وَأَتَيْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ

“And bring thee the Truth, and lo! we are truth-tellers.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre metinde geçen ifade, Kelbî'nin görüşüne dayanarak 'azap' ile açıklanmaktadır; başka bir görüşe göre ise bu, şüphe barındırmayan sabit bir gerçek olan 'yakîn' olarak yorumlanmış ve bunun o toplumların azabı olduğu belirtilmiştir. Ayrıca bu vurgunun devamında bir sonraki sözle daha da te'kid edildiği aktarılmaktadır.

قال الكلبي : بالعذاب ، وقيل باليقين والأمر الثابت الذي لا شك فيه وهو عذاب أولئك الأقوام ثم أكدوا هذا التأكيد بقولهم
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre metinde geçen ifade iki farklı şekilde anlaşılabilir: birinci görüşe göre 'sıdk/doğruluk' ile açıklanmakta, ikinci bir görüşe göre ise 'azap' ile açıklanmaktadır. Kurtubî burada iki farklı yorumu kısaca yan yana zikretmiştir.

أي بالصدق وقيل : بالعذاب
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

Bu kısa metin parçası, müfessirin başka bir ayete atıfta bulunduğunu göstermektedir ('كقوله تعالى' - Allah'ın şu sözü gibi); ancak atıf yapılan ayetin metni ve bu atfın hangi bağlamda, hangi konuyu açıklamak için yapıldığı verilen metinde bulunmamaktadır. Bu nedenle metinden bir görüş çıkarmak mümkün olmamaktadır.

كقوله تعالى
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre Lût'un elçileri tanımadığı için içinde bir ürküntü ve tedirginlik duymuş, kendilerine bir kötülük getirebilecekleri korkusuyla onları tanımadığını söylemiştir. Elçiler ise kendisine tanımadığı için ürktüğü bir şeyle değil, aksine onu sevindirecek ve düşmanlarından öcünü alacak olan azap haberiyle geldiklerini bildirmişlerdir; bu azap kavminin kuşkuyla karşıladığı şeydir. Elçiler ayrıca bu azabın kesin ve gerçek olduğunu, kendilerinin de doğru söyleyenler olduğunu vurgulamışlardır.

تنكركم نفسي وتنفر عنكم مخافة أن تطرقوني بشر. قالوا بل جئناك بما كانوا فيه يمترون أي ما جئناك بما تنكرنا لأجله بل جئناك بما يسرك ويشفي لك من عدوك

Comparison

Common ground

Râzî, Kurtubî ve Beydâvî ifadenin 'azap' anlamıyla ilişkili olduğunu paylaşır; ayrıca kelimenin doğruluk/kesinlik (sıdk, yakîn) bildirdiği yönünde de ortak bir vurgu bulunur. İbn Kesîr'den ise metin yetersizliği nedeniyle karşılaştırmaya katkı sağlanamamaktadır.

Differences

Râzî rivayet (Kelbî) ile dil analizini birleştirerek iki anlamı (azap/yakîn) yan yana verip te'kid vurgusuna dikkat çeker; Kurtubî sadece dil/belağat açısından iki muhtemel anlamı (sıdk/azap) kısaca zikreder; Beydâvî ise ayeti Lût kıssasının bağlamına yerleştirip elçilerin sözünü hem psikolojik hem anlamsal açıdan detaylandırır. Bu farklar, müfessirlerin yöntem tercihlerinden (rivayet ağırlıklı, dilbilimsel özet, bağlamsal-belağî tahlil) kaynaklanır.

Historical context

Daha erken dönem müfessiri Râzî rivayet ve dil analizini bir arada kullanırken, sonraki dönemde Kurtubî meseleyi daha özet biçimde dilbilimsel ihtimallerle sınırlı tutmuş, Beydâvî ise ayeti bütünsel bağlam ve belağat çerçevesinde daha anlatısal bir şekilde işlemiştir; temel anlam çekirdeği (azap/kesinlik) zaman içinde sabit kalmış, sunum tarzı değişmiştir.

Modern connection

Bu ayet, haber verilen bir gerçeğin kuşkuyla karşılanmasına rağmen sözün doğruluğunun ve kesinliğinin altını çizmesiyle, günümüzde de doğru bilgiye güven ve sabırla hakikati anlatma çabasına dair bir hatırlatma sunabilir. İlim ve iman arasındaki uyum, bir haberin veya bilginin temkinli ama kararlı bir şekilde aktarılmasıyla ilişkilendirilebilir. Ayrıca toplumsal panik ve kuşku anlarında sükunet ve doğruyu ihlasla iletme tutumu, bugün için de yapıcı bir örnek olarak düşünülebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar