ٱلَّذِينَ يَظُنُّونَ أَنَّهُم مُّلَٰقُوا۟ رَبِّهِمْ وَأَنَّهُمْ إِلَيْهِ رَٰجِعُونَ

“Who know that they will have to meet their Lord, and that unto Him they are returning.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre âyette geçen 'zann' (ظن) kelimesi burada şek/şüphe anlamında değil, yakîn/kesin bilgi anlamında kullanılmıştır. Yani huşû sahipleri Allah'a kavuşacaklarından şüphe eden değil, buna kesin olarak inanan kimselerdir. Arap dilinde 'zann' kelimesinin hem şüphe hem de kesin bilgi (yakîn) için kullanılabildiğini, zıt anlamları aynı lafızla ifade eden kelimelerden biri olduğunu belirtir.

إن العرب قد تسمي اليقين ظنا، والشك ظنا، نظير تسميتهم الظلمة سدفة والضياء سدفة، والمغيث صارخا، والمستغيث صارخا، وما أشبه ذلك من الأسماء التي تسمي بها الشيء وضده.
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre bu ayetteki 'zann' kelimesi cumhurun görüşünde 'yakîn' (kesin bilgi) anlamındadır, şek anlamında değildir. Bu kullanım Arap dilinde meşhur bir husus olup Kur'an'ın başka yerlerinde ve Arap şiirinde benzer örnekleri bulunmaktadır. Ayrıca bazı müfessirlerin 'zann'ı 'günahlarıyla' takdiriyle şek anlamında açıklama girişimi İbn Atıyye tarafından tekellüflü bulunmuştur.

والظن هنا في قول الجمهور بمعنى اليقين ومنه قوله تعالى : إني ظننت أني ملاق حسابيه وقوله : فظنوا أنهم مواقعوها
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre âyetteki 'zann' kelimesi burada Allah'a kavuşmayı ve O'nun katındaki mükâfatı beklemek veya Allah'a haşredilip cezalandırılacaklarına kesin olarak inanmak anlamındadır. Namazın müminlere ağır gelmemesinin sebebi, nefislerinin bu tür ibadetlere alışkın olması ve karşılığında bekledikleri şeyin zorlukları küçük ve tatlı kılmasıdır.

أي يتوقعون لقاء الله تعالى ونيل ما عنده، أو يتيقنون أنهم يحشرون إلى الله فيجازيهم، ويؤيده أن في مصحف ابن مسعود «يعلمون»

Comparison

Common ground

Üç müfessir de 'zann' kelimesinin bu ayette şek/şüphe değil, yakîn/kesin bilgi anlamında kullanıldığı konusunda ittifak halindedir. Taberî ve Kurtubî bu görüşü doğrudan dil/belağat analizi ve Arap şiirinden şahitlerle temellendirirken, Beydâvî de aynı anlamı (Allah'a kavuşacağına veya hesaba çekileceğine kesin inanma) kabul eder. Ayrıca üçü de bu yorumu, huşû sahiplerinin namazı ağır bulmamasının/sabırla katlanmasının sebebi olarak sunar ve dil temelli istişhad yöntemini ortak zemin olarak kullanırlar.

Differences

Taberî, meseleyi öncelikle dilbilimsel bir mesele olarak ele alır; 'zann'ın zıt anlamlı (ezdad) kelimelerden olduğunu ispatlamak için şiir şahitlerine ve tefsir rivayetlerine (İbn Cüreyc, Mücahid, Süddî) ağırlık verir, rivayet ile dirayeti dengeli kullanır. Kurtubî ise cumhurun görüşünü esas alıp meseleyi tartışmalı bir zemine taşır; alternatif bir yorumu (şek anlamında, 'günahlarıyla' takdiriyle) zikredip İbn Atıyye'nin ağzından bunu 'tekellüflü' bularak eleştirir, yani kendi içinde bir görüşler çatışmasını yansıtır. Beydâvî ise çok daha özet bir dilbilimsel-belâği yaklaşım sergiler, ayrıca İbn Mesud'un kıraatindeki farklılığı ve hadis nakli gibi ek bir rivayet boyutunu işin içine katarak Taberî ve Kurtubî'den biraz farklı bir kaynak çeşitliliğine gider. Bu farklar, Taberî'nin daha geniş rivayet malzemesi kullanan erken dönem tefsir yöntemi, Kurtubî'nin fıkhî-tartışmacı temayülü, Beydâvî'nin ise özetleyici/belâği tefsir tarzından kaynaklanıyor olabilir.

Historical context

Taberî (erken dönem, rivayet tefsirinin öncüsü) meseleyi geniş rivayet malzemesiyle temellendirirken, kendisinden sonra gelen Kurtubî bu dilbilimsel tespiti 'cumhurun görüşü' olarak sabitleyip tartışmalı alternatif görüşleri eleyerek pekiştirmiştir. Beydâvî ise daha geç dönemde, önceki tefsirlerin birikimini özetleyerek ve dirayet ağırlıklı bir üslupla aynı sonuca ulaşmıştır, fakat kıraat farkı gibi ek bir unsuru da tefsirine dahil etmiştir. Yani üç dönem boyunca 'zann=yakîn' yorumu temel çizgi olarak sabit kalmış, ancak bu sonuca ulaşma yöntemi ve kullanılan destekleyici deliller (rivayet ağırlığından özet dirayete doğru) zamanla farklılaşmıştır.

Modern connection

Bu ayetteki "zann"ın kesin bilgi/yakîn anlamına gelmesi, ibadetin ağırlığını hafifleten şeyin sağlam bir inanç ve gönül huzuru olduğunu hatırlatır; günümüzde de bir işe veya sorumluluğa gönülden inanan kişinin, o işin zorluğuna karşı daha sabırlı ve istikrarlı davranabildiği gözlemlenebilir. Bu bağlamda ilim ile iman arasındaki uyum, hem ibadet ruhunun korunmasında hem de günlük hayattaki sabır ve ihlas gibi tutumların pekişmesinde destekleyici bir zemin olarak düşünülebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar