فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ

“And that which they were wont to count as gain availed them not.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre ayet, Allah'ın azabı geldiğinde kâfirlere ne uzun ömürlerinin ne de dünya nimetlerinden faydalanmalarının bir fayda sağlamadığını, hatta bu mühlet ve nimetlerin onların günah ve isyanlarını artırmaktan başka bir işe yaramadığını ifade eder. Tapındıkları putlar da o gün kendilerine şefaat etmemiş, aksine onları terk edip kendilerinden uzaklaşmıştır. Aynı şekilde dağlarda inşa ettikleri evler de Allah'ın azabını onlardan savamamış, hepsi helak olmuştur.

يقول: لم تنفعهم خدمتهم إياها، ولم تشفع آلهتهم لهم عند الله حينئذ، ولكنها أسلمتهم وتبرأت منهم
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî, ayetteki 'مَا' edatının olumsuzluk (nafiye) veya istifham anlamı taşıyabileceğini, buna göre îrab konumunun mansub ya da merfû olabileceğini belirtir. Ayrıca ayetteki zaman zarfının (إذ/حيث gibi) ta'lîl (sebep bildirme) anlamına gelmesini, sebep ile zarfın anlamca örtüşmesiyle açıklar; bunu 'ضربته لإساءته' ile 'ضربته إذ أساء' örnekleriyle karşılaştırır.

فإن قلت : لم جرى مجرى التعليل ؟ قلت : لاستواء مؤدى التعليل والظرف في قولك : ضريته لإساءته وضربته إذا أساء ؛ لأنك إذا ضربته في وقت إساءته ؛ فإنما ضربته فيه لوجود إساءته فيه ؛ إلا أن ( إذ ) ، وحيث ، غلبتا دون سائر الظروف في ذلك
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Râzî'ye göre bu ayet, öncekilerin edindikleri batıl inanç ve bozuk sözlerin Allah'ın azabından kendilerine hiçbir fayda sağlamadığını, aksine kazandıkları kötülüklerin (amellerinin azabının) onlara isabet ettiğini anlatır. Kayaları oyma ve mal biriktirme gibi yaptıkları işlerin de kendilerinden zararı ve belayı savamadığı belirtilir.

ما في قوله نافية أو مضمنة معنى الاستفهام ومحلها النصب ، وما في قوله أي ما دفع عنهم الضر والبلاء ما كانوا يعملون من نحت تلك الجبال ومن جمع تلك الأموال
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî'ye göre bu ayette geçen 'mâ' edatı ya olumsuzluk (cahd/nefy) anlamındadır; yani onların malları, evlatları ve dağlardaki kaleleri, sahip oldukları güç Allah'ın azabından hiçbir şey savmadı, kendilerine fayda vermedi demektir. Diğer bir görüşe göre ise 'mâ' istifham (soru) anlamındadır; yani 'mallarını onlara ne fayda verdi ki?' şeklinde bir soru ifadesidir.

ما للجحد أي لم تغن عنهم أموالهم ولا أولادهم من عذاب الله شيئا وقيل أي فما الذي أغنى أموالهم ف ما استفهام
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr'e göre bu ifade, Semûd kavminin naka için su paylaşmayı kıskanarak onu öldürmelerine sebep olan mal, ekin ve meyvelerine işaret eder. Bu müfessire göre Allah'ın emri geldiğinde biriktirdikleri bu servetler kendilerinden azabı savuşturmamış ve onlara hiçbir fayda sağlamamıştır.

أي ما كانوا يستغلونه من زروعهم وثمارهم التي ضنوا بمائها عن الناقة حتى عقروها لئلا تضيق عليهم في المياه فما دفعت عنهم تلك الأموال ولا نفعتهم لما جاء أمر ربك
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre Semûd kavmi dağları oyarak yaptıkları evlerde kendilerini güvende hissediyorlardı; bu güven ya evlerin sağlamlığından dolayı yıkılma, hırsız girmesi veya düşman tahribatından emin olmalarından, ya da gafletlerinin ileri derecesinden yahut dağların onları azaptan koruyacağını zannetmelerinden kaynaklanıyordu. Ancak sabah vakti kendilerini yakalayan çığlık (sayha) karşısında ne bu sağlam evleri ne de biriktirdikleri servet ve sayıca çoklukları onlara herhangi bir fayda sağlamadı.

آمنين من الانهدام ونقب اللصوص وتخريب الأعداء لوثاقتها، أو من العذاب لفرط غفلتهم أو حسبانهم أن الجبال تحميهم منه

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayetin, Semûd kavminin sahip olduğu mal, evlat, dağlardaki sağlam evler ve dünyevi imkanların Allah'ın azabı geldiğinde kendilerine hiçbir fayda sağlamadığını, azabı savamadığını ifade ettiğinde birleşir. Ayrıca çoğu müfessir (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî) ayetteki 'mâ' edatının dil açısından nefy (olumsuzluk) veya istifham (soru) anlamına gelebileceği tartışmasına odaklanır.

Differences

Taberî rivayet ve dil tahlilini birlikte kullanırken, putların kâfirleri terk etmesi gibi ek bir anlam katmanı ekler. Zemahşerî ve Râzî daha çok nahiv/belağat merkezli, teknik bir îrab tartışması yürütür; zaman zarfının ta'lîl anlamına gelmesi gibi ince dilbilimsel noktalara eğilirler. Kurtubî bu dilbilimsel tartışmayı özetleyerek iki görüşü yan yana sunar. İbn Kesîr ise bağlamsal okumaya yönelip olayı doğrudan Semûd-nâka kıssasına bağlar. Beydâvî ise psikolojik/toplumsal bir yorum katarak kavmin güven duygusunun kaynağını (sağlamlık, gaflet, dağlara güven) tartışır.

Historical context

Erken dönem müfessiri Taberî rivayet temelli bir yaklaşım sergilerken, sonraki dönemlerde (Zemahşerî, Râzî, Kurtubî) dilbilim ve belağat ağırlıklı, daha teknik bir tefsir metodu öne çıkmıştır. İbn Kesîr rivayet ekolüne dönüşle bağlamsal okumayı tekrar önceler, Beydâvî ise özet bir dil ve yorum sentezi sunar. Temel anlam (dünya nimetlerinin azaba karşı fayda vermemesi) tüm dönemlerde sabit kalmış, sadece yöntem ve vurgu farklılaşmıştır.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, maddi güç, mal biriktirme ve sağlam yapılar kurmanın başlı başına bir güvence olmadığını, asıl güvenin ahlaki ve manevi bir temele dayanması gerektiğini hatırlatabilir. Bu bağlamda ilim ve iman arasındaki uyumun, insanın hem dünyevi imkanlarını hem de manevi sorumluluklarını birlikte düşünmesini teşvik ettiği söylenebilir. Ayrıca toplumsal dayanışma ve tevazu temelli bir yaşayışın, sadece bireysel biriktirmeye dayalı bir güven duygusundan daha kalıcı bir huzur sunabileceği düşünülebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar