وَيَٰقَوْمِ أَوْفُوا۟ ٱلْمِكْيَالَ وَٱلْمِيزَانَ بِٱلْقِسْطِ وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ

“O my people! Give full measure and full weight in justice, and wrong not people in respect of their goods. And do not evil in the earth, causing corruption.” — M. M. Pickthall

Tafsirs

AI-generated
Taberî9-10. c.✓ Citation verified

Taberî'ye göre bu ayet, Şuayb'ın kavmine yönelik çağrısını nakletmektedir: ölçü ve tartıyı adaletle tam yerine getirmelerini emretmektedir. Bu, hak sahiplerinin ölçülüp tartılan haklarını, eksiltmeden ve kısmadan tam olarak vermek anlamına gelmektedir.

أوفو الناس الكيل والميزان بالقسط، يقول: بالعدل، وذلك بأن توفوا أهل الحقوق التي هي مما يكال أو يوزن حقوقهم على ما وجب لهم من التمام بغير بخس ولا نقص
Kurtubî13. c.✓ Citation verified

Bu metinde Kurtubî, söz konusu ayete dair açıklamayı bu bölümde tekrar vermeyip, konunun daha önce Hûd sûresi tefsirinde ve başka yerlerde ele alındığını belirtmekle sınırlı bir atıf yapmaktadır. Dolayısıyla bu metin, ayetin içeriğine dair müstakil bir görüş sunmamakta, okuyucuyu önceki açıklamaya yönlendirmektedir.

تقدم في هود وغيرها
Fahreddin er-Râzî12-13. c.✓ Citation verified

Bu müfessire göre 'îfâ' (tam ölçüp tartma), hakkın üzerine bir miktar fazlasını vermekle gerçekleşir; bu nedenle önceki ayette eksik ölçüp tartmak yasaklanmış, bu ayette ise fazladan verme emredilmiştir. Ayrıca 'bi'l-kıst' ifadesi adaletle hakkı eda etmeyi, yükümlülükten kesin olarak çıkma güvencesini sağlayacak şekilde ifa etmeyi ifade eder ve bu tekrar, muamelelerin mutlak surette haram olmadığını, sadece eksik ölçmenin yasaklandığını göstermek içindir.

والإيفاء عبارة عن الإتيان به على سبيل الكمال والتمام
Beydâvî13. c.✓ Citation verified

Beydâvî'ye göre ölçü ve tartıda ifâ (tam vermek) emrinin, aksinin nehyinden sonra tekrar zikredilmesi, sadece kasıtlı eksik ölçmekten kaçınmanın yetmediğini, gerekirse ziyadeyle bile olsa tam ölçüp tartmaya çalışmanın gerektiğini vurgular. 'Bâhs' (eksiltme) ve 'ifsad' kavramları, sadece miktar ile ilgili haksızlıkları değil, insanların her türlü hakkına yönelik eksiltme ve yeryüzündeki her çeşit bozgunculuğu kapsayacak şekilde genel anlamda okunmaktadır. Ayrıca bazı görüşlere göre bâhs ile gümrük/vergi alma (mekes), 'ta'sev' ile de hırsızlık, yol kesme ve baskın kastedilmiş olabilir.

فإن العثو يعم تنقيص الحقوق وغيره من أنواع الفساد

Comparison

Common ground

Taberî, Râzî ve Beydâvî ayetin ölçü-tartıda adaleti ve tam ifayı emrettiği konusunda birleşir; 'bi'l-kıst' ifadesinin adaletle hakkı tam eda etmek anlamına geldiği ortak vurgudur. Kurtubî ise bu bölümde müstakil görüş sunmayıp önceki açıklamalara atıfla sınırlı kalır.

Differences

Taberî dil tahlili ile sade bir tefsir sunarken, Râzî ifa kavramını fıkhi bir çıkarımla genişletip fazladan verme gerekliliğine ve muamelelerin haram olmadığına dair sonuç çıkarır. Beydâvî ise tekrarın hikmetini tahsis-tamim ilişkisiyle açıklayıp bâhs ve ta'sev kavramlarını genel bir bozgunculuk ve hak ihlali çerçevesine taşır, hatta gümrük ve yol kesme gibi nakledilen ek yorumlara yer verir. Kurtubî'nin farkı ise içerik değil, yöntemsel: çapraz referansla konuyu tekrar etmemesidir.

Historical context

Taberî'nin erken dönem yaklaşımı sözcük anlamına dayalı sade bir açıklama sunarken, sonraki müfessirler (Râzî, Beydâvî) aynı temel okumayı koruyup üzerine fıkhi ve belâgi katmanlar ekleyerek ayetin kapsamını ticari adaletten toplumsal bozgunculuğa dek genişletmiştir. Kurtubî'nin atıf yöntemi ise tefsir birikiminin metinler arası bir bütünlük içinde okunduğunu göstermektedir; temel mesaj sabit kalmış, yorumun derinliği ve kapsamı zamanla zenginleşmiştir.

Modern connection

Bu karşılaştırmalı okuma, alışveriş ve emek ilişkilerinde ölçü-tartıyı tam ve adil yapmanın sadece hukuki bir zorunluluk değil, ahlaki bir duruş olduğunu hatırlatır. Hak ve emeğe saygı, toplumsal dayanışmayı güçlendiren bir ilke olarak günlük hayatta ihlas ve dürüstlükle yaşanabilir. Ayrıca bozgunculuktan kaçınma vurgusu, bireysel adaletin toplumsal huzura katkısını düşündürebilir.

AI analysis — not a fatwa or ruling, not yet reviewed by a scholar