ٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ يَتْلُونَهُۥ حَقَّ تِلَاوَتِهِۦٓ أُو۟لَٰٓئِكَ يُؤْمِنُونَ بِهِۦ وَمَن يَكْفُرْ بِهِۦ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْخَٰسِرُونَ

“Those unto whom We have given the Scripture, who read it with the right reading, those believe in it. And whoso disbelieveth in it, those are they who are the losers.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî, 'kendilerine kitap verdiklerimiz onu hakkıyla tilavet ederler' ifadesindeki kişilerin kimliği konusunda müfessirlerin ihtilafını nakleder; Katade'ye göre bunlar Hz. Peygamber'in ashabıdır, İbn Zeyd'e göre ise Tevrat'a inanıp Hz. Muhammed'i tasdik eden İsrailoğulları alimleridir. Taberî, bağlamsal delillerle (öncesindeki ve sonrasındaki ayetlerin ehl-i kitaptan bahsetmesi) İbn Zeyd'in görüşünü tercih eder ve ayetin Tevrat ve İncil ehline dair olduğunu belirtir. Ayrıca 'hakkıyla tilavet' ifadesinin, kitabın helalini helal, haramını haram kabul edip tahrif etmeksizin okumak anlamına geldiğini rivayetlerle açıklar.

وهذا القول أولى بالصواب من القول الذي قاله قتادة؛ لأن الآيات قبلها مضت بأخبار أهل الكتابين، وتبديل من بدل منهم كتاب الله، وتأولهم إياه على غير تأويله، وادعاؤهم على الله الأباطيل.
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî bu pasajda birkaç ayrı noktaya değiniyor: 'ادِ' ile başlayan ifadenin manaya hamledildiğini, ayette geçen ifadenin haddi aşmakta son noktaya varan kâfirleri kastettiğini belirtiyor. Ayrıca müt'a nikâhının haramlığına bu ayette delil olup olmadığı sorusunu sorup, nikâh sahih olduğunda müt'a ile nikahlanan kadının da 'ezvac' kapsamına gireceğini söyleyerek bunun delil olmadığını savunuyor. Son olarak 'ذكر' kelimesinin ne olduğuna dair farklı görüşleri (beş vakit namaz, tüm farzlar, Kur'an, Hz. Peygamber ile birlikte cihad) nakletmektedir.

فإن قلت : هل فيه دليل على تحريم المتعة ؟ قلت : لا ؛ لأن المنكوحة نكاح المتعة من جملة الأزواج إذا صح النكاح
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu metinde Râzî, 'kitap verilenler' ifadesiyle ilgili birden fazla görüş nakleder: bir kısmına göre bu, kendi ticaretlerinde hüsrana uğrayanlardır (baki olanı fani olanla değişenler); bazılarına göre Peygamber'in getirdiği tevhid ve haşri inkar edenlerdir; Kelbî'ye göre cihaddır; başka görüşlere göre ise Kur'an'ın kendisi veya onun üzerinde tefekkür ve tedebbürdür. Ayrıca ikinci bir ana görüş olarak, kitap verilenlerin Yahudilerden Peygamber'e iman edenler olduğu, çünkü öncekilerin kötü hallerinin zikredilmesinden sonra Tevrat'ı tahrif etmeyip Hz. Muhammed'in nübüvvetini oradan tanıyanların övüldüğü belirtilir. Metin ayrıca hidayet ve dalaletin yalnızca Allah'tan olduğuna dair akli deliller sunar ve 'tilavet' kelimesinin hem okuma hem de fiilen tabi olma anlamına gelebileceğini açıklar.

أي في تجارتهم حيث باعوا الشريف الباقي بالخسيس الفاني وقيل : هم الخاسرون في إنكار ما قال به رسول الله صلى الله عليه وسلم من التوحيد والبعث . وقال الكلبي : الجهاد
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî bu ayette 'kendilerine kitap verdiklerimiz onu hakkıyla tilavet ederler' ifadesindeki 'onu tilavet etme'nin, kitabı hakkıyla izleyip ona tabi olmak, emrettiğini helal, yasakladığını haram kılarak içeriğiyle amel etmek anlamına geldiğini nakleder. Ayrıca 'yeteallemunehu' zamirinin Hz. Peygamber'e mi yoksa Kitab'a mı ait olduğu hususunda görüş ayrılığı bulunduğunu, bazılarının bunu Yahudi ve Hristiyanlardan Peygamber'i bilip inat edenler olarak yorumladığını aktarır.

فقيل : يتبعونه حق إتباعه باتباع الأمر والنهى فيحللون حلاله ويحرمون حرامه ويعملون بما تضمنه قاله عكرمة
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ayette geçen kitabı hakkıyla tilavet etme ifadesi, onun helalini helal, haramını haram kabul etmek, Allah'ın indirdiği şekliyle okumak, kelimeleri yerlerinden tahrif etmemek ve muhkemine amel edip müteşabihine iman etmek şeklinde açıklanmıştır. Ayrıca bazı rivayetlerde bu vasfın ehl-i kitaptan veya Hz. Peygamber'in ashabından kimseleri, bazılarında ise rahmet ayetlerinde Allah'tan cenneti isteyip azap ayetlerinde ondan sığınan kimseleri kastettiği belirtilmiştir.

قال ابن مسعود والذي نفسي بيده إن حق تلاوته أن يحل حلاله ويحرم حرامه ويقرأه كما أنزله الله ولا يحرف الكلم عن مواضعه ولا يتأول منه شيئا على غير تأويله
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre bu ayetteki 'kitap verilenler' ehl-i kitabın mü'min olanlarıdır; onlar kitabı tahriften uzak durarak lafzına riayet edip anlamını tedebbür ederek ve gereğini uygulayarak gerçek anlamda tilavet ederler. Ayetteki 'onu tilavet ederler' ifadesi takdir edilmiş bir haldir ve asıl haber sonrasındaki kısımdır; veya mevsûlden kasıt ehl-i kitabın mü'minleri olup, bunlar tahrif edenlerden farklı olarak kendi kitaplarıyla iman ederler. Kitabı tahrif ederek ve onu doğrulayan şeyi inkâr ederek küfredenler ise, imanı küfre sattıkları için asıl hüsrana uğrayanlardır.

الكتاب يريد به مؤمني أهل الكتاب يتلونه حق تلاوته بمراعاة اللفظ عن التحريف والتدبر في معناه والعمل بمقتضاه، وهو حال مقدرة والخبر ما بعده

Comparison

Common ground

Taberî, Kurtubî, İbn Kesîr ve Beydâvî 'kitabı hakkıyla tilavet etme'yi sadece okumak değil, helalini helal haramını haram bilerek amel etmek ve tahrif etmemek olarak anlar; ayrıca çoğu müfessir 'kendilerine kitap verilenler' ifadesini Tevrat/İncil ehlinden Hz. Peygamber'i tasdik eden mü'minlere bağlar.

Differences

Taberî bağlamsal (siyak-sibak) delillerle İbn Zeyd'in görüşünü tercih ederken, İbn Kesîr rivayetleri sıralayıp kesin tercih yapmaz; Beydâvî gramer/söz dizimi tahliliyle mevsûlün merciini belirlemeye çalışır; Zemahşerî ve Râzî ise konuyu daha çok belağat, fıkhi (müt'a nikâhı) ve kelami (hidayet-dalalet, tilavetin çok anlamlılığı) tartışmalara taşıyarak farklı bir eksene kaydırır.

Historical context

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ve siyak temelli bir tercihe odaklanırken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Râzî dil/belağat ile fıkhi-kelami tahlilleri öne çıkarır; Kurtubî ve İbn Kesîr rivayet ağırlıklı yaklaşımı sürdürür, Beydâvî ise gramer temelli yorumla daha sistematik bir sentez sunar; temel anlam çerçevesi büyük ölçüde sabit kalmış, yöntemsel vurgular zamanla çeşitlenmiştir.

Modern connection

Bu farklı okumalar, bir metni 'gerçekten anlamak'ın sadece okumaktan ibaret olmadığını, onu içtenlikle kavrayıp yaşama geçirmenin önemini hatırlatır. İlim ile ihlasın birlikte yürümesi, bilgiyi tahrif etmeden aktarma sorumluluğu günümüz eğitim ve toplumsal iletişim ortamlarında da değerli bir ilke olarak düşünülebilir. Ayrıca farklı yorumların bir arada saygıyla nakledilmesi, hoşgörülü ve çok sesli bir okuma kültürüne örnek gösterilebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar