وَلِسُلَيْمَٰنَ ٱلرِّيحَ عَاصِفَةً تَجْرِى بِأَمْرِهِۦٓ إِلَى ٱلْأَرْضِ ٱلَّتِى بَٰرَكْنَا فِيهَا وَكُنَّا بِكُلِّ شَىْءٍ عَٰلِمِينَ
“And unto Solomon (We subdued) the wind in its raging. It set by his command toward the land which We had blessed. And of everything We are Aware.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî, Allah'ın rüzgarı Süleyman'a boyun eğdirdiğini, rüzgarın onun emriyle şiddetli veya yumuşak şekilde estiğini ve onu Şam diyarına kadar götürdüğünü açıklar. Ayrıca 'Süleyman'a rüzgar' ifadesindeki kıraat farklılıklarını (nasb ve ref okuyuşlarını) ele alıp, kurrâ topluluğunun icmaına dayanarak nasb kıraatinin doğru olduğunu belirtir. Son olarak Allah'ın Süleyman'a verdiği mülk ve nimetleri tam bir ilimle takdir ettiğini vurgular.
والصواب من القراءة في ذلك عندنا النصب لإجماع الحجة من القراء عليه
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre âyette rüzgârın Süleyman'a lam-ı mülk ile nispet edilmesi, onun rüzgâr üzerinde tam bir tasarruf ve mülkiyet sahibi olduğunu; rüzgârın onun emrine tabi, istediği yöne isterse şiddetli isterse yumuşak esecek şekilde boyun eğdirilmiş olduğunu gösterir. Ayrıca 'âsıf' (şiddetli esen) ile 'ruhâ' (yumuşak esen) sıfatlarının bir arada zikredilmesi arasındaki görünen çatışma, rüzgârın Süleyman'ın emriyle güçlü olduğu halde onun için hoş ve rahat esmesi ya da bazen yumuşak bazen şiddetli esmesi şeklinde iki yönden giderilir.
وهو أن على قولنا : ^ إلى قوله تعالى : ^ أي جعلناها طائعة منقادة له بمعنى أنه إن أرادها عاصفة كانت عاصفة وإن أرادها لينة كانت لينة والله تعالى مسخرها في الحالتين
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre Süleyman için sert rüzgarın boyun eğdirilmesi, Şam topraklarına gitmesini sağlamak içindir. Süleyman'ın tahtından oluşan geniş bir kerevet vardı, üzerine mülkünün gerektirdiği tüm eşyalar, atlar, develer, çadırlar ve askerler yerleştirilirdi. Rüzgâr bunun altına girer, onu kaldırıp taşır, kuşlar da güneşten korumak için üzerinde gölge yapardı; dilediği yere ulaşınca iner ve eşyaları yerleştirilirdi.
وذلك أنه كان له بساط من خشب يوضع عليه كل ما يحتاج إليه من أمور المملكة والخيل والجمال والخيام والجند ثم يأمر الريح أن تحمله فتدخل تحته ثم تحمله فترفعه وتسير به وتظله الطير تقيه الحر إلى حيث يشاء من الأرض فينزل وتوضع آلاته وحشمه
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre bu ayetlerde Süleyman'a rüzgârın emrine verilmesi ve şeytanların ona hizmet ettirilmesi anlatılır. Rüzgâr şiddetli esen fakat kendisi latif olan bir rüzgârdır, kısa sürede Süleyman'ın tahtını uzak mesafelere taşır; bazı görüşe göre bazen sakin bazen şiddetli eserdi. Şeytanlar ise denizlere dalıp cevherler çıkarma, şehir ve saray inşası gibi işler yaparlardı ve Allah onları emirden çıkmaktan koruyordu.
الريح عاصفة شديدة الهبوب من حيث إنها تبعد بكرسيه في مدة يسيرة كما قال تعالى: غدوها شهر ورواحها شهر وكانت رخاء في نفسها طيبة.
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî'ye göre ayetteki 'âsıf' rüzgarın şiddetli esişini ifade eder; bu rüzgar Süleyman'ı ve ordusunu dilediği yere taşır, sonra Şam'a geri getirirdi. Vehb'den nakledilen rivayete göre Süleyman sefere çıkmak istediğinde tahta parçalarından oluşturulan platforma insanları, hayvanları ve savaş aletlerini yükler, önce şiddetli rüzgar bunu yerden kaldırır, sonra yumuşak rüzgar bir ay gidişte bir ay dönüşte olmak üzere onu taşırdı. Ayrıca kıraat farklılıklarına göre 'er-rîha' kelimesinin nasb veya ref ile okunmasının dilbilimsel gerekçeleri de ele alınmıştır.
وكان امرأ غزاء لا يقعد عن الغزو فإذا أراد أن يغزو أمر بخشب فمدت ورفع عليها الناس والدواب وآلة الحرب
Comparison
Common ground
Tüm müfessirler rüzgârın Süleyman'ın emrine boyun eğdirildiği, dilediğinde şiddetli dilediğinde yumuşak estiği ve onu/tahtını uzak mesafelere (Şam'a) taşıdığı konusunda hemfikirdir. Ayrıca çoğu, âyetteki kıraat farklılıklarını (nasb/ref) dilbilimsel açıdan ele alır.
Differences
Taberî ve Kurtubî dil/kıraat meselelerine ve icmâya daha çok ağırlık verirken, İbn Kesîr rivayet ve kıssa anlatımına (tahtın, ordunun, kuşların tasviri) yoğunlaşır. Râzî ve Beydâvî ise belâgat/dil tahliline ve 'âsıf-ruhâ' sıfatlarının görünen çatışmasını çözme çabasına eğilir; Beydâvî ayrıca şeytanların hizmetini de konuya katar. Bu farklar, her müfessirin yöntemsel eğiliminden (nakilci, dilci, kelamcı-belâgatçı) kaynaklanır.
Historical context
Erken dönem müfessiri Taberî'den başlayıp Kurtubî, İbn Kesîr, Râzî ve Beydâvî'ye uzanan süreçte temel anlatı (rüzgârın boyun eğdirilmesi) sabit kalmış, fakat zamanla dil ve belâgat tahlilleri (Râzî, Beydâvî) ile rivayet detayları (İbn Kesîr, Kurtubî) daha sistemli işlenmiştir; yöntem çeşitliliği artmış, özün yorumunda köklü bir kopuş görülmemiştir.
Modern connection
Bu âyet, verilen nimet ve imkânların (ilim, güç, kaynak) yapıcı ve hizmet odaklı bir amaçla kullanılmasına dair bir düşünme fırsatı sunar. Rüzgârın hem şiddetli hem yumuşak esebilmesi gibi, insanın elindeki güç ve yeteneklerin de ölçülü, dengeli ve faydaya yönelik kullanılması öğütücü bir örnek olarak görülebilir. Ayrıca tabiat olaylarının bir düzen ve emir dahilinde işlemesi, ilim ile iman arasındaki uyumu düşündürebilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar