وَلَا تَقْتُلُوا۟ ٱلنَّفْسَ ٱلَّتِى حَرَّمَ ٱللَّهُ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَمَن قُتِلَ مَظْلُومًا فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّهِۦ سُلْطَٰنًا فَلَا يُسْرِف فِّى ٱلْقَتْلِ إِنَّهُۥ كَانَ مَنصُورًا

“And slay not the life which Allah hath forbidden save with right. Whoso is slain wrongfully, We have given power unto his heir, but let him not commit excess in slaying. Lo! he will be helped.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî, haksız yere öldürülenin velisine Allah'ın bir 'sultan' (yetki) verdiğini belirtir; bu yetki, velinin katili öldürmesi (kısas), diyet alması veya bağışlaması seçeneklerinden hangisini isterse onu seçebilmesidir. Ayrıca 'lâ tusrif fi'l-katl' ifadesinin, cahiliye adetlerinde olduğu gibi katil dışında birinin (mesela kabilenin şerefli bir kişisinin) öldürülmesini yasakladığını açıklar. Kıraat farklılıklarının (tâ/yâ ile) anlamı birbirine yakın olduğunu, her ikisinin de hem Peygamber'e hem velilere hem katillere yönelik bir hitap olarak anlaşılabileceğini ifade eder.

فقد جعلنا لولي المقتول ظلما سلطانا على قاتل وليه، فإن شاء استقاد منه فقتله بوليه، وإن شاء عفا عنه، وإن شاء أخذ الدية.
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre ayetteki 'öldürmeyin' ve 'israf etmesin' hitabı velîyye (maktulün velisine) yöneliktir; yani veli katilden başkasını öldürmemeli, katil tek olduğu halde birden fazla kişiyi öldürmemelidir. Bu, cahiliye adetine bir eleştiridir; zira cahiliyede biri öldürüldüğünde onun yerine birden çok kişi öldürülür, hatta denk (bevâ) olmayan kişiler bile katledilirdi. Metinde ayrıca 'israf'ın müsle (cesedi parçalamak/işkence) anlamına geldiği görüşü, farklı kıraatler (fela yüsrif/tesrif/tesrifû) ve zamirin veliye, katile ya da mazluma râci olabileceğine dair ihtimaller de nakledilmiştir.

الضمير للولي . أي : فلا يقتل غير القاتل ، ولا اثنين والقاتل واحد ، كعادة الجاهلية : كان إذا قتل منهم واحد قتلوا به جماعة
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre "ولا تقتلوا النفس" ayeti, kısas hakkının velinin sahip olduğu sınırlı bir yetki olduğunu, ancak bu yetkinin sadece katili öldürmekle sınırlı olması gerektiğini, cahiliye adetlerinde olduğu gibi katilin dışında başkalarının öldürülmesi, katilin kabilesinden birilerinin öldürülmesi veya katile işkence/organ kesme gibi aşırılıklara gidilmemesi gerektiğini bildirir. Ayrıca 'mazlum' kelimesinin nekre (belirsiz) getirilmesinin kemal ifade ettiği, dolayısıyla bu hükmün ancak tam anlamıyla mazlum olan kişiler için geçerli olduğu; müslümanın zimmiyi veya hürün köleyi öldürmesi meselelerinde bu ayete dayanılamayacağı belirtilir.

الأول : المراد هو أن يقتل القاتل وغير القاتل ، وذلك لأن الواحد منهم إذا قتل واحدا من قبيلة شريفة فأولياء ذلك المقتول كانوا يقتلون خلقا من القبيلة الدنيئة فنهى الله تعالى عنه وأمر بالاقتصار على قتل القاتل وحده
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî, bu ayette geçen 'velî' kelimesinin öldürülenin velisi (kısas hakkı sahibi) olduğunu, İbn Huveyz Mindâd'a göre bu velinin erkek olması gerektiğini, çünkü kelimenin müzekker sîgayla zikredildiğini aktarır. Muhalifleri ise velîden maksadın varis olduğunu ve bunun kadın-erkek tüm mirasçıları kapsadığını, Kur'an'daki diğer 'evliyâ' ayetleriyle bunu delillendirdiklerini belirtir. Ayrıca 'lâ yusrif' ifadesinin kısasta aşırıya gitmemeyi (fazladan öldürmemeyi, işkence etmemeyi) emrettiğine dair üç görüş nakleder ve 'sultan' kelimesinin İbn Abbas, Mâlik, Şâfiî gibi âlimlerce farklı yorumlandığını (yetki, Allah'ın emri, hüccet gibi) aktarır.

قال بن خويز منداد : الولي يجب أن يكون ذكرا لأنه أفرده بالولاية بلفظ التذكير وذكر إسماعيل بن إسحاق في قوله تعالى : فقد جعلنا لوليه ما يدل على خروج المرأة عن مطلق لفظ الولي فلا جرم ليس للنساء حق في القصاص لذلك ولا أثر لعفوها وليس لها الاستيفاء
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre âyetteki 'velî'nin katil üzerinde bir yetkisi/otoritesi vardır; kısas isteyip öldürtebilir, diyet karşılığında affedebilir ya da bedelsiz olarak tamamen bağışlayabilir; bu hüküm sünnetle sabittir. Ayrıca İbn Abbas'ın bu âyetten Muâviye'nin ileride hâkimiyeti ele geçireceğini istinbat ettiği, çünkü onun Osman'ın velîsi olduğu ve Osman'ın haksız yere öldürüldüğü nakledilir. Âyetin devamında velînin öldürmede aşırıya gitmemesi (failin dışında birini öldürmemesi veya kısasta işkence yapmaması) ve kısas/af/diyet arasında muhayyer olduğu belirtilir; ayrıca kasten adam öldürmede keffâret gerekip gerekmediği hususunda âlimler arasındaki ihtilaf da aktarılır.

أي أن الولي منصور على القاتل شرعا وغالبا وقدرا < الآيات أي سلطة على القاتل فإنه بالخيار فيه إن شاء قتله قودا وإن شاء عفا عنه على الدية وإن شاء عفا عنه مجانا كما ثبتت السنة بذلك
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Bu metne göre haksız yere adam öldürmenin caiz olduğu üç durum vardır: imandan sonra küfür, evlilikten sonra zina ve kasten korunmuş bir mümini öldürmek. Zulmen (haksız yere) öldürülen kişinin velîsine, katilden hesap sorma veya kısas talep etme yetkisi (sultan) verilmiştir. Beydâvî, 'mazluman' kelimesinin öldürmenin kasıtlı bir zulüm olduğunu gösterdiğini, hata sonucu öldürmenin zulüm sayılmayacağını belirtir; ayrıca 'israf etme' ifadesinin, velînin kısasta haddi aşıp katil olmayanı öldürmesi veya işkence (müsle) yapması anlamına gelebileceğini açıklar. Son olarak 'innehu kâne mansûran' ifadesindeki zamirin öldürülene, velîye ya da haksız yere öldürülen kişiye (velî tarafından israf sonucu) râci olabileceğini üç ihtimalle izah eder.

فإن قوله تعالى مظلوما بدل على أن القتل عمد عدوان فإن الخطأ لا يسمى ظلما. فلا يسرف أي القاتل. في القتل بأن يقتل من لا يستحق قتله

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayetteki 'sultan' yetkisinin haksız öldürülenin velisine ait olduğunu ve bu yetkinin kısas, diyet veya bağışlama seçenekleri arasında tercih hakkı verdiğini kabul eder. Ayrıca 'israf etmeme' emrinin cahiliye adetlerindeki aşırılığı (katil dışında birini öldürme, işkence/müsle yapma) yasakladığı konusunda görüş birliği vardır.

Differences

Taberî hitabın kime yöneldiğini (Peygamber/veli/katil) kıraat farklarıyla açıklarken, Zemahşerî ve Beydâvî hitabın veliye yönelik olduğunu ve zamirin farklı mercilere (veli, katil, mazlum) râci olabileceğini tartışır. Kurtubî velînin cinsiyeti ve kapsamı (erkek mi, tüm mirasçılar mı) konusunda fıkhi ihtilafı detaylandırır; Râzî 'mazlum' kelimesinin nekre oluşundan hüküm çıkarıp zimmî/köle meselelerine ayetin uygulanamayacağını vurgular; İbn Kesîr ise rivayet ağırlıklı olarak İbn Abbas'ın tarihsel bir istinbatını ve keffâret tartışmasını ekler.

Historical context

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet ve hadis merkezli bir okuma sunarken, sonraki dönemlerde Zemahşerî ve Beydâvî dil/belağat ve kıraat analizine, Râzî ve Kurtubî ise fıkhi çıkarıma daha fazla ağırlık vermiştir; temel hüküm (veli yetkisi, israfın yasaklanması) tüm dönemlerde sabit kalmış, yöntem ve vurgu zamanla çeşitlenmiştir.

Modern connection

Bu ayet, bir haksızlığa karşı tepkinin ölçülü ve adil olması gerektiğini, öfke veya kayıp anında bile sınırın aşılmaması ilkesini hatırlatır. Günümüzde bu, kişisel ve toplumsal ilişkilerde adaleti korurken aşırılıktan kaçınma, bağışlama ve sabrı bir denge unsuru olarak görme şeklinde düşünülebilir. Farklı yorumların bir arada aktarılması, aynı metnin farklı yöntemlerle anlaşılabildiğini ve bunun ilim geleneğinde bir zenginlik olduğunu gösterir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar