ٱنظُرْ كَيْفَ ضَرَبُوا۟ لَكَ ٱلْأَمْثَالَ فَضَلُّوا۟ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ سَبِيلًا

“See what similitudes they coin for thee, and thus are all astray, and cannot find a road!” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre bu ayet, Hz. Peygamber'e hitaben müşriklerin onun için 'sihirlenmiş, şair, mecnun' gibi çeşitli benzetmeler ve misaller getirerek yoldan çıktıklarını bildirir. 'Fedallû' ifadesi onların doğru yoldan sapıp hakka ulaşamadıklarını, Allah'ın onları imana muvaffak kılmaktan mahrum bıraktığını ifade eder. Bunun sonucunda bir 'sebîl' (çıkış yolu) bulamamaları, ancak Peygamber'in kendilerine getirdiği hak yol dışında hidayete asla ulaşamayacakları anlamına gelir; Mücahid'in görüşüne göre ise bu 'mahrec' (çıkış yolu), müşriklerin Peygamber hakkında ileri sürdükleri o batıl misallerden bir kurtuluş yolu bulamamaları demektir.

انظر يا محمد بعين قلبك فاعتبر كيف مثلوا لك الأمثال، وشبهوا لك الأشباه، بقولهم: هو مسحور، وهو شاعر، وهو مجنون {فضلوا} يقول: فجاروا عن قصد السبيل بقيلهم ما قالوا يقول: فلا يهتدون لطريق الحق لضلالهم عنه وبعدهم منه
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Râzî'ye göre bu ayet, insanların Peygamber hakkında kahin, sihirbaz, şair, öğretilmiş kişi, deli gibi çeşitli benzetmeler yaparak birbirleriyle çelişen sıfatlar yakıştırmalarının, aslında onların hak ve doğru yoldan sapmış olmalarının ve hidayete bir yol bulamamalarının göstergesi olduğunu ifade eder. Râzî bunun peygamberliğe itiraz için gerçek bir delil oluşturmadığını, çünkü peygamberi diğerlerinden ayıran şeyin mucize olduğunu, bu isimlendirmelerin mucizeye zarar vermediğini belirtir. Ayrıca sapmışlık halinin, kişide hakkı kabul etme gücünü (istitaat) ortadan kaldırdığını akli bir istidlalle açıklar.

وذلك لأن الإنسان إما أن يكون مستوى الداعي إلى الحق والباطل ، وإما أن يكون داعيته إلى أحدهما أرجح من داعيته إلى الثاني ، فإن كان الأول فحال الاستواء ممتنع الرجحان فيمتنع الفعل
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre bu ayette müşriklerin peygamber hakkında bazen sihirbaz, bazen deli, bazen şair demeleri, onu insanlardan uzaklaştırmak için başvurdukları bir hile ve senin durumun için attıkları örneklerdir. Bu tutumları onları hak yoldan saptırmış, dedikleri şeyi doğrulamaya ve amaçlarına ulaşmaya bir çıkar yol bulamamışlardır.

عجبه من صنعهم كيف يقولون تارة ساحر وتارة مجنون وتارة شاعر أي حيلة في صد الناس عنك وقيل : ضلوا عن الحق فلا يجدون سبيلا أي إلى الهدى
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ayet, hakka ulaşamayan ve ondan kurtuluş yolu bulamayan kişilerin durumunu anlatır; Kureyş'in Peygamber'e sihirbaz, şair, kâhin veya deli demek gibi çelişkili ve batıl iddialarla O'na iftira etmelerini konu edinir. Hak yolundan sapan her kişinin, ne söylerse mutlaka yanılacağı, çünkü hak tek ve tutarlı bir yol olduğu için ondan çıkanın nereye yönelse sapıklıkta kalacağı belirtilir. Metin, Ebu Süfyan, Ebu Cehil ve Ahnes b. Şerik'in gece gizlice Peygamber'i dinlemeye gelip sonunda ona iman etmemekte anlaşmalarını anlatan bir rivayetle bu iddiaların arka planını açıklar.

وذلك أن كل من خرج عن الحق فمهما قال أخطأ وكانوا يقولون ساحر وشاعر وكاهن ومجنون ثم استقر أمرهم إلى مااختلقه لهم شيخهم الوحيد المسمى بالوليد بن المغيرة المخزومي
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre 'sana nasıl misaller verdiklerine bak' ifadesi, müşriklerin Peygamber'i şair, sihirbaz, kâhin ve mecnun gibi çeşitli benzetmelerle nitelendirmelerine işaret eder; bunların hepsinde haktan sapmışlardır ve ne bir tenkit yolu bulup rahatlıkla eleştirebilmişler ne de doğruya ulaşabilmişlerdir, tam bir şaşkınlık içindedirler. Devamındaki 'kemik ve ufalanmış toz olduğumuzda mı yeniden yaratılıp diriltileceğiz' sözleri ise, dirinin tazeliği ile çürümüş kemiğin kuruluğu arasındaki uzaklık ve zıtlık nedeniyle öldükten sonra dirilmeyi inkâr ve bunu imkânsız görme anlamı taşır.

مثلوك بالشاعر والساحر والكاهن والمجنون. فضلوا عن الحق في جميع ذلك. فلا يستطيعون سبيلا إلى طعن موجه فيتهافتون ويخبطون كالمتحير في أمره لا يدري ما يصنع أو إلى الرشاد.
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre müşrikler Peygamber hakkında şair, sihirbaz, mecnun gibi çeşitli nitelendirmeler ve nübüvvetin insan-melek arası ortak bir hal olması, üzerine gökten hazine indirilmesi gibi tuhaf sıfatlar öne sürerek onun hakkında sapıp durmuşlardır. Bu çokluk ve çeşitlilik içinde üzerinde karar kılacakları tek bir söz bulamadıklarından şaşkın ve tutarsız kalmışlardır. Bu durum, çölde yol arayıp bulamayan ve şaşkın kalan kişinin haline benzetilmiştir.

فهو متحير في أمره لا يدري ما يصنع

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayeti, müşriklerin Hz. Peygamber hakkında şair, sihirbaz, kâhin, mecnun gibi birbiriyle çelişen nitelendirmeler yakıştırmasıyla ilişkilendirir; bu çeşitlilik ve tutarsızlığın onların hak yoldan sapmışlığının, çıkış yolu bulamayan bir şaşkınlığın göstergesi olduğunda birleşirler.

Differences

Taberî ve İbn Kesîr rivayet zincirine ve tarihsel bağlama (İbn Abbas, Mücahid, İbn İshak'ın nakli) ağırlık verirken; Zemahşerî ve Beydâvî meseleyi dil/belâgat açısından, temsilî benzetme ve gramer tahlili üzerinden ele alır. Râzî ise akli-kelami bir boyut katarak sapmışlığın kişideki hakkı kabul gücünü (istitaat) ortadan kaldırdığını felsefi bir çerçevede tartışır; bu, kendi kelami mezhebi bağlamında özgün bir katkıdır. Kurtubî ise müşriklerin bu söylemi bilinçli bir 'hile' olarak yorumlayarak bağlamsal-toplumsal bir okuma sunar.

Historical context

En erken dönem müfessiri Taberî rivayet temelli bir yöntemle meseleyi aktarırken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Beydâvî ile dil ve belagat tahlili öne çıkmış, Râzî ile birlikte akli-kelami tartışma zenginleşmiştir. Kurtubî ve İbn Kesîr gibi daha geç dönem müfessirler ise rivayet ile bağlamsal okumayı harmanlayarak konuyu tarihi arka planla birlikte ele almışlardır. Temel yorum çizgisi (tutarsız iddiaların sapmışlık göstergesi olması) sabit kalmış, yöntemsel araçlar dönemlere göre çeşitlenmiştir.

Modern connection

Bu ayet, bir konuda tutarlı ve sağlam bir zemine sahip olmadan farklı, birbiriyle çelişen yargılara savrulmanın kişiyi doğru bir sonuca ulaştırmayacağını hatırlatır. Günümüzde de ilim ile iman arasında tutarlı bir bütünlük arayışı, aceleci ve çelişkili yargılardan kaçınıp sabırla ve hoşgörüyle doğru bilgiye ulaşma çabası olarak yeniden düşünülebilir. Bu, toplumsal tartışmalarda da yapıcı bir diyalog zemini oluşturmaya katkı sağlayabilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar