“(Even to) hell? They are exposed thereto. A hapless end!” — M. M. Pickthall
Taberî9-10. c.✓ Citation verified
Taberî'ye göre 'şerru me'âb' ifadesi cehennemi tercüme etmektedir; anlam, kâfirlerin kıyamet günü döneceği yerin şer olduğu, öldükten sonra dönüşlerinin cehenneme olduğu ve orada kalışlarının kötü olduğudur. Ayrıca bazı görüşlere göre Allah'ın nimetini küfre çevirenlerin Beni Ümeyye ve Beni Mahzum olduğu nakledilmiştir.
ومعنى الكلام: إن للكافرين لشر مصير يصيرون إليه يوم القيامة، لأن مصيرهم إلى جهنم، وإليها منقلبهم بعد وفاتهم يقول: وبئس المستقر هي جهنم لمن صلاها
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified
Râzî'ye göre bazı âlimler 'mihâd'ı uyku için yayılan döşek olarak açıklamış; cehennemde azap gören kişi ateşe yatırıldığından bu, onun için bir döşek (meâd) sayılmıştır. Ayrıca Ferrâ'nın görüşüne dayanarak 'es-sılî' kelimesinin 'yakıt/ateş' anlamına gelen bir isim olduğu, kesre ile okunduğunda uzun (medli), fetha ile okunduğunda kısa (maksur) telaffuz edildiği; ya harfinin ötreli okunuşunun ise 'ateşin sıcaklığına maruz bırakmak' anlamındaki fiilden geldiği belirtilmiştir.
قال الفراء : الصلي : اسم الوقود وهو الصلاء إذا كسرت مدت ، وإذا فتحت قصرت ، ومن ضم الياء فهو من قولهم : أصلاه الله حر النار اصلاء
Kurtubî13. c.✓ Citation verified
Kurtubî, İbn Zeyd'in görüşüne dayanarak 'dâru'l-bevâr' ifadesinin cehennemi ifade ettiğini belirtir. Bu okumaya göre 'cehennem' kelimesi 'dâru'l-bevâr' ifadesinden bedel olarak mansub olduğu için, bu iki kelime arasında vakf yapılmaması gerektiğini açıklar. Ancak eğer 'cehennem' kelimesi takdiri bir zamirle merfû okunursa (yani 'hiye cehennem' anlamında) o zaman 'dâru'l-bevâr' üzerinde vakf yapmanın güzel olacağını ifade eder.
بين أن دار البوار جهنم كما قال بن زيد وعلى هذا لا يجوز الوقف على دار البوار لأن جهنم منصوبة على الترجمة عن دار البوار
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified
İbn Kesîr'e göre bu ayette geçen ifade, ateşe girmeyi ve ateşin onları her taraftan kuşatıp kaplamasını anlatmaktadır. Yani kişi ateşin içine girer ve alevler onu tüm yönlerden sarar.
أي يدخلونها فتغمرهم من جميع جوانبهم
Beydâvî13. c.✓ Citation verified
Beydâvî'ye göre 'Allah'ın nimetini küfre değiştirenler' ifadesi, nimete şükür yerine küfrü koymak ya da nimetin kendisini küfür yoluyla elden çıkarmak anlamına gelir; bu kişiler nimeti inkar ettiklerinde nimet kendilerinden alınmış ve yerine küfür sıfatı yerleşmiştir. Örnek olarak Mekke halkı verilir: Allah onları Harem'de yerleştirmiş, Beytullah'ın hizmetçisi kılmış, rızıklarını genişletmiş ve Hz. Muhammed ile şereflendirmiş iken onlar bu nimeti inkar ettiler, bunun sonucunda kıtlık, esaret, Bedir'de öldürülme ve zillet ile cezalandırıldılar. Ayrıca Ömer ve Ali'den nakledilen bir görüşe göre bunlar Kureyş'in iki fasık kolu olan Benî Mahzum ve Benî Ümeyye'dir.
أي شكر نعمته كفرا بأن وضعوه مكانه، أو بدلوا نفس النعمة كفرا، فإنهم لما كفروها سلبت منهم فصاروا تاركين لها محصلين للكفر بدلها كأهل مكة، خلقهم الله تعالى وأسكنهم حرمه وجعلهم قوام بيته ووسع عليهم أبواب رزقه وشرفهم بمحمد صلى الله عليه وسلم
Comparison
Common ground
Taberî, İbn Kesîr, Kurtubî ve Beydâvî farklı ifadeler üzerinden de olsa ayetin cehennemi ve kâfirlerin dönüş yerinin kötülüğünü anlattığı konusunda birleşir; Taberî ve Beydâvî ayrıca Allah'ın nimetini küfre çevirenlerin Beni Ümeyye ve Beni Mahzum olduğuna dair Ömer ve Ali'den gelen aynı rivayeti nakleder.
Differences
Taberî ve Kurtubî rivayet ve i'rab/vakf meselelerine ağırlık verirken, Râzî dilbilimsel ayrıntılara (kıraat farkları, sarf-nahiv) odaklanır; İbn Kesîr ateşin kuşatıcılığını tasvirle anlatırken, Beydâvî ise nimet-küfür ilişkisini kavramsal olarak ikiye ayırıp tarihsel bir örnekle (Mekke halkının kıssası) destekler. Bu farklar, müfessirlerin öncelikli yöntemlerinden (rivayet, dil tahlili, i'rab, tarihsel bağlam) kaynaklanır.
Historical context
Taberî'den Beydâvî'ye uzanan süreçte cehennem tasviri ve ilgili rivayetler sabit kalırken, zamanla dil ve belağat tahlilleri (Râzî, Kurtubî) ile kavramsal derinleştirme (Beydâvî) ön plana çıkmış; temel anlam çerçevesi değişmeden yorum teknikleri çeşitlenmiştir.
Modern connection
Bu karşılaştırmalı okuma, nimetlere karşı şükür bilincinin ahlaki ve toplumsal bir sorumluluk taşıdığını hatırlatır. Sahip olunan imkanların (bilgi, güvenlik, rızık gibi) yapıcı ve hizmet odaklı bir tutumla değerlendirilmesi, bireysel ve toplumsal dayanışmayı güçlendirebilir. Bu bağlamda ayet, ilim ile iman arasındaki uyumu ve şükür-sabır dengesini düşünmeye davet eder.
AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar