وَتَرَى ٱلشَّمْسَ إِذَا طَلَعَت تَّزَٰوَرُ عَن كَهْفِهِمْ ذَاتَ ٱلْيَمِينِ وَإِذَا غَرَبَت تَّقْرِضُهُمْ ذَاتَ ٱلشِّمَالِ وَهُمْ فِى فَجْوَةٍ مِّنْهُ ذَٰلِكَ مِنْ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ مَن يَهْدِ ٱللَّهُ فَهُوَ ٱلْمُهْتَدِ وَمَن يُضْلِلْ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ وَلِيًّا مُّرْشِدًا

“And thou mightest have seen the sun when it rose move away from their cave to the right, and when it set go past them on the left, and they were in the cleft thereof. That was (one) of the portents of Allah. He whom Allah guideth, he indeed is led aright, and he whom He sendeth astray, for him thou wilt not find a guiding friend.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre 'tezâveru' kelimesi, güneşin mağara ehlinden meyletmesi, eğrilip yönünü değiştirmesi anlamındadır; zeval kökünden gelip eğrilik ve meyil ifade eder. Güneş doğduğunda mağaranın sağından geçip meyleder, gençlere zarar vermesin diye üzerlerine dik gelmez, battığında da onları sol taraftan bırakıp geçer. Bu sayede güneş ne onları yakar ne de üzerlerine tam isabet eder.

وإنما معنى الكلام : وترى الشمس إذا طلعت تعدل عن كهفهم، فتطلع عليه من ذات اليمين، لئلا تصيب الفتية، لأنها لو طلعت عليهم قبالهم لأحرقتهم وثيابهم، أو أشحبتهم. وإذا غربت تتركهم بذات الشمال، فلا تصيبهم
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Râzî bu ayette önce 'tezâveru' kelimesinin kıraat farklılıklarını (teşdid/tahfif ile okunuşları) ve 'temâyül/inhiraf' anlamını dilbilimsel olarak açıklar; ardından güneşin mağaraya girmemesinin sebebi hakkında iki görüş nakleder: mağara girişinin kuzeye bakması nedeniyle ışığın doğal olarak ulaşmadığı, ya da bunun Allah'ın Ashab-ı Kehf'e bahşettiği hârikulâde bir kerâmet olduğu. İkinci görüş Zeccâc'a ait olup metinde tercih edilir gibi sunulur, çünkü bu sayede onların bedenleri çürüme ve bozulmadan korunmuştur.

والمقصود أن الله تعالى صان أصحاب الكهف من أن يقع عليهم ضوء الشمس وإلا لفسدت أجسامهم فهي مصونة عن العفونة والفساد
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre ayet, mağara ehlinin güneşin zararından mucizevi biçimde korunduğunu anlatır; güneş doğarken mağaranın sağına, batarken solundan geçerek onlara asla değmez, böylece bedenleri ve renkleri bozulmaz, elbiseleri yıpranmaz. Bu koruma İbn Abbas'a göre onlara özel bir ikram (kerâmet) olarak yorumlanmıştır ve mağaranın konumunun (Süha yıldızlarına karşı, Rum topraklarında) bu duruma uygun şekilde düzenlendiği belirtilir.

والمعنى : أنهم كانوا لا تصيبهم شمس ألبتة كرامة لهم وهو قول بن عباس يعني أن الشمس إذا طلعت مالت عن كهفهم ذات اليمين أي يمين الكهف وإذا غربت تمر بهم ذات الشمال أي شمال الكهف فلا تصيبهم في ابتداء النهار ولا في آخر النهار
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr, Ehl-i Kehf'in mağarasının kapı yönünü, güneşin hareketiyle ilgili gözlem ve akıl yürütmeyle tespit etmeye çalışır; kapının doğu yönünde olduğunu, güneşin doğuşta ve batışta ışığının mağaraya girip çıkmasıyla ispatlar. Ayrıca mağaranın coğrafi konumuna dair aktarılan görüşleri (Eyle yakını, Ninova, Rum diyarı, Belka) zikreder ancak bunun dinî bir fayda taşımadığını, Allah'ın ve Resulünün bunu bildirmemiş olmasının bu bilginin gereksizliğine delil olduğunu belirtir.

وبيانه أنه لو كان باب الغار من ناحية الشرق لما دخل إليه منها شيء عند الغروب ولو كان من ناحية القبلة لما دخل منها شيء عند الطلوع ولا عند الغروب ولا تزاور الفئ يمينا ولا شمالا ولو كان من جهة الغرب لما دخلته وقت الطلوع بل بعد الزوال ولم تزل فيه إلى الغروب فتعين ما ذكرناه ولله الحمد
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre güneş doğduğunda mağaradan sağa doğru meyleder, battığında da onları keser/geçer, böylece ışığı doğrudan gençlerin üzerine düşmez; bunun sebebi mağaranın konumu ve Allah'ın onları ışıktan koruyacak şekilde güneşin hareketini onlara doğru ayarlamasıdır. Ayrıca 'fecve' ile mağaranın ortasında geniş bir yerde bulunduklarını, böylece hem havanın rahatlığından yararlanıp hem de mağaranın sıkıntısından ve güneşin sıcaklığından korunduklarını belirtir. Bu durumun Allah'ın ayetlerinden olduğunu, hidayetin Allah'ın tevfikiyle gerçekleştiğini ve bu ayetlerden yararlananın ancak Allah'ın tefekküre yönelttiği kişi olduğunu ifade eder.

وذلك لأن باب الكهف في مقابلة بنات نعش، وأقرب المشارق والمغارب إلى محاذاته مشرق رأس السرطان ومغربه، والشمس إذا كان مدارها مداره تطلع مائلة عنه مقابلة لجانبه الأيمن وهو الذي يلي المغرب، وتغرب محاذية لجانبه الأيسر فيقع شعاعها على جانبيه
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre 'tقرضهم' fiili 'قطع' (kesip geçme, uğramama) anlamındadır, yani güneş onlara yaklaşmaz. Mağara ferahlık ve genişlik içinde olmasına rağmen Allah güneşi onlardan perdelemektedir. Bir başka görüşe göre ise onlar mağaranın geniş bir bölümünde bulunup orada hava ferahlığı ve serinliğinden istifade etmişler, mağaranın sıkıntısını hissetmemişlerdir.

تقطعهم لا تقربهم من معنى القطيعة والصرم

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayetin, mağara ehlinin güneşin zararından korunduğunu, güneşin doğarken sağdan batarken soldan geçip onlara direkt isabet etmediğini kabul eder. 'Tezâveru' kelimesinin meyil/eğrilik anlamı ve kıraat farklılıkları üzerinde dilbilimsel analiz ortak bir yöntemdir; ayrıca İbn Abbas, Mücahid, Katade gibi sahabe-tabiin rivayetleri hemen hepsinde referans alınır.

Differences

Râzî bu durumun mağaranın doğal konumundan mı yoksa Allah'ın özel bir kerameti mi olduğunu tartışır ve ikincisini öne çıkarır; Kurtubî de kerâmet vurgusunu benimser ve coğrafi bir konum belirlemeye çalışır. İbn Kesîr ise akli/gözlemsel bir yaklaşımla kapının yönünü tespit etmeye çalışsa da mağaranın kesin coğrafi konumunu dini açıdan gereksiz görür, bu da onu diğerlerinden yöntemsel olarak ayırır. Beydâvî ve Zemahşerî ise 'fecve' kavramına odaklanıp mağaranın ferahlığını da işin içine katarak fiziksel rahatlık boyutunu vurgular. Bu farklar, müfessirlerin dilbilimsel/kelamî yönteme mi yoksa akli-gözlemsel/coğrafi yönteme mi öncelik verdiklerinden kaynaklanır.

Historical context

Taberî gibi erken dönem müfessirler daha çok rivayet ve dil tahliline dayanırken, Zemahşerî ve Râzî gibi sonraki müfessirler dilbilimsel derinliği artırıp akli izahları da tartışmaya katmıştır. İbn Kesîr'de rivayet güvenilirliği ve akli çıkarımın dengeli birleşimi görülür, Kurtubî ve Beydâvî'de ise coğrafi/astronomik ayrıntılara daha fazla yer verilmiştir. Temel anlam (mucizevi koruma) sabit kalmış, yöntem ve vurgu noktaları zamanla çeşitlenmiştir.

Modern connection

Bu ayet, tabiat olaylarının ilahi bir düzen içinde işlediğini ve bilimsel gözlemle (güneşin hareketi, mağaranın konumu) imanın çelişmeden bir arada düşünülebileceğini hatırlatır. Ayrıca sıkıntılı zamanlarda sabır ve Allah'a güvenin, göze görünmeyen bir korumaya vesile olabileceği şeklinde düşünülebilir. Farklı müfessirlerin aynı ayete değişik açılardan yaklaşması, ilim ve tefekkürde çoğulcu bir bakışın ve hoşgörülü bir yorum çabasının kıymetini de akla getirebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar