وَءَاتَيْنَٰهُمْ ءَايَٰتِنَا فَكَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ

“And we gave them Our revelations, but they were averse to them.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre ayette geçen 'ayetlerimiz' ifadesi, Allah'ın Salih peygamberi göndermesinin ve onun getirdiği gerçeğin doğruluğuna dair kendilerine gösterilen deliller ve hüccetlerdir. Kavim bu delillerden yüz çevirmiş, onlardan ibret almamış ve öğüt kabul etmemiştir.

وأريناهم أدلتنا وحججنا على حقيقة ما بعثنا به إليهم رسولنا صالحا، فكانوا عن آياتنا التي آتيناهموها معرضين، لا يعتبرون بها ولا يتعظون
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre metin, aklî nazar ve istidlalin vacip olduğunu, taklidin ise kınandığını göstermektedir.

يدل على أن النظر والاستدلال واجب وأن التقليد مذموم
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Kurtubî, ayette geçen 'bi-âyâtinâ' ifadesini Salih kıssasındaki mucizelere bağlar; buradaki ayetin asıl kastının deve (nâka) olduğunu belirtir. Deve'nin kayadan çıkması, doğurmaya yakın olması, benzersiz büyüklüğü ve sütünün çokluğu gibi hususların birer mucize (âyet) olduğunu açıklar. Ayrıca Salih'e devenin dışında kuyu gibi başka mucizeler de verilmiş olabileceğini ihtimal olarak zikreder.

والمراد الناقة وكان فيها آيات جمة : خروجها من الصخرة ودنو نتاجها عند خروجها وعظمها حتى لم تشبهها ناقة وكثرة لبنها حتى تكفيهم جميعا
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre 'Hicr halkı' Semûd kavmidir ve onlar Salih peygamberi yalanlamışlardır; bir peygamberi yalanlamak tüm peygamberleri yalanlamak gibidir. Ayrıca 'mürselîn' (gönderilenler) ifadesiyle Salih ve ona iman edenlerin de kastedilmiş olabileceğini belirtir. 'Âyetlerimiz' ifadesiyle ise onlara indirilen kitabın âyetleri, Salih'in mucizeleri (özellikle deve ile onun su içmesi/sağılması) veya kendilerine gösterilen deliller kastedilmiş olabilir.

كذبوا صالحا، ومن كذب واحدا من الرسل فكأنما كذب الجميع، ويجوز أن يكون المراد بالمرسلين صالحا ومن معه من المؤمنين

Comparison

Common ground

Taberî, Kurtubî ve Beydâvî 'âyetlerimiz' ifadesini Salih peygamberin kavmine gösterilen deliller/mucizeler (özellikle deve) bağlamında ele alır; hepsi kavmin bu delillere karşı yüz çevirdiğini ve inkâr ettiğini vurgular.

Differences

Taberî ifadeyi daha genel bir 'delil ve hüccet' olarak okurken, Kurtubî ve Beydâvî bunu somut olarak nâka (deve) mucizesine indirger ve detaylarını (kayadan çıkışı, sütü, büyüklüğü) açıklar. Beydâvî ayrıca çoklu te'vil imkânlarını (kitap âyetleri, mucizeler, deliller) bir arada sunarak yorum çeşitliliğine açık bir tutum sergiler. Râzî ise kıssanın somut ayrıntılarından çok, metnin akli istidlal ve taklidin reddi konusundaki kelamî çıkarımına yoğunlaşır; bu, onun kelamcı/akılcı yöntem farkını yansıtır.

Historical context

Taberî'nin erken dönem rivayet ve dil odaklı yaklaşımı, sonraki müfessirlerde belağat ve çoklu te'vil imkânlarının sunulmasıyla (Kurtubî, Beydâvî) zenginleşmiş; Râzî ile birlikte kelamî/akli istidlal boyutu eklenmiştir. Temel kıssa çerçevesi sabit kalmakla birlikte yorum yöntemleri ve odak noktaları döneme ve müfessirin ilmî temayülüne göre çeşitlenmiştir.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, hakikate açık delillere karşı duyarsız kalmanın veya körü körüne taklitle hareket etmenin bireysel ve toplumsal bir zafiyet olduğunu hatırlatır. Akıl, gözlem ve ibret alma yetisinin bir arada kullanılması, ilim ile iman arasındaki uyumu güçlendiren bir tutum olarak değerlendirilebilir. Bu bağlamda ayet, çevremizdeki işaretlere duyarlı olmayı ve öğüt almaya açık bir zihin geliştirmeyi teşvik eden bir ders olarak okunabilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar