وَلَوْلَآ إِذْ دَخَلْتَ جَنَّتَكَ قُلْتَ مَا شَآءَ ٱللَّهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِٱللَّهِ إِن تَرَنِ أَنَا۠ أَقَلَّ مِنكَ مَالًا وَوَلَدًا

“If only, when thou enteredst thy garden, thou hadst said: That which Allah willeth (will come to pass)! There is no strength save in Allah! Though thou seest me as less than thee in wealth and children,” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî bu ayette 'lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah' ifadesindeki 'mâ' harfinin hazfedilmiş bir cevaba işaret ettiğini, yani 'Allah'ın dilediği oldu' anlamının kastedildiğini belirtir. Ayrıca 'mâ' edatının Allah'ın fiiline (şâe) bağlı olarak nasb ile geldiğini, cevabın anlam bilindiğinden hazfedilmesinin caiz olduğunu açıklar. Metin ayrıca bu ayetlerin Âs b. Vâil es-Sehmî hakkında indiğine dair rivayeti nakleder ve 'veled' kelimesinin okunuş farklılıklarını (fetha/damme ile) dil açısından tartışır.

وإذا وجه الكلام إلى هذا المعنى الذي قلنا كانت «ما» نصبا بوقوع فعل الله عليه، وهو شاء، وجاز طرح الجواب، لأن معنى الكلام معروف
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre kişinin malını ve düzenini idare edebilmesi kendi gücüyle değil, ancak Allah'ın yardım ve desteğiyle mümkündür; ne bedeninde ne de mülkünde hiç kimse Allah'ın gücü olmaksızın güç sahibi olamaz. Ayrıca 'أقل' kelimesinin nasb veya ref ile okunuşuna göre cümledeki 'أنا' zamirinin fasıl mı yoksa mübtedâ mı olduğu, buna bağlı olarak 'أقل'in haber olup olmadığı dilbilimsel olarak açıklanmıştır.

إذ لا يقوى أحد في بدنه ولا في ملك يده إلا بال له تعالى . وعن عروة بن الزبير أنه كان يثلم حائطه أيام الرطب ، فيدخل من شاء . وكان إذا دخله ردد هذه الآية حتى يخرج
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre ayetteki 'mâşâallah' ve 'lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh' ifadeleri, mü'minin kâfire öğrettiği iki söz olup, bunlardan ilki bahçenin ve içindeki her hayrın Allah'ın dilemesi ve lütfuyla var olduğunu, ikincisi ise bahçeyi imar etme ve idare etmede sahip olunan gücün ancak Allah'ın yardımı ve desteğiyle mümkün olduğunu kabullenmeyi ifade eder. Râzî ayrıca 'akal' kelimesinin nasb ve ref okunuşlarına göre gramer yapısındaki farkı da açıklar.

هلا قلت عند دخول جنتك الأمر ما شاء الله والكائن ما قدره الله اعترافا بأنها وكل خير فيها بمشيئة الله وفضله فإن أمرها بيده إن شاء تركها وإن شاء خربها ، وهلا قلت لا قوة إلا بالله إقرارا بأن ما قويت به على عمارتها وتدبير أمرها فهو بمعونة الله وتأييده لا يقوى أحد في بدنه ولا في ملك يده إلا بالله
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî bu ayette 'إن ترن' ifadesindeki şart yapısını ve 'أنا' zamirinin dilbilgisel konumunu inceler; 'أنا'nın i'rab bakımından herhangi bir mahalli olmayan bir fasıla (ayırıcı zamir) olabileceği gibi, nûn ve yâ zamirlerini tekit eden mansub konumda da olabileceğini belirtir. Ayrıca İsa b. Ömer'in kıraatinde 'أنا' merfû okunarak mübteda, 'أقل' haber yapılmış ve bu cümlenin fiilin ikinci mef'ûlü konumunda değerlendirildiğini nakleder. Son olarak 'فعسى' lafzının 'لعل' anlamında kullanıldığını ifade eder.

إن ترن أنا أقل منك بالرفع يجعل أنا مبتدأ وأقل خبره والجملة في موضع المفعول الثاني والمفعول الأول النون والياء
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ayet, bahçe sahibinin bahçesine girip ona hayran kaldığı anda söylemesi gereken sözleri hatırlatmakta ve bunu yapmadığı için kınanmaktadır. Kişi bir nimete, mala veya evlada hayran kaldığında Allah'a hamd edip 'mâşâallah lâ kuvvete illâ billâh' demesi gerektiği, bunun bazı selef alimlerince bu ayetten alındığı belirtilmiştir. Bu ifadenin cennetin hazinelerinden biri olduğuna dair Hz. Peygamber'den rivayet edilen hadislerle de desteklenmektedir.

من أعجبه شيء من حاله أو ماله أو ولده فليقل ما شاء الله لا قوة إلا بالله وهذا مأخوذ من هذه الآية الكريمة
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre bağ sahibinin arkadaşına verdiği cevaptaki 'senin gördüğüm bu haliyle bağın hep aynı kalır' düşüncesine karşılık, aslolan bahçeye girerken 'mâşâallah' demesi gerektiğidir; bu söz, bağın ve içindekilerin tamamen Allah'ın dilemesine bağlı olduğunu, dilerse onu koruyup dilerse yok edeceğini kabul anlamı taşır. 'Lâ kuvvete illâ billah' sözü de kişinin kendi gücünün yetersizliğini, kudretin yalnızca Allah'a ait olduğunu itiraf etmesidir; bahçenin imarı ve düzeni konusunda başarılı olduğu her şey Allah'ın yardımı ve güç vermesiyledir. Ayrıca 'ma şâe' ifadesinin dilbilimsel olarak hem mevsûle hem de şart edatı olarak iki türlü okunabileceği belirtilmiştir.

ما شاء الله الأمر ما شاء أو ما شاء كائن على أن ما موصولة، أو أي شيء شاء الله كان على أنها شرطية والجواب محذوف إقرارا بأنها وما فيها بمشيئة الله إن شاء أبقاها وإن شاء أبادها.

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler 'mâşâallah lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah' ifadesinin, kişinin mal, bahçe veya evlat gibi nimetlere kavuştuğunda gücünün ve sahip olduklarının kendi kudretinden değil, Allah'ın dilemesi ve yardımıyla var olduğunu kabul etmesi gerektiğini vurgular. Ayrıca çoğu müfessir bu tespiti dil/i'rab (nasb-ref, hazif, kıraat farkları) analizleriyle destekler.

Differences

Taberî, Zemahşerî, Râzî, Kurtubî ve Beydâvî ağırlıklı olarak dilbilimsel/i'rab tartışmalarına (mâ edatının hazfi, 'ene' zamirinin konumu, kıraat farklılıkları) odaklanırken İbn Kesîr ayeti daha çok rivayet ve hadis temelli, ahlakî/ameli bir öğüt çerçevesinde ele alır. Bu fark, erken dönem tefsirlerinde dil tahlilinin ön planda olmasından, İbn Kesîr gibi rivayet tefsirinde ise hadis ve selef sözlerine dayanan pratik yönelimden kaynaklanır.

Historical context

Taberî'den Beydâvî'ye kadar dil ve i'rab analizi sürekli bir yöntem olarak korunmuş, kıraat farklılıkları ve gramer tartışmaları her dönemde tekrar ele alınmıştır. İbn Kesîr'in daha sonraki dönemde rivayet ağırlıklı yaklaşımı ise tefsir geleneğinde dil tahlili yanında hadis ve selef uygulamalarının da güçlü bir yer tuttuğunu gösterir; temel anlam yorumunda köklü bir değişim yoktur.

Modern connection

Bu ayet, insanın elde ettiği başarı, mal veya evlat gibi nimetler karşısında şükür ve tevazu bilinciyle hareket etmesini, bunları yalnızca kendi çabasına bağlamamasını hatırlatır. Günümüzde de bir işi başarıyla yürütürken ilim ve çalışmanın Allah'ın lütfuyla birleştiğini kabullenmek, kişiyi kibirden koruyup şükür ve ihlas duygusunu güçlendirebilir. Bu yaklaşım, aile içinde ve toplumsal ilişkilerde nimetlerin paylaşılması ve tevazuya dayalı bir tutum geliştirilmesine de zemin hazırlayabilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar