أَوَكُلَّمَا عَٰهَدُوا۟ عَهْدًا نَّبَذَهُۥ فَرِيقٌ مِّنْهُم بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ

“Is it ever so that when they make a covenant a party of them set it aside? The truth is, most of them believe not.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre ayet, İsrailoğullarının Tevrat'ta Rablerine defalarca verdikleri ahdi tekrar tekrar bozduklarını anlatır; buradaki 'nebeze' fiili 'atma, terk etme, reddetme' anlamındadır. Ayrıca 'nakadahu ferîkun minhum' ifadesi, ahdi bozanların çoğunluk olduğunu, azınlığın değil çoğunluğun bunu yaptığını vurgular. Bu tavır, Allah'ın onlara Hz. Muhammed'e iman konusunda aldığı ahdi de bozmalarıyla bağlantılı olarak, İbn Abbas rivayetinde Mâlik b. Sayf'ın Tevrat'ta Muhammed hakkında kendilerine ahid alınmadığını inkâr etmesi örneğiyle açıklanır.

وأما العهد: فإنه الميثاق الذي أعطته بنو إسرائيل ربهم ليعملن بها في التوراة مرة بعد أخرى، ثم نقض بعضهم ذلك مرة بعد أخرى. فوبخهم جل ذكره بما كان منهم من ذلك وعير به أبناءهم إذ سلكوا منهاجهم في بعض ما كان جل ذكره أخذ عليهم بالإيمان به من أمر محمد صلى الله عليه وسلم من العهد والميثاق فكفروا وجحدوا ما في التوراة من نعته وصفته
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Râzî'ye göre bu ayet Yahudilerin çirkin işlerinden bir başka türünü anlatmaktadır; ayette 'onlardan bir grup' denilmesinin sebebi, ahit yapanların hepsinin iman etmemiş veya etmeyecek olması değil, bir kısmının iman etmiş yahut edebilecek olmasıdır, bu yüzden grup tahsis edilerek zikredilmiştir. Ayrıca bu grubun sayıca az değil çoğunluk olduğu vurgulanmıştır. 'Lâ yü'minûn' ifadesi hakkında iki görüş nakledilir: birincisi bu fasıkların çoğunun hased ve haksızlıkları sebebiyle Peygamber'i hiçbir zaman tasdik etmeyecekleri, ikincisi ise kendi kitaplarını tasdik etmedikleri, çünkü kavimleri içinde münafıklar gibi davranıp Peygamber'e ve kitaplarına iman gösterip sonra da onun gereğini yerine getirmedikleridir.

لأن في جملة من عاهد من آمن أو يجوز أن يؤمن فلما لم يكن ذلك صفة جميعهم خص الفريق بالذكر
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî bu ayette geçen 'nebz' kelimesinin 'atmak, fırlatmak' anlamına geldiğini açıklar; bu kavramın bir şeyi hafife alıp onunla amel etmeyerek onu terk etmeyi ifade eden bir mesel olduğunu belirtir. Bunu Arapların 'bunu arkana at, ayağının altına koy' gibi bir şeyi terk edip ondan yüz çevirmeyi ifade eden deyimlerine benzetir.

وهذا مثل يضرب لمن استخف بالشيء فلا يعمل به تقول العرب : اجعل هذا خلف ظهرك ودبرا منك وتحت قدمك أي اتركه واعرض عنه
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ayet, İsrailoğullarının yaptıkları hiçbir ahdi bozmadan bırakmadıklarını, bugün ahdedip ertesi gün bozduklarını anlatır; onlar bu ahidleri yok saydıkları için Allah kendilerini kınamış ve bu ahid bozmanın peşinden gelen sonuç olarak kendilerine gönderilen ve kitaplarında sıfatı, nişanı ve haberleri bulunan Peygamber'i yalanlamışlardır.

فالقوم ذمهم الله بنبذهم العهود التي تقدم الله إليهم في التمسك بها والقيام بحقها ولهذا أعقبهم ذلك التكذيب بالرسول المبعوث إليهم وإلى الناس كافة الذي في كتبهم نعته وصفته وأخباره
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre 99. ayette geçen 'fasıklar' ifadesi kâfirlerden isyankâr olanları belirtir; fısk bir günah türü için kullanıldığında o günahın büyüklüğüne, sınırı aşan bir davranış olduğuna işaret eder. Ayet İbn Sûriyâ hakkında nazil olmuştur; o Hz. Peygamber'e getirdiği hiçbir şeyi tanımadıklarını söylemiştir. 100. ayette ise, 'çoğu iman etmez' ifadesi, ahdi bozanların sadece az bir grup olduğu veya açıkça bozmayanların gizliden iman ettiği yönündeki bir vehmi reddetmek içindir.

والفسق إذا استعمل في نوع من المعاصي دل على عظمه كأنه متجاوز عن حده. نزل في ابن صوريا حين قال لرسول الله صلى الله عليه وسلم، ما جئتنا بشيء نعرفه، وما أنزل عليك من آية فنتبعك.

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler 'nebeze' fiilini 'atma, terk etme, hafife alıp arkaya atma' anlamında ele alır ve ayetin İsrailoğullarının Allah'a verdikleri ahdi tekrar tekrar bozduklarını anlattığında birleşirler. Ayrıca ahdi bozanların azınlık değil çoğunluk olduğu vurgusu (Taberî, Râzî, Beydâvî) ortak bir noktadır.

Differences

Taberî ve İbn Kesîr rivayet malzemesine (İbn Abbas, Süddî, Katâde) daha çok yaslanırken, Kurtubî ve Beydâvî dil/belağat ve şiirsel şahitlerle kelime tahliline yoğunlaşır. Râzî ise 'çoğu iman etmez' ifadesini iki farklı yorum ihtimaliyle (hasetten dolayı iman etmeme / kendi kitaplarını da tasdik etmeme) açarak meseleye kelami bir derinlik katar; Beydâvî ise bunu bir 'vehmi reddetme' bağlamında ele alır ve nüzul sebebini İbn Sûriyâ'ya bağlar, Taberî ise Mâlik b. Sayf'a bağlar.

Historical context

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ağırlıklı bir yöntemle nüzul sebebini merkeze koyarken, sonraki dönem müfessirleri (Kurtubî, İbn Kesîr) hem rivayeti hem dil tahlilini birleştirir; en sonraki müfessirler olan Râzî ve Beydâvî ise kelami/belâgi yorum inceliklerini (tahsis, hemze-i inkâr, kıraat farkları) daha sistematik işleyerek yöntemsel bir derinleşme gösterir. Temel anlam (ahdi bozma, çoğunluğun tavrı) dönemler boyunca sabit kalmıştır.

Modern connection

Bu ayet, verilen sözde durmanın ve ahdi hafife almamanın toplumsal güven ve dayanışma için ne denli önemli olduğunu hatırlatabilir. Bireysel ve toplumsal ilişkilerde sözünde durma, ihlas ve tutarlılık, sağlıklı bir toplumsal doku için gerekli değerler olarak düşünülebilir. Bu bağlamda ayet, ahlaki tutarlılık ve verilen sözlere bağlılık üzerinden bugüne dair ihtiyatlı bir ders çıkarma imkanı sunar.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar