لَوْ يَعْلَمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ حِينَ لَا يَكُفُّونَ عَن وُجُوهِهِمُ ٱلنَّارَ وَلَا عَن ظُهُورِهِمْ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ

“If those who disbelieved but knew the time when they will not be able to drive off the fire from their faces and from their backs, and they will not be helped!” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre bu ayet, azabı acele isteyen kâfirlerin, ateşin yüzlerini yaladığı ve kendilerinin orada çirkin bir şekilde dişleri dışarı çıkmış halde bulunduğu zamanki durumlarını bilselerdi böyle davranmayacaklarını anlatır. Onlar yüzlerini yalayan ateşi kendilerinden savuşturamayacak, ona engel olamayacak bir çaresizlik içindedirler.

يقول تعالى ذكره: لو يعلم هؤلاء الكفار المستعجلون عذاب ربهم ماذا لهم من البلاء حين تلفح وجوههم النار، وهم فيها كالحون، فلا يكفون عن وجوههم النار التي تلفحها، ولا عن ظهورهم، فيدفعونها عنها بأنفسهم
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre âyette 'hîn' (an) kelimesi 'ya'lemu' fiilinin mef'ûlü olarak takdir edilmiştir; yani kâfirler kendisini bilmek istedikleri o vakti bilselerdi, batıl üzere olduklarını anlarlardı. Ateşin onları ansızın bastırıp gafil avlayacağı, karşı koyamayacakları belirtilir; 'yebhetuhum' kelimesi galip gelinen, tartışmada susturulan kimse için kullanılan bir ifadedir. Ayrıca A'meş'in kıraatindeki zamirlerin neye râci olabileceği (va'd, hîn, bağte, sâat) çeşitli ihtimallerle tartışılmıştır.

يقال للمغلوب في المحاجة : مبهوت ومنه : فبهت الذي كفر ، أي : غلب إبراهيم عليه السلام الكافر
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessir, ayetteki 'lev' (لو) edatının cevabının metinde zikredilmediğini, Zemahşerî'nin görüşünü nakletmektedir. Zemahşerî'ye göre 'حين' kelimesi 'يعلم' fiilinin mefûlüdür; yani anlam, kendilerine sorulan vaktin gerçekleştiğini bilselerdi (şeklinde bir cevabın takdir edilmesi gerektiği) şeklindedir.

قال صاحب ( الكشاف ) : جواب لو محذوف وحين مفعول به ليعلم أي لو يعلمون الوقت الذي يسألون عنه بقولهم
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre ayetteki 'ya'lemu' fiili 'marifet' anlamındadır ve ikinci bir nesneye ihtiyaç göstermez; 'lev' edatının cevabı hazfedilmiştir. Bu hazfedilen cevabın takdiri hususunda farklı görüşler nakledilir: vaktin bilinmesi halinde azabı acele istemeyecekleri, Zeccâc'a göre vaadin doğruluğuna inanacakları, bir başka görüşe göre küfür üzere durmayıp iman edecekleri, Kisâî'ye göre ise bu ifadenin kıyametin kesin vukuuna dikkat çeken bir tenbih olduğu belirtilir.

العلم هنا بمعنى المعرفة فلا يقتضي مفعولا ثانيا مثل لا تعلمونهم الله يعلمهم وجواب ( لو ) محذوف أي لو علموا الوقت الذي وعرفوه لما استعجلوا الوعيد
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ayet, müşriklerin azabın kesin olarak kendilerine gerçekleşeceğini bilselerdi onu bu şekilde acele istemeyeceklerini ifade eder. Azap kendilerini üstlerinden ve ayaklarının altından kuşatacak şekilde, yani her taraftan gelecektir. Bu durum, hissedilir azabın en ileri derecesini gösterir.

أي لو تيقنوا أنها واقعة بهم لامحالة لما استعجلوا به ولو يعلمون حين يغشاهم العذاب من فوقهم ومن تحت أرجلهم
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre kâfirlerin 'bu vaad ne zaman?' sorusu alaylı bir acele istemedir; bu ayette ise, ateşin yüzlerini ve sırtlarını kapladığı, kendilerini savunamayacakları ve yardım göremeyecekleri o dehşetli anı bilselerdi bu şekilde acele etmezlerdi denilmektedir. 'lâ yeklifûne' fiilinin cevabı hazfedilmiştir ve 'hîn' kelimesi 'ya'lemu' fiilinin mef'ûlüdür; yani onlar bu vakti bilselerdi acele etmezlerdi anlamı çıkarılmaktadır. Azabın onlara ansızın (bağteten) geleceği, onları şaşkına çevireceği ve bunu geri çevirecek güçlerinin olmayacağı, dünyada kendilerine verilen mühletin hatırlatılması bağlamında ifade edilmektedir.

لو يعلمون الوقت الذي يستعجلون منه بقولهم متى هذا الوعد وهو حين تحيط بهم النار من كل جانب بحيث لا يقدرون على دفعها ولا يجدون ناصرا يمنعها لما استعجلوا

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler, azabı alaycı biçimde acele isteyen kâfirlerin, ateşin yüzlerini/sırtlarını kapladığı, hiçbir yardım ve engelleme imkânı bulamadıkları o dehşetli anı önceden bilselerdi bu tavırlarından vazgeçeceklerini vurgular. Ayrıca 'lev' edatının cevabının metinde hazfedildiği ve 'hîn' kelimesinin 'ya'lemu' fiilinin mef'ûlü olduğu noktasında dilsel bir mutabakat göze çarpar.

Differences

Taberî ve İbn Kesîr daha çok bağlamsal/rivayet temelli okuyarak azabın şiddetini ve kuşatıcılığını tasvire yoğunlaşırken; Zemahşerî, Râzî, Kurtubî ve Beydâvî ayetin nahiv yapısına, hazfedilen cevabın takdirine ve kıraat farklılıklarına ağırlık verir. Kurtubî, hazfedilen cevabın takdiri konusunda Zeccâc ve Kisâî gibi dilcilerin farklı görüşlerini bir arada sunarak çoğulcu bir yaklaşım sergiler; Râzî ise doğrudan Zemahşerî'nin görüşünü nakletmekle yetinir. Bu farklar, erken dönem rivayet ağırlıklı tefsir anlayışı ile sonraki dönemde gelişen dilbilimsel/belagat odaklı tefsir ekolü arasındaki yöntem farkını yansıtır.

Historical context

En eski müfessir Taberî'den başlayarak Beydâvî'ye kadar temel anlam (azabın ansızın ve çaresizce gelişi) sabit kalmış, ancak zaman ilerledikçe dilsel/gramatik tahlil derinleşmiş ve farklı dilcilerin görüşleri sistematik biçimde bir araya getirilmiştir. Bu, tefsir geleneğinin rivayetten dilbilimsel-analitik çözümlemeye doğru evrilen birikimli yapısını gösterir; hiçbir dönem öncekini reddetmemiş, üzerine katman eklemiştir.

Modern connection

Bu ayet, sonucu görmeden aceleyle hüküm vermenin veya alayla yaklaşmanın getirdiği riski hatırlatması bakımından sabır ve derin düşünme erdemiyle ilişkilendirilebilir. Bilinmeyen bir geleceğe karşı tedbirli, ihlaslı ve sorumluluk bilinciyle hareket etmek, günlük hayatta ahlaki bir duruş olarak düşünülebilir. Ayrıca ilim yoluyla derinlemesine anlamaya çalışmanın, yüzeysel ve aceleci tepkilerden koruyucu bir tutum olduğu çıkarımı yapılabilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar