وَقَدْ مَكَرَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَلِلَّهِ ٱلْمَكْرُ جَمِيعًا يَعْلَمُ مَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ وَسَيَعْلَمُ ٱلْكُفَّٰرُ لِمَنْ عُقْبَى ٱلدَّارِ

“Those who were before them plotted; but all plotting is Allah's. He knoweth that which each soul earneth. The disbelievers will come to know for whom will be the sequel of the (heavenly) Home.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre bu ayette bütün hile sebepleri Allah'ın elinde ve tasarrufundadır; hiçbir hile sahibinin hilesi, Allah'ın zarar vermeyi murad ettiği kimseden başkasına zarar vermez. Geçmiş ümmetlerin hile yapanları kendi hilelerinin zararını kendilerine çekmiş, Allah'a karşı gelmeleri sebebiyle helak olmuş, resulleri ise kurtulmuştur. Aynı şekilde Kureyş müşrikleri de Peygamber'e (s.a.v.) hile kurmaktadır, ancak Allah onu bu hileden kurtaracak ve hilenin zararı yalnız onlara dönecektir; Allah onların yaptıklarını bilir ve kıyamet günü ahiret akıbetinin kime ait olduğunu öğreneceklerdir.

لا يضر مكر من مكر منهم أحدا إلا من أراد ضره به، يقول: فلم يضر الماكرون بمكرهم إلا من شاء الله أن يضره ذلك، وإنما ضروا به أنفسهم
Zemahşerî12. c.✓ Citation verified

Zemahşerî'ye göre 'dâr'dan kasıt dünyadır ve onun 'ukbâ'sı, kulun rahmet ve rıdvan ile hatimesinin gelmesi, ölüm anında meleklerin onu müjde ile karşılamasıdır. Kötü akıbetin de bu isimle anılmaması gerektiğini, çünkü Allah'ın dünyayı ahirete geçiş yeri kıldığını ve kullarından ancak hayır işlemelerini istediğini belirtir; dolayısıyla asıl akıbet hayır akıbetidir, kötü akıbet ise facirlerin bu düzeni tahrif etmelerinin bir sonucudur ve bu nedenle itibara alınmaz.

وأما عاقبة السوء فلا اعتداد بها ؛ لأنها من نتائج تحريف الفجار
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Râzî'ye göre önceki ümmetlerin kâfirleri de peygamberlerine (Nemrud-İbrahim, Firavun-Musa, Yahudiler-İsa gibi) tuzak kurmuşlardır; ancak bütün bu tuzakların yaratılışı ve gerçekleşmesi Allah'ın dilemesi ve takdiriyledir, O'nun izni olmadan hiçbir tuzak zarar veremez. Bu durum Hz. Peygamber için bir teselli ve güvence niteliğindedir, çünkü korku da ümit de yalnızca Allah'a yönelik olmalıdır. Metinde ayrıca bazılarının 'mekrin cezası Allah'a aittir' şeklindeki alternatif yorumu da aktarılmış, fakat Vâhidî'nin görüşü (mekrin Allah'tan olduğu) daha açık bulunmuştur.

وفيه تسلية للنبي صلى الله عليه وسلم وأمان له من مكرهم ، كأنه قيل له : إذا كان حدوث المكر من الله وتأثيره من الممكور به أيضا من الله وجب أن لا يكون الخوف إلا من الله تعالى وأن لا يكون الرجاء إلا من الله تعالى
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre ayet, Mekke müşriklerinden önce geçmiş peygamberlere de tuzak kurup onları yalanlayan toplumların bulunduğunu, ancak sonucun yine peygamberler için güzel olduğunu anlatır. Buna göre 'mekr' Allah'a nispet edildiğinde, kâfirlerin hilelerine karşılık olarak dünya ve ahirette mükafat veya ceza şeklinde tecelli eden bir cezalandırmadır. Bu ifade aynı zamanda müşrikler için bir tehdit ve uyarı niteliğindedir.

فلله خير المكر أي يجازيهم به من خير وشر فيجازي عليه أي عاقبة دار الدنيا ثوابا وعقابا أو لمن الثواب والعقاب في الدار الآخرة وهذا تهديد ووعيد
İbn Kesîr14. c.✓ Citation verified

İbn Kesîr, ayette geçen kıssanın Nemrûd ile ilgili olduğunu, Allah'ın peygamberlerine tuzak kuranlara karşı tuzak kurup akıbeti muttakiler için hayırlı kıldığını aktarır. Allah'ın tüm sırları ve niyetleri bildiğini, her çalışana amelinin karşılığını vereceğini, dünya ve ahirette galibiyetin peygamberlere tabi olanlara ait olduğunu belirtir. Nemrûd'un yeryüzündeki ilk zorba (cebbar) olduğu, dört yüz yıl hükümdarlık yaptığı ve Allah'ın ona bir sivrisinek musallat ederek dört yüz yıl aynı şekilde azap ettiği rivayet edilir.

قال هو النمرود الذي بنى الصرح قال ابن أبي حاتم وروي عن مجاهد نحوه وقال عبد الرزاق عن معمر عن زيد بن أسلم أول جبار كان في الأرض النمرود فبعث الله عليه بعوضة فدخلت في منخره فمكث أربع مئة سنة يضرب رأسه بالمطارق
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre 'yerden eksiltme' ifadesi, kâfirlerin topraklarının Müslümanların fetihleriyle giderek daralmasını anlatır. Allah'ın hükmüne karşı çıkacak, onu geri çevirecek kimse yoktur; bu hüküm İslam'ın galip, küfrün mağlup olacağı yönündedir ve değiştirilmesi mümkün değildir. Allah'ın 'mekri' ise kâfirlerin peygamberlere ve müminlere kurdukları tuzaklara karşılık, sonucu belirleyen ve gerçek kudret sahibi olan mekrdir.

والمعنى أنه حكم للإسلام بالقبال وعلى الكفر بالإدبار وذلك كائن لا يمكن تغييره

Comparison

Common ground

Tüm müfessirler ayeti, geçmiş ümmetlerin peygamberlerine kurduğu tuzaklarla Kureyş müşriklerinin Hz. Peygamber'e kurduğu tuzağı paralel okur; Allah'ın mekrinin/tasarrufunun her hileden üstün olduğu ve nihai akıbetin peygamberler/müminler için hayırlı olacağı vurgusu ortaktır.

Differences

Taberî ve Râzî kıraat farklılıkları ve kader-kesb tartışması üzerinden dilbilimsel/kelamî tahlile yönelirken, Zemahşerî 'dâr' ve 'ukbâ' kavramlarını teolojik-belağî açıdan yorumlayıp kötü akıbeti itibarsız sayar. Kurtubî ve İbn Kesîr rivayet ağırlıklı yaklaşıp Nemrûd kıssasını somutlaştırır; Beydâvî ise ayeti daha siyasi-tarihsel bir çerçevede İslam'ın fetihlerle yayılmasına bağlar. Bu farklar müfessirlerin dilci, kelamcı, rivayetçi veya tarihsel-yorumcu eğilimlerinden kaynaklanır.

Historical context

Erken dönem müfessirler (Taberî, Zemahşerî, Râzî) daha çok dil ve kelam tartışmalarına odaklanırken, sonraki dönem müfessirler (Kurtubî, İbn Kesîr, Beydâvî) rivayetleri ve tarihsel-siyasi yorumları daha belirgin şekilde işlemiştir; temel mesaj olan 'Allah'ın tuzağının üstünlüğü' fikri ise tüm dönemlerde sabit kalmıştır.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, güçlük ve haksızlık karşısında sabrın ve Allah'a güvenin insanı teselli ettiği fikrini hatırlatır. Toplumsal zorluklarla karşılaşan kişi ya da topluluklar için, ihlasla ve doğru bir amaçla çalışmanın nihayetinde hayırlı bir sonuca ulaşacağına dair umut taşıyan bir bakış sunar. Bu bağlamda, ilim ve sabrın birlikte yürümesi, insanı yıkıcı değil yapıcı bir tutuma yöneltebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar