وَقَالَ مُوسَىٰٓ إِن تَكْفُرُوٓا۟ أَنتُمْ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا فَإِنَّ ٱللَّهَ لَغَنِىٌّ حَمِيدٌ
“And Moses said: Though ye and all who are in the earth prove thankless, lo! Allah verily is Absolute, Owner of Praise.” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre âyetteki 'Ganî' ismi, Allah'ın yarattıklarına hiçbir ihtiyacının bulunmadığını ifade eder. 'Hamîd' ismi ise Allah'ın kendini kullarına karşı hamde/şükre layık kıldığını, yani onlardan kendisine hamd edilmesini istediğini belirtir.
غني عن خلقه، {حميد} قال: «مستحمد إليهم»
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Bu müfessire göre Allah'ın kulluk ve şükrü emretmesi, kula dönen faydalar içindir, yoksa Allah'a herhangi bir faydası dokunmaz; çünkü O zâtı itibariyle vâcibü'l-vücûddur ve tüm kemalâtı bakımından da vâcibü'l-vücûddur, dolayısıyla Ganî ve Hamîd'dir. Bu nedenle şükredenlerin şükrü O'na bir şey eklemez, küfredenlerin küfrü de O'ndan bir şey eksiltmez.
فثبت بهذا التقرير الذي ذكرناه أن كونه غنيا حميدا يقتضي أن لا يزداد بشكر الشاكرين ، ولا ينتقص بكفران الكافرين
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre bu ayette Allah'ın kullarının şükründen müstağni olduğu, zatıyla Ganî ve Hamîd (hamde layık) olduğu, kulların küfür ve isyanının O'nun hükümranlığına hiçbir zarar vermeyeceği bildirilmektedir. Allah'ın gına vasfı kemal derecesindedir ve bu vasıfta hiçbir varlık O'na eş olamaz; O tüm söz ve fiillerinde hamde layık olandır.
الغني الذي قد كمل في غناه وهو الله هذه صفته لا تنبغي إلا له ليس له كفء وليس كمثله شيء سبحان الله الواحد القهار والحميد المستحمد إلى خلقه أي هو المحمود في جميع أقواله وأفعاله لا إله غيره ولا رب سواه
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre bu ayet Musa'nın kavmine hitaben aktardığı bir sözdür; Allah şükrün nimetin artmasına, küfrün ise şiddetli azaba yol açacağına dair haber vermiştir. Kerem sahiplerinin âdeti vaadi açıkça söylemek, tehdidi ise dolaylı ifade etmektir. Devamındaki ayette Musa, insanların küfrünün Allah'a zarar vermeyeceğini, çünkü O'nun zâtında gani ve hamîd olduğunu, küfrün ancak küfredenlerin kendilerine zarar vereceğini bildirmiştir.
لئن شكرتم يا بني إسرائيل ما أنعمت عليكم من الانجاء وغيره بالإيمان والعمل الصالح. لأزيدنكم نعمة إلى نعمة. ولئن كفرتم ما أنعمت عليكم. إن عذابي لشديد فلعلي أعذبكم على الكفران عذابا شديدا ومن عادة أكرم الأكرمين أن يصرح بالوعد ويعرض بالوعيد
Comparison
Common ground
Tüm müfessirler 'Ganî' ve 'Hamîd' isimlerini Allah'ın kullarına ve onların şükür/küfrüne mutlak muhtaç olmadığı şeklinde yorumluyor; kulların hamd ya da inkarının O'nun zatına hiçbir şey eklemediği veya eksiltmediği konusunda birleşiyorlar.
Differences
Taberî ve Beydâvî ayeti öncelikle dil ve belağat açısından incelerken, Râzî konuyu kelamî/akli istidlal ile vâcibü'l-vücûd kavramı üzerinden temellendiriyor. İbn Kesîr ise rivayet ve nakle (hadis, sahâbe/tâbiîn görüşleri) dayanarak yorumluyor. Beydâvî ayrıca ayetin bağlamını Musa'nın kıssasına bağlayıp şükür-nimet artışı, küfür-azap ilişkisini vurguluyor; bu diğerlerinde daha az öne çıkan bir nokta.
Historical context
Erken dönem müfessiri Taberî dil temelli sade bir açıklama sunarken, sonraki dönemlerde Râzî'nin kelamî yöntemle akli ispatlara yönelmesi, İbn Kesîr'in rivayet ağırlıklı yaklaşımı ve Beydâvî'nin belagat ile bağlamsal okumayı birleştirmesi, tefsir geleneğinin farklı yöntemsel eğilimlerinin zaman içinde çeşitlendiğini fakat temel anlam üzerinde bir kayma olmadığını gösteriyor.
Modern connection
Bu ayet, insanın yaptığı ibadet ve şükrün Allah'a bir fayda sağlamadığını, asıl faydanın kişinin kendi ahlaki ve ruhi olgunluğuna döndüğünü hatırlatır; bu da ibadetin ihlasla, çıkar beklemeden yapılması gerektiği fikrini besler. Günümüzde bu anlayış, kişinin şükür ve hizmet bilincini çıkar veya karşılık beklemeden, sadece kendi iç dünyasını ve toplumsal ilişkilerini geliştirmek için sürdürmesine dair bir ilham sunabilir. Aynı şekilde ilim ve iman arasındaki uyum düşüncesiyle, kulun kendi çabasının sonucundan bağımsız olarak var olan bir hakikate işaret ettiği söylenebilir.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar