لِلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ مَثَلُ ٱلسَّوْءِ وَلِلَّهِ ٱلْمَثَلُ ٱلْأَعْلَىٰ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
“For those who believe not in the Hereafter is an evil similitude, and Allah's is the Sublime Similitude. He is the Mighty, the Wise.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre bu ayette, ahireti, mükafat ve cezayı tasdik etmeyen müşrikler için kötü/çirkin bir misal verilmekte, buna karşılık Allah için 'en yüce misal' (el-meselü'l-a'lâ) zikredilmektedir; bu en yüce misal, Allah'ın birliğini ve O'ndan başka ilah olmadığını kabul etmek yani tevhiddir. Ayetteki 'en yüce misal', en faziletli, en hoş, en güzel olan anlamına gelmektedir.
ولله المثل الأعلى، وهو الأفضل والأطيب، والأحسن، والأجمل، وذلك التوحيد والإذعان له بأنه لا إله غيره
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified
Zemahşerî'ye göre 'meselü's-sû' (kötü sıfat), insanların erkek çocuklara olan ihtiyaçları, kız çocuklarından hoşlanmamaları ve fakirlik kaygısıyla onları öldürmeleridir; bu tutum aslında kendilerinin son derece cimri olduklarını itiraf etmeleridir. Buna karşılık Allah'a ait olan 'el-vasfü'l-a'lâ' (en yüce sıfat) ise O'nun bütün âlemlerden müstağni, mahlukat sıfatlarından uzak ve cömert (Cevâd, Kerîm) olmasıdır. Bu en yüce vasfın anlamı 'Lâ ilâhe illallah' sözüyle ifade edilen vahdaniyet sıfatıdır.
صفة السوء : وهي الحاجة إلى الأولاد الذكور وكرهة الإناث ووأدهن خشية الإملاق ، وإقرارهم على أنفسهم بالشح البالغ وهو الغني عن العالمين ، والنزاهة عن صفات المخلوقين وهو الجواد الكريم
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Râzî'ye göre bu ayet, Allah'ın müşriklerin batıl inançlarını delillerle çürüttükten sonra, onların bozuk sözlerinin ayrıntılarını açıklayıp bunların bozukluğunu ve düşüklüğünü gösterdiği bölümdür. Bu bağlamda müşriklerin fasit sözlerinin ilk türü, bilmedikleri şeye bir pay ayırmalarıdır. Ayrıca 'mesel-i sû' ifadesi, evlada muhtaç olma ve fakirlik/utanç korkusuyla kız çocuklarından tiksinme gibi kötü bir vasfı; buna karşılık Allah'a ait olan yüce vasıf ise O'nun evlattan münezzeh olmasını ifade eder.
فالنوع الأول من كلماتهم الفاسدة : أنهم يجعلون لما لا يعلمون نصيبا وفيه مسألتان : المسألة الأولى : الضمير في قوله ( النحل : 60 ) أي الوصف الذي له شأن من العظمة والجلالة
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî'ye göre bu ayet, kızları Allah'a nispet edenlerin aksine, Allah'a en yüce sıfatın (ihlas ve tevhid, ya da yaratıcılık, rızık verme ve kudret gibi) ait olduğunu bildirir. Ayrıca 'en yüce misal'in, Allah'ın hiçbir benzeri ve nazirinin olmadığını ifade eden bir vasıf olduğu, bunun ise Kur'an'da yasaklanan (Allah'a benzerlik ve noksanlık gerektiren) misallerden farklı olduğu belirtilir.
والمثل الأعلى وصفه بما لا شبيه له ولا نظير جل وتعالى عما يقول الظالمون والجاحدون علوا كبيرا
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre bu ifadede, noksanlık ve kusur eksiksiz biçimde insanlara nispet edilirken, mutlak kemal her yönüyle Allah'a nispet edilmektedir. Yani beşerin sıfatları noksanlıkla, Allah'ın zatı ise tam ve mutlak kemalle anılmaktadır.
فقال أي النقص إنما ينسب إليهم أي الكمال المطلق من كل وجه وهو منسوب إليه
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Bu metne göre kötülük sıfatı (meselü's-sû'), ölümü hatırlatan çocuk ihtiyacı, erkek çocukları öne çıkarıp kız çocuklarından hoşlanmama ve yoksulluk kaygısıyla onları öldürme gibi noksan vasıfları ifade eder; bunlar ahirete inanmayanlara aittir. Buna karşılık Allah'a ait olan en yüce sıfat (el-meselü'l-a'lâ), zâtî vücûb, mutlak zenginlik, üstün cömertlik ve mahlûkat sıfatlarından uzak olmaktır. Ayrıca Allah'ın azîz ve hakîm oluşu, kudret ve hikmetin kemâlinde tek ve benzersiz olduğunu gösterir.
ولله المثل الأعلى وهو الوجوب الذاتي والغنى المطلق والجود الفائق والنزاهة عن صفات المخلوقين
Comparison
Common ground
Tüm müfessirler ayetteki iki kavramı zıt kutuplar olarak okur: 'meselü's-sû' (kötü/çirkin vasıf) müşriklerin/ahirete inanmayanların noksan tutumlarına, 'el-meselü'l-a'lâ' (en yüce vasıf) ise Allah'ın tevhid, kemal ve müstağniliğine işaret eder. Çoğu müfessir bunu dil ve belağat tahliliyle temellendirir ve sonucu 'Lâ ilâhe illallah' ile ifade edilen vahdaniyete bağlar.
Differences
Taberî rivayete dayanarak konuyu genel tevhid çerçevesinde ele alırken, Zemahşerî, Râzî ve Beydâvî 'meselü's-sû'yu spesifik olarak kız çocuklarından hoşlanmama ve fakirlik kaygısıyla onları öldürme pratiğiyle ilişkilendirip dilbilimsel/belaği tahlile daha çok yer verir. Kurtubî rivayet ile belağat analizini birleştirip ayetler arası karşılaştırmaya, İbn Kesîr ise sade biçimde noksanlık-kemal karşıtlığına odaklanır. Râzî ayrıca 'ayn' lafzının hakikat-mecaz yönünü ve hazf/takdir unsurlarını daha teknik işler.
Historical context
En eski müfessir Taberî rivayet temelli genel bir tevhid okuması sunarken, sonraki dönemlerde (Zemahşerî'den Beydâvî'ye) dilbilimsel ve belaği tahlil ağırlık kazanmış, ayetin tarihsel bağlamındaki kız çocuklarına yönelik tutum daha belirgin işlenmiştir. Bu, temel mesajın (tevhid-kemal vurgusu) sabit kalırken yöntemin rivayetten dilbilim ve mantık temelli analize doğru zenginleştiğini gösterir; çelişki değil, tamamlayıcı bir gelişim söz konusudur.
Modern connection
Bu karşılaştırmalı okuma, bir toplumun değer yargılarının -cinsiyet, evlat, zenginlik algısı gibi konularda- kendi eksik ve önyargılı bakışını yansıtabileceğini, buna karşın hakikatin daima kemal ve adalet ölçüsüyle değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır. Aile içinde çocuklara karşı ayrımcı tutumlardan uzak durmak, ilim ve vicdanla hareket etmek, günümüz toplumsal ilişkilerinde hâlâ anlamlı bir ölçüt olarak düşünülebilir. Bu bağlamda ihlas ve adil bakış, aile ve toplum düzeninde yapıcı bir denge unsuru olarak görülebilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar