir.

فثبت أن الموجد للدواعي والبواعث هو الله تعالى

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler 'şikvetünâ/şekâvetünâ' kelimesindeki kıraat farklılıklarına dikkat çeker ve bunun cehennem ehlinin kendi kötü akıbetlerini itiraf ettikleri bir ifade olduğunu kabul eder. Ayrıca bu sözün bir özür veya mazeret olarak kabul edilemeyeceği, kişinin kendi sapkınlığının bir beyanı olduğu vurgusu ortak bir temadır.

Differences

Taberî ve İbn Kesîr rivayet temelli bir okumayla şekaveti önceden yazılmış kader olarak açıklarken, Zemahşerî ve Beydâvî dil/belağat tahliline odaklanıp galebe ve şekavet kelimelerinin anlam katmanlarını inceler. Kurtubî hem kıraatleri hem farklı yorumları (şehvete yenilme, ezelî yazı, kötü zan) bir arada sunarken, Râzî meseleyi kelamî/akli düzeye taşıyıp kader-cebir tartışması bağlamında şekaveti bir 'sebep' olarak temellendirir; bu farklar dilbilimci, rivayetçi ve kelamcı yaklaşımların doğal sonucudur.

Historical context

Erken dönem müfessirleri (Taberî) rivayet ve kıraat farklılıklarına dayanırken, orta dönemde dil/belağat analizi (Zemahşerî, Beydâvî) ve kapsamlı derleme (Kurtubî) ön plana çıkmış, Râzî ile birlikte kelamî/akli tartışma boyutu eklenmiştir. Temel anlam –kişinin kendi kötü akıbetini itirafı– sabit kalırken, bu anlamın hangi çerçevede (dilsel, rivayet, kelamî) temellendirileceği zamanla çeşitlenmiştir.

Modern connection

Bu ayet, kişinin kendi tercih ve davranışlarının sonuçlarına karşı sorumluluk taşıdığı fikrini hatırlatır; bu da bireyin ahlaki gelişiminde sabır ve ihlas ile kendi nefsini terbiye etme çabasına bir referans olabilir. Aynı zamanda hakikatin kendisine ulaştığı halde ondan yüz çevirmenin sonuçlarını düşünmek, günümüzde ilim ile iman arasında sağlıklı bir bağ kurma ve kişisel gelişimde samimi bir çaba gösterme konusunda ihtiyatlı bir teşvik olarak okunabilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar