وَلَن يَتَمَنَّوْهُ أَبَدًۢا بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِٱلظَّٰلِمِينَ

“But they will never long for it, because of that which their own hands have sent before them. Allah is aware of evil-doers.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî, âyetteki 'zulüm' ifadesini kişinin fiillerini yanlış yerlere koyması, Hz. Peygamber'den yanlış maksatla izin istemesi veya mü'minlerin sözünü münafıklara aktarmak gibi davranışlar olarak açıklar. Ayrıca Yahudilerin ölümü temenni etmekten kaçınmalarının, Hz. Muhammed'in hak peygamber olduğunu bildikleri halde onu inkâr etmelerinden kaynaklandığını, bu inkârın 'elleriyle kazandıkları' ifadesiyle anlatıldığını belirtir. 'Elleriyle kazandıkları' ifadesinin Arap dilinde bir mecaz olduğunu, insanın işlediği her günahın -organı ne olursa olsun- ele nispet edilmesinin Arap kullanımında yaygın olduğunu açıklar.

وإنما ذلك مثل على نحو ما تتمثل به العرب في كلامها، فتقول للرجل يؤخذ بجريرة جرها أو جناية جناها فيعاقب عليها: نالك هذا بما جنت يداك، وبما كسبت يداك، وبما قدمت يداك؛ فتضيف ذلك إلى اليد
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre Allah'ın 'Alîm' ve 'Hakîm' isimleri, O'nun geçmiş ve gelecekteki her şeyi bildiğini, ayrıca çöl ve şehir halkı dahil her ferdin durumunu bilip herkese hikmetle, yaptığına uygun ceza veya mükafat verdiğini ifade eder. Ayette geçen 'el-mer'' kelimesi hakkında görüş ayrılığı vardır: bazılarına göre genel olup kâfiri de kapsar, Katade'ye göre ise özellikle mü'mini kasteder ve mü'minler arasındaki derece farklılıklarına işaret eder.

يعلم حال كل أحد من أهل الوبر والمدر { حكيم } فيما يصيب به مسيئهم ومحسنهم ومخطئهم ومصيبهم من عقابه وثوابه
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre bu ayette Yahudilerin ölümü temenni etmekten kaçınmaları, geçmiş günahları ve küfürleri sebebiyle başlarına gelecek azaba dair kesin inançlarından kaynaklanır; 'lolâ' cümlesinin cevabı hazfedilmiştir ve takdiri, günahları sebebiyle kendilerine isabet edecek azap olmasaydı temenni edeceklerine dairdir. Ayrıca eller kelimesinin özellikle zikredilmesi, kazanç fiillerinin çoğunlukla ellerle yapılmasından dolayıdır. Metinde onların temenniden çekinmelerine dair üç görüş nakledilir: azaptan korkmaları, temenni etselerdi gerçekten öleceklerini bilmeleri, ya da Allah'ın bunu Peygamber'in mucizesi kılmak için onları temenniden alıkoyması.

وجواب لولا محذوف أي لولا أن يصيبهم عذاب بسبب معاصيهم المتقدمة تحقيقا لكذبهم وايضا لو تمنوا الموت لماتوا ورأوا مقامهم من النار وقيل : إن الله صرفهم عن إظهار التمني وقصرهم على الإمساك ليجعل ذلك آية لنبيه صلى الله عليه وسلم
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre bu ayet, Yahudilerin ahiret yurdunun yalnızca kendilerine ait olduğu iddiasını çürütmek için bir meydan okuma içerir: eğer iddialarında samimi iseler ölümü temenni etmelidirler, çünkü cennetle müjdelenen kişi ona kavuşmayı arzular. Ancak onlar geçmişte işledikleri küfür ve tahrif gibi günahlar sebebiyle bunu asla temenni etmeyeceklerdir; bu da Kur'an'ın gaybdan verdiği bir haber olup gerçekleşmiştir, zira temenni gizli kalabilecek bir kalp ameli değil, açıkça söylenen bir sözdür ve eğer söylenseydi yayılırdı.

ولن يتمنوه أبدا بما قدمت أيديهم من موجبات النار، كالكفر بمحمد صلى الله عليه وسلم، والقرآن، وتحريف التوراة. ولما كانت اليد العاملة مختصة بالإنسان، آلة لقدرته بها عامة صنائعه ومنها أكثر منافعه، عبر بها عن النفس تارة والقدرة أخرى
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu metinde Râzî, ölümü temenni etmemenin ölümdeki elemden kaynaklanmadığını, tıpkı hacamattaki acının büyük fayda bilindiği için hacamattan alıkoymaması gibi burada da durumun aynı olduğunu belirtir. Ayrıca Hz. Muhammed ile diğerleri arasındaki farkın, onun teşrî görevini henüz tamamlamamış olmasından kaynaklandığını, kâfirlerin bu sözü asla söylemeyeceklerine dair haberin gaybî bir bilgi olduğunu ve bunun ancak vahiy yoluyla bilinebileceğini açıklar.

الفرق بين محمد عليه السلام وبينهم أن محمدا كان يقول إني بعثت لتبليغ الشرائع إلى أهل التواتر
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr, İbn Abbas'ın ayeti temenni etmemenin sebebi olarak iki taraftan hangisinin (Yahudiler veya Müslümanlar) daha yalancı olduğuna dair mübahele/dua yorumunu tercih edilen görüş olarak nakleder. Bu görüşü Katade, Ebu'l-Âliye ve Rabî' b. Enes'ten de aktarır ve Cuma suresindeki benzer ayetle irtibatlandırır; dünyanın mümin için hapis, kâfir için cennet olması sebebiyle onların ölümü ertelemeyi arzuladıklarını belirtir.

وهو الدعاء على أي الفريقين أكذب منهم أو من المسلمين على وجه المباهلة ونقله ابن جرير عن قتادة وأبي العالية والربيع بن أنس رحمهم الله تعالى

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayetin Yahudilerin ölümü temenni etmekten kaçınmasını, geçmişte işledikleri günah/küfür/inkâr bilgisiyle irtibatlandırır; bu kaçınmanın kalpten değil dilden gelen açık bir söz olduğu ve gerçekleşmesinin Kur'an'ın bir mucizesi/gaybî haberi sayıldığı vurgusu da müşterektir. Dil ve belağat tahlili (özellikle 'eller' ifadesinin mecazi kullanımı) çoğu müfessirde ortak yöntem olarak öne çıkar.

Differences

Taberî ve İbn Kesîr rivayet ağırlıklı okuyup tabiîn görüşlerini (İbn Abbas, Katade, Dahhâk vb.) esas alırken, Zemahşerî ve Beydâvî dil tahliline ve kelime/istifham tartışmalarına daha çok yer verir. Kurtubî hem dilsel hem rivayet temelli üç ayrı sebep sıralayarak sentezci bir tutum sergiler. Râzî ise kelamî/mantıksal istidlal yöntemiyle diğerlerinden ayrılıp meseleyi akli bir itiraz-cevap çerçevesinde ele alır. Bu farklar, her müfessirin ait olduğu ekol (dilci, kelamcı, rivayet ağırlıklı müfessir) ve dönemin ilmi öncelikleriyle ilişkilidir.

Historical context

Taberî'den İbn Kesîr'e uzanan süreçte rivayet temelli yaklaşım sabit bir zemin olarak kalır, ancak Zemahşerî ve Beydâvî ile birlikte dil ve belağat tahlili daha sistematik hale gelir, Râzî ile de kelamî/mantıksal argümantasyon güçlenir. Bu, tefsir usulünün zamanla rivayetten dirayete doğru genişleyen çok katmanlı bir birikime dönüştüğünü gösterir; tek bir okuma öne çıkmaz, yöntemler birbirini tamamlar.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, sözün kalpteki inançla uyumlu olması gerektiğine, yani sözle özün tutarlılığına dair bir hassasiyeti hatırlatabilir; bu da günümüzde ihlas ve dürüstlük temasıyla ilişkilendirilebilir. Ayrıca farklı müfessirlerin aynı ayete dil, rivayet ve akıl yoluyla yaklaşması, ilim ile iman arasındaki çok yönlü uyumun ve hoşgörülü bir yorum çoğulluğunun bir örneği olarak düşünülebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar